Medya

Üç Kurşunluk Yalan

Bugün medyada söylenen yalanların, tarihsel bir geçmişi vardır.

Bedirhan Bey, 1803 yılında Cizre’de doğdu. Osmanlı döneminde Doğu, Güneydoğu Bölgelerinde oluşturulan özerk Kürt emirliklerinden olan Botan Emirliğinin beyiydi. 2. Mahmut dönemine denk gelen 1821 – 1847 tarihleri arasında emirlik yaptı. 2. Mahmut, Osmanlı yönetimi içinde yer alan bölgesel yönetimlerin yetkilerinin azaltılması düşüncesindeydi. Bu anlamda Bedirhan Bey’le dönem dönem çatışıyordu. Bedirhan Bey ise doğudaki Kürt aşiretlerini kendi çevresinde birleştirerek güç elde etme peşindeydi. Emirliği döneminde Hakkari bölgesinde yaşayan Hristiyan Nasturilere karşı iki kez sefer düzenledi. Bu seferlerin sonunda Nasturilerin üçte birini (yaklaşık 40 bin kişi) yok etti. Ayrıca Irak’ın kuzeyinde yaşayan Yezidilerin üstüne yürüyerek Sincar bölgesinde katliam yaptı, yakaladığı erkekleri köle olarak sattı, kadınları da Müslüman edip çevresindeki Kürtlerle evlendirdi.

Hristiyan inançlı Nasturilerin katledilmesi Batılı ülkeleri rahatsız etti.

Osmanlı yönetimi, Batılı ülkelerin de baskılarıyla ve kendi başına buyruk tavırlarıyla can sıkan Bedirhan Bey’i yok etme kararı aldı. Çatışmalar sonucu etkisiz hale getirilen Bedirhan Bey, 10 karısı ve 40 çocuğuyla İstanbul’a getirildi ve Girit’e sürgün edildi.

Cizreli Bedirhaniler içinden önemli yerlerde görev yapmış kişiler çıktı. Atatürk döneminin Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, eski Dışişleri Bakanı Emre Gönensay, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Tevfik Ali Çınar, senarist Ayşe Şasa, Paris’teki Kürt Enstitüsü Başkanı Kamuran Bedirhan, İbrahim Alaeddin Gövsa, Fatin Rüştü Zorlu ve Musa Anter’in kayınpederi Abdurrahim Zapsu ve bu aileden Cüneyt Zapsu, Süleyman Nazif, Cenap Şahabettin, Halide Edip, Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Emin Ali Bey ve adlarını sayamadığımız sağdan soldan bir sürü önemli şahsiyet bu aşiretin içinden çıktı.

Bedirhanlar kendi soylarının Halid Bin Velid’in Diyarbakır valisi Abdülaziz’e dayandığını öne sürerek kendilerini “Azizi” olarak tanımlıyorlar. Bölge konusunda uzman olan kişiler ise onların soyunun Kuzey Irak’ta olan “Kürt Yahudiliğine” dayandığı konusunda hemfikirdirler. İstanbul sürgününden sonra Selanik dönmeleriyle yaptıkları evlilikler de bu tezimizi doğrular niteliktedir.

Bu akraba zinciri içinde olan bir kişi daha vardı o da Cemal Kutay’dır.

Cemal Kutay, Bedirhan Bey’in torunu olup aynı zamanda Teşkilat-ı Mahsusanın ilk lideri Eşref Kuşçubaşı’nın da damadıdır.. Atatürk’ün sağ olduğu yıllarda gazetecilik yaparken Atatürk’ü öven yazılar yazan Cemal Kutay, Türkiye’nin ABD etkisine girmesiyle birlikte yeni dönemin ruhu olan İslam’a yönelmenin ve Atatürk’e saldıran cephenin unsurlarından birisi olmuştur.

Almanya’nın Orta Doğu uzmanı Kurt Ziemke, 1930 yılında yazdığı Die Neue Turkei adlı kitabında şunları söylüyordu:

İngilizler Musul’da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye’deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken, diğer yandan da Kemalist akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere başvurmuşlardır. (….) Yapılması gereken Kemalist Cumhuriyet’in hem din düşmanı hem de Kürt düşmanı olduğu temasını gündeme getirip işlemektir.


Ahmet Tamer Kışlalı, Cumhuriyet 9/12/ 1998

Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü, Atatürk’ün uyguladığı Batılı bir pakta girmeme tavrını terk ederek kısa zamanda Türkiye’yi Batı blokunun ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Nitekim, 1945 yılından sonra dünyanın egemeni olan ABD ile girilen derin ilişkiler sonunda Türkiye, Sovyetlere karşı NATO’nun ileri karakolu olurken Kemalizmin kazanımlarını ortadan kaldıracak adımlar hızlıca atıldı. Yukarıdan aşağıya doğru devlet eliyle dinci yapılar örgütlendi. Kemalizmin, savaştığı ve sindirdiği irticanın ve etnik ayrılıkçılığın önü açıldı.

