Genel

Orta Doğu’da Sınırlar Yeniden Çiziliyor

Kendi ülkemize, yaşam değerlerimize ve sınırlarımıza sahip çıkalım.

20. yüzyılın başında 1. Dünya Savaşı’nın galibi olan İngiltere ve Fransa, dünyayı kendi istekleri doğrultusunda şekillendirdiler. Savaşın sonlarına doğru İtilaf Devletleri, Avrupa’nın “Hasta Adamı” olan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını paylaşmışlardı. Kendi aralarında yapılan bu gizli anlaşmanın mimarları İngiliz Mark Sykes ve Fransız François Georges Pikot idi. Bu iki görevli diplomatın hazırladığı anlaşmaya da Sykes – Pikot Anlaşması dendi.

Yapılan bu anlaşmaya göre Osmanlı toprakları şöyle paylaşılmıştı:

  • Rusya’ya; Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı veriliyordu.
  • Türkiye’nin Ege Bölgesi’nin bir kısmı ile Batı Akdeniz bölümü İtalyanlara bırakılıyordu.
  • Fransa’ya; Doğu Akdeniz Bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul, Suriye ve Lübnan…
  • İngiltere’ye; Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ve Basra’yı içine alan Güney Mezopotamya veriliyordu.
  • İskenderun serbest liman oluyordu.
  • Filistin’de ise kutsal yerlerin olmasından dolayı uluslararası bir yönetim kuruluyordu.

Gerçekleşen Bolşevik Devrimi sonucunda Rusya anlaşmadan çekilirken aynı zamanda yapılan gizli anlaşmayı deşifre etti.

Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri ile önce Mondros Anlaşması ve ardından da Sevr Anlaşması imzaladı. Yapılan bu anlaşmalar ile Osmanlı’nın elindeki tüm topraklar alınarak Anadolu’nun içinde orta yerde denizlerle bağlantısı olmayan bir kara parçası bırakılıyordu. “Avrupa’nın Hasta Adamı”nın elindeki tüm varlıklara el konularak ölüme terk edildiği koşullarda Anadolu’da Türk Kurtuluş Savaşı başladı. Yapılan savaşlar sonunda Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Osmanlı’nın yıkıntıları üstünde genç Türkiye Cumhuriyeti yükselirken Osmanlı’nın diğer toprakları üzerinde İngiltere’ye ve Fransa’ya bağlı Arap hanedanlarının egemen olduğu yapay manda devletler kuruldu.

Orta Doğu Yeniden Paylaşılıyor

1916 yılında imzalanan Sykes- Picot anlaşmasının üstünden tam 107 yıl geçti. Bu geçen zaman içinde bir dünya savaşı oldu ve Sovyet Sistemi çöktü. Dünyada yeni dengeleri oluştu. 2. Dünya Savaşı’nın galibi ABD, gücünden biraz kaybetse de yine askeri ve ekonomik olarak dünyanın en güçlü ülkesidir. Bu zaman içinde ABD’ye rakip olarak çıkan Rusya, Çin, AB, Hindistan, Japonya gibi ülkeleri sayabiliriz. Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası çerçevesinde dünyada yeni güç odakları ortaya çıkıyor. Bu ülkeler arasında belli ülkeleri hedef alan ittifaklar oluşuyor. Yazımızın kahramanı olan ABD, gelişen Çin tehdidine karşı öncelikle Rus engelini aşmak için Ukrayna savaşını başlattı. Rusya’ya karşı yaptırımlarla süren yıpratma savaşı devam ederken diğer yandan da Çin’in 300 milyar dolar harcayarak hayata geçirmek istediği Avrupa’ya giden “Bir Kuşak Bir Yol” projesini işlemez hale getirmek için ABD, hamle üstüne hamle yapıyor. Çin’in yolu üstündeki ülkeleri kendi kontrolüne alarak Çin’in bu projesini sabote ediyor. Diğer yandan Çin’in yaptığı üretim tarzını gerçekleştirecek olan Hindistan devreye sokuldu. ABD ve AB; Hindistan, Suudi Arabistan İsrail, Yunanistan üzerinden geçecek bir yol projesini gerçekleştirmek için bir karara vardılar. Yalnız, bu projeyi tehdit eden bir Filistin Sorunu gibi bir engel vardı.

Hamas’ın zamansız eylemleri, bu yolun güvenliğinde sorunlar çıkardığı gibi aynı zamanda İsrail açıklarında Akdeniz’in tabanında yeni keşfedilen enerji yataklarına kurulması istenen Filistin Devleti’nin de ortak olma ihtimali vardı. Bu yüzden hem Hindistan- AB yolunun güvenliği hem de Akdeniz’deki doğal gaz yataklarına başka ortak istememe tavrı birleşince İsrail’de silahlar patladı.