Bedirhan Bey’in torunu Cemal Kutay, ABD’nin bu siyasi operasyonunda 1946 yılında çıkardığı Millet Mecmuası ile yerini aldı. Amerikan istihbaratının Doğu ve Güneydoğu’da yaptığı incelemeler sonucu oluşturduğu gizli raporun bir bölümünü çıkardığı dergide yayımladı. Doğu’nun Kemalist yönetim tarafından bilinçli bir şekilde ihmal edilerek geri bırakıldığı ve “Kürdistan’ın” Türkiye’nin bir sömürgesi olduğu iddia ediliyordu. Amerikalıların 1945’de ortaya attığı bu tezin, 1970’li yıllarda bazı solcu ve Kürtçüler tarafından da savunulduğunu gördük.

Cemal Kutay bir yandan Kürtçülük yaparken diğer taraftan da bağlı olduğu programa sadık kalarak Rusya’ya karşı Cihad’ı,çıkardığı dergide şöyle savunuyordu:

… İslam aleminin en büyük gücü olarak bilinen Türkiye, (bir süre önce Mısır’da toplanan Dünya İslam Birliği Konferansı’na katılmayınca, o konferans kesintiye uğramıştı.) Müslümanlar Cihad sayesinde düşmanlarının boyunduruğundan ve dahası varlığından kurtulabileceklerine inanmış oldukları içindir ki bu büyük amaca ulaşmaya çalışıyor ve bekliyorlar. Bekledikleri şey yalnız Türkiye’nin yardımıdır.


Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı- Cengiz Özakıncı- say:384

‘İslam aleminin lideri Türkiye’ projesi tam 78 yıldır uygulanıyor. Her gelen hükümet, bu hedefe ulaşmak için temele birkaç kürek harç attı. Şimdi geldiğimiz bu noktada devletin bir şeriat devleti olduğu Anayasaya yazılmak isteniyor. Ulus devlet tasfiye edilerek onun yerine çok uluslu, çok dilli, çok inançlı, çok hukuklu bir devlet inşa ediliyor.

Böyle bir devlet modeli, emperyalizmin ve siyonizmin projesidir.

Cemal Kutay, çıkardığı Millet dergisinde Atatürk’ün “Komünizm, her görüldüğü yerde ezilmelidir.” sözünü söylediğini iddia ederek de sağ iktidarlara önemli bir silah hediye etmiştir.

Amerika’nın sola karşı savaş ilan ettiği Soğuk savaş koşullarında bu söz, emekçi hareketini ezmede ve kapitalist talanı sürdürmede sağ iktidarlara önemli bir avantaj sağladı. Atatürk’ün dünya güç odakları arasında taraf tutmama ve Sovyetlerle dostluk anlaşmasına aykırı bir söz olarak da gerçeğe aykırıydı. Nitekim, yıllar içinde bunun belgelerde tahrifat yapılarak uydurulduğu kanıtlandı. Cemal Kutay’ın hayatının son dönemlerinde televizyonlarda yaptığı programlarda Atatürkçülüğü savunan konuşmaları, işlediği günahların(!) kefaretini ödemeye yetmedi ve bir Cumhuriyet ve Kemalizm düşmanı olarak hayata gözlerini kapadı.

Cemal Kutay’ın oğlu Uğur Kutay, BİRGÜN gazetesinin köşe yazarıdır.

Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesi üzerine kamuoyunda tartışmalar yapılmıştı. Yıllarca üzerinde konuşulan bir davanın sanığının erken salıverilmesi, tepkilere neden olmuştu. “Hrant’ın Dostları” ve bazı sol çevreler bu durumu protesto etmişlerdi.

Uğur Kutay 20 Ekim 2023 günü gazetedeki köşesinde, “Üç kurşunluk bir Cumhuriyet tarihi” adlı bir yazı kaleme aldı.

Uğur Kutay, Cumhuriyet’in 100. yılının kutlandığı bugünlerde, Kürt asıllı yazar olarak solcu (!) bir gazetede tam da o bakış açısıyla bir yazı yazma becerisini göstermiş. Yazıda Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde önde olan; Necmettin Sadak, Mahmut Esat Bozkurt, Zeki Mesut Aslan, Kazım Naimi Duru ve Falih Rıfkı Atay gibi kişilerden alt alta alıntılar yapmış ve aralara da hayali bir faşistin söyleyebileceği sözleri sıkıştırmış.