Şimdi bu bölgede savaş gittikçe başka unsurları içine alacak şekilde genişlemeye başladı. Şimdi konusunda uzman olanlar “Armegedon Savaşı mı başlıyor?” sorusunu soruyorlar. Yahudi Tevrat ve İncil’den ilhamını alan bir din savaşının nereye varacağını bu planı yapanlar dahi bilemiyorlar.

Yüz yıllık süreç içinde Batılı emperyalist ülkeler ve Siyonizm, Müslüman ülkelerde özellikle Orta Doğu’da ulus devletlerin oluşmasına engel oldular. Anadolu’da kurulan laik, modern Türk ulus devletine de hep düşman kesildiler. 1938’de Atatürk’ü öldürerek, bağımsız politika uygulamalarına ve Türk modernleşme sürecine son vererek Türkiye’yi aynı Orta Doğu ülkelerine benzettiler.

Emperyalizm ve siyonizm, ulus devletlerin ve modernleşmenin, laikliğin, bağımsızlığın can düşmanıdır. Bu bölgede ulus devlete karşı çıkan ve Kemalizme düşmanlık eden tüm akımlar emperyalizmin ve siyonizmin ajanıdırlar. Emperyalizm ve siyonizm, Orta Doğu’yu etnik ve mezhep temelinde bölerek burada yaşayan halkları kırdırdı ve kırdırmaya da devam ediyorlar.

Dünyanın merkezi alanında yer alan Orta Doğu’da kartlar yeniden karılıyor. Yaklaşık yüz yıl önce İngiltere ve Fransa’nın çizdiği haritaların üstüne başka güçler bir çarpı çizerek yeni haritalar oluşturuyorlar. Büyük Orta Doğu Projesi başlangıcında Amerikan Dışişleri Başkanı Condoleezza Rice, operasyona başlarken bu bölgede yer alan 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini belirtmişti ve ardından da ABD kaynaklı bir harita yayımlanmıştı.

Rice’ın haritasında Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’su Kürdistan’a veriliyordu.

Bugün Orta Doğu’nun ve dünyanın merkezinin haritasını çizenler ABD ve Siyonizmdir. Bu ikilinin yanında İngiltere de yer almaktadır. Siyonizmi salt bir İsrail olarak görmek büyük bir hatadır. Küresel şirketlerin, mali sermayenin başında Yahudi ve Siyonist olan bu çevreler yer alıyor. ABD ve AB politikalarında etkili olan Siyonist güçler, Orta Doğu’nun şekillenmesinde belirleyici olarak süreci yönlendiriyorlar. İsrail, bir Yahudi devleti olarak “Vadedilmiş Topraklar”ı kendi ülkesine katarken aynı zamanda Kuzey Irak’ta ve Suriye’nin kuzeyinde ikinci ve üçüncü İsrail devletlerini oluşturuyor. Siyonizmin isteklerini (devlet ve toprak olarak) Vadedilmiş Topraklarla sınırlı düşünmek çok yanıltıcı olur. Son yıllarda, Ukrayna’yı savaş sonunda bir Yahudi devleti olarak inşa etme düşüncesini devlet başkanı Zelenski sık sık dile getiriyor. Ukrayna savaşının finansmanında Yahudi çevrelerinin olduğunu görüyoruz. Ayrıca Balkanlar’da merkezin Edirne veya Selanik olduğu bir Yahudi devleti Trakya Devleti adı altında oluşturulmaya çalışılıyor. Türkiye’nin Trakya kesimini içine alan ve Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan da toprak alarak yeni bir devletin altyapısının temeli atılıyor.

Ayrıca Kıbrıs’ın bir Yahudi devleti olması için dünyadaki Yahudi inançlılar bu adaya yönlendiriliyorlar. Ekonomisi tümüyle bu çevrelerin kontrolünde olan bu adada arazi satışlarıyla devletin alt yapısı aynı Trakya’da olduğu gibi yeni kurulacak devlet için hazırlanıyor. Ukrayna’da, Balkanlar’da ve Kıbrıs’ta kurulması istenen Yahudi devletleri çalışmalarının her biri ayrı bir yazının konusudur. Fırsat bulduğumuzda bu konuları da içeren yazılarımızı bu sayfalarda görme imkanınız olacaktır.

Dünya siyonizmi, dünyanın bu merkezinde Avrupa ile Asya’nın tam ortasında Ukrayna’nın Odesa şehrinden başlayarak İsrail’e kadar uzanan bir hat üstünde büyük bir Yahudi devleti kurmak istiyor.