Cumhuriyet’in ilk dönem yazarları yani Türkçüleri,-yapılan alıntılarda – kısaca söyleyecek olursak;‘Osmanlı’da Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar iktisadın, siyasetin, kültürün velhasıl her şeyin egemeniydiler. Osmanlı idaresi altındaki Türkler, bu kesimler tarafından ezildiler, horlandılar. Cumhuriyet Devrimi bir Türk Devrimidir. Artık bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti’ni gerçekten Türk olanlar yöneteceklerdir.’ diyorlar.

Yazıda araya faşist girerek, o ünlü tiradını şöyle söylüyor:

Bu Ermeni Ermeniliğini bilmiyor! Öyle ‘Türklüğe hakaret’ filan! Burası Türkiye, burda herkes kendini bilecek! Jandarma, polis, biz her şeyi ayarladık aslanım, hepsi bizim yanımızda. Bak, komutanlarımız adamın mahkemesine bile gidip tepkiyi koyuyor. Ülke de bizim, mahkeme de bizim ulan!

Yazıda Hrant Dink adı hiç geçmiyor ama arada konuşan faşistin konuşmalarından ve yazının kurgusundan Hrant Dink cinayetinin anlatıldığını anlıyoruz. Hrant Dink, sıkılan üç kurşunla öldürülmüştü. Yazının başlığı da, “Üç kurşunluk bir Cumhuriyet tarihi”…

Yazar Uğur Kutay, bunu açıkça ifade etmese de, ‘Cumhuriyet tarihi; Rumlara, Ermenilere ve Yahudilere karşı uygulanan zulümlerle doludur. Kısaca söyleyecek olursak üç kurşun eşittir, Cumhuriyet tarihi…’ diyor.

Yazının kahramanı olan ve Ogün Samast’ı cinayet işlemeye teşvik eden üst seviyedeki faşist, şöyle diyor:

Sakın korkma aslanım, biz her şeyi hallettik. Bu adam ne zaman gelir, ne zaman gider, yanında kimse olur mu, hepsini tek tek çıkardık. Senin tek yapacağın, bu vatan haininin arkasından yaklaşıp…Git sık kafasına! Bu adamlarda silah falan olmaz zaten, neylerine güveniyorlarsa… Kahraman olacaksın aslan parçası! Bak, Mehmet Ali Ağca reisten bile daha meşhur olacaksın! Herkes seni bayraklarla karşılayacak. Burası Türkiye! Burda herkes haddini bilecek!

Pes yani…

Bunca yargılanma, haber, yorum, mahkeme kararlarından sonra böyle bir yazı yazmak için mutlaka; azılı bir Türk düşmanı, azgın bir Kürt milliyetçisi ya da geri zekalı bir kimse olmak gerekir. Zeka ile ilgili şıkkın, yazarımız açısından bir geçerliliği olmaması gerekir. Çünkü yazarımızın entelektüel birikimi bunu öne sürmemize engel oluyor.

Yıllardır söylüyoruz.

Yine ısrarla söyleyeceğiz.

Hrant Dink’i, Amerikan emperyalizminin bir operasyon örgütü olan FETÖ öldürmüştür.

Fetullah Gülen, “Ulusalcı dalga aşılmalıdır.” dedi ve Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlar başlatıldı. Zirve Yayınevi, rahip cinayeti ve Hrant Dink katlinde kullanılan katiller, tetikçiler BBP çevresinden seçildi. Ergenekon, Türk bayrağı gibi simgeler özellikle seçilerek Türklere ait kavramlar kirletilerek değersizleştirildi.

Burada dövülen, yok edilen Türk milliyetçiliğiydi.

Başta Fetullah Gülen olmak üzere operasyonu yürütenlerin çoğunun Ermeni ve Kürt asıllı olmaları ise işin ilginç olan yanını oluşturuyordu.

Yıllar sonra “Hrant’ın Dostları” ve Hrant’ın eşi Rakel, Ogün Samast’ın salıverilmesi ile ilgili açıklama yaparlarken ağızlarına Fetö’yü asla almadılar. Fetöcüler ellerinde karanfillerle törene katılıp slogan attılar. Hrant’ın en yakın dostları olan Fetöcüler, timsah gözyaşları döktüler ve saçlarını, başlarını yoldular.