Parasal bir sorunu olmayan ve askeri, siyasi olarak da çok avantajlı bir konumda olan Siyonizmin bu idealinin gerçekleşmesi ona karşı olan güçlerin mücadelesine bağlıdır.

Siyonizm, Türkiye’yi tasfiye etmek istiyor.

Yüz yıl önce Sevr anlaşmasında Türklere yaşaması için Orta Anadolu’da küçük bir toprak parçası bırakılmıştı. Şimdi ise Türkler, tümüyle Anadolu’dan sökülerek Orta Asya’nın steplerine atılmak isteniyor. Son zamanlarda Anayasadan Türklüğü içeren maddelerin tümüyle çıkarılmak istenmesi ve Türkiye’ye 13 milyon yabancının doldurulmasını bu temelde yorumlamak gerekir. Bu cümleden hareketle, “80 milyon insanı bir yerden bir yere sürmek o kadar kolay mı?” diye bir itiraz gelebilir.

Emperyalizm ve Siyonizm, için bu gibi hareketler, çocuk oyuncağı gibi gelir. Hamas -İsrail çatışmasında yetkili çevreler nasıl kıyım yapacaklarını açıkça oraya koyuyorlar ve bu soykırımda kendilerini hiçbir ahlaki, hukuki kuralla sınırlamak istemediklerini utanmadan dile getiriyorlar. Ayrıca “Küresel iklim sorunu ve olası göç hareketleri” konusunda dünyaya yön veren çevreler, konuşurlarken yüz milyonlarca insanın doğduğu toprakları terk ederek göçmen olacaklarını belirtiyorlar. Emperyalizm ve siyonizm, dünyayı önce karıştırarak, yıkarak, yok ederek sonra da istediği biçimde şekil vererek kurmak istiyor. Son yıllardaki iklim bahanesiyle yerinden yurdundan edilen milyonların hareketini organize edenler yine emperyalist çevrelerdir.

Türkiye’nin, göç hareketleriyle, demografik yapısı bozulduğu gibi ulus devlet özelliği de yok ediliyor.

Küresel çetelerce sokulan bu kanlı süreçte insanlık çok acılar çekip canından oldukları gibi her şeylerini yitirecekler.

Hamas – İsrail çatışması olarak başlayan çatışmaların, yakın bir süreçte Lübnan’da Hizbullah’ı da içine çekerek bölgesel bir özellik kazanacağı görülüyor. İran’ın da işin içine katıldığı bir savaşta Türkiye’nin dışarıda kalması mümkün değildir. O halde ilk akla gelen soruyu sorarak düşünmeye devam edelim:

Ne Yapmalı?

Hamas’ı İngiliz işbirlikçisi olan Müslüman Kardeşler örgütü kurmuştu. Hamas, var olduğundan bu yana Filistinlileri mezhep çatışmasının içine çekerek İsrail ve emperyalizmin politikalarına hizmet etti. Bu yaptığı son hamle ile de İsrail’e, Siyonizme bulunmaz bir fırsat verdi. İsrail’in, Siyonizmin Orta Doğu’yu şekillendirmenin fitilini ateşledi.

1945’ten beri devam eden Türkiye’nin dincileşme sürecinde İhvancı AKP, 2 binli yılların başında iktidara geldi. Geldiğinden bu yana da sürekli olarak Filistin konusunu kamuoyunda canlı tutuyor. Filistin sorunu üzerinden din istismarı yaparak kitleleri din temelinde eğitme ve örgütleme çalışması yürütüyor. Son günlerde İsrail’de olan çatışmalar, AKP iktidarına sonsuz bir olanak sağladı. Orta Doğu’da yaşananları bir din çatışması temelinde yorumlayarak Türk ulusunu Arap ümmetçiliğinin kuyruğuna takmaya çalışıyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de din ve mezhep temelinde bölünerek ümmetçilik yapmakla sadece Siyonist planlara hizmet edilir.

Ümmetçi kafa ile, Türkiye’ye yönelik tehdit bertaraf edilemez. AKP iktidarı, Türkiye’yi saran, kuşatan ABD projesini bile doğru okumaktan çok uzaktır. İktidarda olduğu süre içinde uyguladığı Suriye, Irak ve Açık Kapı Politikasıyla emperyalizme hizmet etmiştir. Çatışmalarla birlikte daha da artacak olan Araplaştırma politikası Türk ulusuna en büyük bir tehdit olacaktır.

Diğer yandan CHP’de şekillenen muhalefetin halka vereceği bir önderlik, ABD ve AB işbirlikçiliği ile lekeli olacaktır.

Orta Doğu’da olanları Siyonizmin, emperyalizmin penceresinden görmeye ve göstermeye çalışan solculuğun halka vereceği bir şey yoktur.

Çatışmaların başlamasından bu yana televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada yazılan, çizilen, söylenenler tam bir ibret vesikasıdır. Türkiye’de sol hareket, geçmişte olduğu gibi bugün de süreci doğru okuyamıyor. Türkiye’nin solcuları İhvancı AKP ile dincilik yarışı yapıyorlar. Bu gibi yanlış düşüncenin oluşmasında Türkiye’nin kültürel ortamına ve basın olanaklarına egemen olan etnik milliyetçiliğin etkisi çok büyüktür. Türkiye’nin solcuları, Filistin’le dayanışma adı altında Arap ümmetçiliğini destekliyorlar. Hamas’ın yaptığı terör eylemlerini eleştirenleri İsrail’in ekmeğine yağ sürmekle itham ediyorlar. Siz bu kafayla ancak AKP’nin Türkiye’yi Araplaştırma ve şeriat devleti kurma projelerine hizmet edersiniz.

Filistin sorununda emperyalizmi, siyonizmi görmeyip “ezilenden yana olma” politikasıyla durumu geçiştirmek, solculuğu kurtarmaya yetmez.

İşgal edilen topraklar” söylemi de tartışmalıdır. Biliyorsunuz kurulan 2. Yahudi devleti, geçmişte Romalılar tarafından yıkılmıştı. Yerlerinden kovulan Yahudilerin topraklarına Arabistan içlerinde yaşayan Araplar yerleştirilmişti. Filistinlilerle Yahudiler arasında ev sahibi, işgalci tartışmaları tarihsel dayanaklar da öne sürülerek binlerce yıldır devam ediyor. Bizim bu konuda birini destekleyerek diğerine tavır alma ihtiyacımız da yoktur. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ve Hamas’ın Türkleri uluslararası platformlarda desteklemek bir yana Kıbrıs’ta Rumları, Kafkaslarda Ermenistan’ı, Doğu Türkistan’da da Çin’i destekledikleri de akıldan çıkarılmamalıdır.

Ermeni terör örgütü Asala, yıllarca Filistin kamplarında askeri eğitim alarak saldırılarını yürütmüştü.

Türkiye’deki solculuk, emperyalizmin, siyonizmin ülke içindeki ortaklarını hedefine koymuyor. Son günlerde işbirlikçi Kürt hareketi, kendi aralarında İsrail’i fazla eleştirmemeyi tartışmaya başladı. Kürt milliyetçiliğinin kontrolündeki solcular da genel geçer lafların dışında fazla bir şey söylememeyi tercih ediyorlar. Farklı olması da mümkün değildi. Sen bir yandan Kuzey Irak’ta, Suriye’de MOSSADla işbirliği yaparak ikinci, üçüncü İsrail’in kurulmasına hizmet edeceksin diğer yandan da “Filistin halkının haklı mücadelesinin yanındayız.” diyeceksin, buna kargalar bile güler.

Biz, yerinden, yurdundan edilen, zulme uğrayan her halk gibi Filistin halkına da yapılanlara karşı çıkar, eleştiririz ama hiçbir zaman da bu konuya abartılı bir yer vererek Arap milliyetçiliğini güçlendirecek ve bizi zaafa uğratacak bir eylemin içinde yer almayız. Özellikle Türkiye’nin gömlek değiştirdiği bu zamanda Türkiye’nin Araplaştırıldığı bir sürece hizmet etmeyiz.

Diğer yandan Türkiye’nin içine sokulduğu bu sürece tepki gösteren, İsrail’in yaptıklarını destekleyen açıklamalar özellikle dinci olmayan milliyetçi çevrelerde görülüyor. Böyle bir tavrın Siyonizme hizmet edeceği apaçıktır.

İsrail destekçiliği, en az ümmetçilik kadar tehlikelidir. Türk ulusu için yok etme planları yapan Siyonizm destekçiliği, kurbanlık koyunun kasabın bıçağını yalamasına benzer. Ne yazık ki bilinci karartılmış ve doğru siyasetten çok uzaktaki solculuk ve milliyetçiliğin ufku bir adım ötesine bile gidemiyor.

Sonuç olarak bugün yapılması gereken şey, Arap ümmetçiliğinden ve Siyonist propagandadan uzakta kalarak, onların her türlü telkinini elinin tersiyle iterek Türkiye’nin topraklarına, çağdaş değerlere, ulus devlete sahip çıkmak gerekir. Orta Doğu’da yapılan ve yapılacak olan etnik, dinci savaşa karşı çıkarak yer almamak gerekir. Başkalarının kışkırtmalarıyla yer aldığımız bu savaşta canımızdan olduğumuz gibi yurdumuzdan da olma tehlikesi vardır.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

3  ×  2  =  

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.