Tam bir koyunun kasaba aşık olma hâli…

Oysa Uğur Kutay, hemen yanı başında köşe yazarlığı yapan Merdan Yanardağ’ın yazılarını okusaydı böyle büyük bir yanlışı da yapmamış olacaktı. Yanardağ, iki bölüme ayırdığı uzun yazısında şöyle diyor:

…Hrant Dink, Ergenekon davalarına uygun bir siyasal ve toplumsal atmosfer yaratmak için FETÖ tarafından planlanarak öldürüldü. Suçu da bu amaçlara uygun olarak, ‘ulusalcı’ dedikleri Kemalistlerin, cunhuriyetçi sol çevrelerin ve bir palavradan ibaret olduğu kurulan kumpasın çökmesiyle bir kez daha kanıtlanan Ergenekon örgütünün üzerine yıkmaya çalıştılar. Bu yalana inanan ahmak liberallerin paha biçilmez katkılarıyla bu konuda bir ölçüde başarılı da oldular.

Şu, BİRGÜN gazetesi de çok hoş bir yer.

Ahmak liberallerle solcular, Kürt milliyetçileriyle Sorosçolar el ele, yan yana memlekette demokrasi mücadelesi veriyorlar. Arada sırada birbirlerine yüklenip “ahmaklıkla” suçlasalar da ortak oldukları tek şey, Kemalizm karşıtlığı… Kemalizm söz konusu olduğunda birlik olup saldırıya geçiyorlar. Merdan Yanardağ, Hrant’ın Dostlarındaki algılama bozukluğunu, “ahmaklık” olarak niteliyor.

Hayır, tamamen yanlış!

Hrant’ın Dostları; Türkiye’nin en okumuş, en elit, en kafası çalışan insanlardan meydana geliyor. İçlerinde; yazarlar, sanatçılar, hukukçular, politikacılar ne ararsanız var. Böyle okumuş, sürece hakim, dünyayı çeşitli dillerde takip eden insanların bu kadar “ahmak” olması bilim açısından imkansızdır.

Onların tek kusurları; Türk’e dair ne varsa her şeye düşmanı oluşları ve doğuştan Kürt, Ermeni, Yahudi veya Rum kimlikli oluşlarıdır. Onlar bu özelliklerini içselleştirmiş bir biçimde bazen milliyetçi bir partide Genel Başkan, bazen de bir cemaatte şeyh, bazen de bir Cumhurbaşkanı olarak görebilirsiniz. Onlar bazen bir solcu gazetede köşe yazarı, bazen sergi açan bir ressam, bazen de TÜSİAD üyesi bir patron olarak da görebilirsiniz. Ekonomist Aslan Başer Kafaoğlu, “Varlık Vergisi Gerçeği” adlı bir kitap yazmıştı ve İstanbul Sanayi Odası verilerine göre daha 1950’lerde iş adamlarının %80’ininazınlıklara mensup olduğunu belirtmişti. Bu %80 oranının, bugünün Türkiye’sinde daha da arttığına inanıyorum.

Türkiye’de siyasette, ticarette, tarikatta, sağda, solda, kültürde hep bu azınlık yapısı egemendir.

Türkiye’de olan olayları ve yakın dönem Cumhuriyet tarihini; etnik aidiyeti ve dini inanç gruplarını tanımadan asla açıklayamazsınız. Merdan Yanardağ da bilerek ya da bilmeden olayı “ahmaklık” olarak açıklıyor. Başka türlü de açıklaması mümkün değildir. Benim değindiğim konulara biraz girdiğinde demokrasi, fikir özgürlüğü demeden ne gazetede yazı yazdırırlar ne de sol çevrede barındırırlar.

Uğur Kutay, açıklamaya çalıştığım bu olguya uygun olan bir örnektir.

Uğur Kutay, yüz yıldır süren Cumhuriyet, Atatürk düşmanlığının halkalarından sonuncusudur. Dededen babaya, babadan oğula geçen bitmeyen bir düşmanlık!

Böyle tipler, kendilerini bazen bir entelektüel bazen bir sosyalist, bazen tarikat lideri, bazen Türk milliyetçisi, bazen de CHP Genel Başkanı olurlar ve onların dediklerine göre kurumlar bir kimlik edinirler. Atatürk’ün kısa süren 15 yıllık dönemi dışarıda tutulursa, geri kalan tüm yıllarda Türklerin iktidarından söz edilemez. Yapılan şey azınlıkların kayıkçı kavgalarından ibaret bir tiyatrodur.

Her şeye egemen olan bu azınlık iktidarı, Atatürk döneminde yapılanları ve söylenenleri asla unutmuyor. Bir daha yaşanmaması için o dönemi ve o dönemin kahramanlarını her fırsatta şeytanlaştırıyor ve lanetliyor. Hrant Dink cinayetini tutup Cumhuriyet felsefesine, tarihine bağlayan Uğur Kutay’ın yazısını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

  ×  2  =  20

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.