Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Spor, Futbol Üzerine…

Spor; milyarlarca insanı çok yakından ilgilendiren, yaşamında şu veya bu biçimde yer alan bir etkinlik,bir sektör, ya da başka bir şey. Vücut sağlığını koruma, geliştirme amacıyla kasları harekete geçiren beden hareketlerinden, tempolu yürüyüşe, bisiklete binmeden takım yarışmalarına kadar adını bile hiç duymadığımız onlarca çeşidi var. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün(OECD) raporlarına göre dünyada 265 milyon kişi futbol oynuyor. Kadınların oranı ise % 8’i buluyor. Dünyada 301 bin futbol kulübünde 38 milyon futbolcu oyun oynuyor. Spor, diğer daları da işin içine katarsak yüz milyolarca insanın geçimini, geleceğini, toplumsal statüsünü belirliyor. Bir başkasıyla yarışma amacı gütmeyen, para kazanma hevesi olmadan yapılan kişisel veya grup etkinliklerini bir kenara koyarsak,sporun kendisi, ortada milyarlarca doların döndüğü dev bir sanayi sektörüne dönüşmüş durumdadır.

Sınıflı toplumlarla birlikte bedenen çalışmayan, köle emeğinin ürünlerine el koyan “aylak insanlar” ortaya çıkmıştı. Köleler çalışarak üretirken köle sahipleri de toplumu yönetme, dini ve düşünsel etkinliklerde bulunma işlerini gerçekleştiriyorlardı. Bazen de kendi aralarında yarışmalar düzenliyorlardı. Koşu, güreş, dövüş gibi yarışmaların çeşidi çoğalırken yarışmaları izleyen “özgür yurttaşların” sayısı da artıyordu. Akdeniz Havzası uygarlıklarında görülen belli bir alanda yapılan yarışmalar giderek genelleşti.İlk olimpiyatlar ortaya çıktı. Roma İmparatorluğu’nda köleler gladyatör olarak dövüştürüldü. Gladyatörlerin kendi aralarında ve vahşi hayvanlarla dövüşleri çok kanlı oluyordu. Gladyatör okulundan kaçarak bir köle ayaklanması başlatan Trakya’lı Spartaküs köle sahiplerini yıllarca uğraştırdı. Arenalarda köle sahipleri; “oynatan”, köleler “oynayan”, “özgür yurttaşlar” da “izleyen” konumundaydı.

Kanlı dövüşler yasaklanıp ortadan kalkarken oyunların içeriği her toplumun ilgisi ve durumuna göre değişiklikler gösteriyordu. Kapitalizmin ilk ortaya çıktığı İngiltere’de işçiler arasında boş arsalarda oynanan ayaktopu (futbol) oyunu ortaya çıktı. Kısa zamanda yaygınlaştı. Farklı şehirlerin işçi takımlarıyla turnuvalar düzenlenmeye başlandı. Futbol bugünkü seviyesine kuralları değişerek, büyüyerek, dönüşerek geldi. Milyarlarca insanı coşturan,heyecanlandıran, olumlu olumsuz bir takım davranışlara iten, parasını, zamanını alan özellikleri içinde barındırıyor. Geçmiş yüzyıllarda, arenalardaki kanlı dövüş yarışmalarındaki “oyatan, oynayan, izleyen” zincirinin bugün de pek değişmediğini görüyoruz. Stadyum adları, “arena” adıyla yer değiştirdi. Dünün köle sahiplerinin yerini bugün “oynatan” olarak iş adamları, kapitalistler aldı. Dün “oynayanlar” kölelerdi, bugün ise futbolcular. Dünün “özgür yurttaşları” bugünün izleyicileri oldular. Futbol klüpleri, taraftar grupları, futbolcular milyonlarca insanı derinden etkiliyor. Bu yüzden siyasetin de ilgisini çekiyor. Her politik çevre ve kişi, taraftar gruplarıyla klüplerle ilişkilerini sıcak ve diri tutmaya özen gösteriyor. Hedef kitleye ulaşmada, toplumsal bir değer elde etmede klüplerin tartışılmaz bir önemi var. Bugün Türkiye’de mafya, kirli işlere adı bulaşmış insanların bir klübün yöneticiliğine geldiğinde itibar(!) ve saygınlık(!) kazandıkları,bir anlamda dokunulmazlık elde ettikleri görülüyor. Fetö cemaatini anlatan bir kitapta (adını hatırlayamadığım için yazardan özür dilerim) yazar şöyle bir bilgiyi paylaşıyordu. Fetö Altunizade’deki dershaneden Şişli yönüne doğru giderken Mecidiyeköy’de stadyum çevresinde toplanan binlerce genci görünce, merakla yanındakilere; “…bu insanlar ne diye toplanmışlar böyle?” diye soru sorar. Yanındakiler de; “efendim derbi maçı var. Bilet almak için toplanmışlar” diye cevap verdiklerinde, Fetö; “Futbol sabahın köründe bu insanları böyle ayakta dikebiliyorsa bu alanla ilgilenmek zaruridir” tespitinde bulunuyor. Ondan sonra bildiğiniz gibi büyük klüplere kanca atılarak futbolcu, antrönör, yönetici devşirmeleri dönemi başladı. Siyasi kimliklerin yanında, ünlü futbolcular da Amerika’ya gidip Fetö’nün elini öperek bağlılıklarını bildirdiler. O dönemin gazetelerinin spor sayfalarında, kimse korkusundan Cemaatçi futbolcular hakkında eleştiride bulunamıyorlardı. Milli takımdaki futbolcuların bir tek görevleri vardı; cemaatçi Hakan Şükür’e gollük pas vermek.

Futbolun diğer spor dallarından en önemli farklılığı geniş taraftar gruplarına, fanatik taraftarlara sahip olmasıdır. Medyanın, fanatizmin artmasında önemli bir payı var. Medya futbolu pazarlarken, kendisi de çok büyük paralar kazanıyor. Ünlü takımlarda oyun oynayan futbolcuların hayatları, yaşam biçimleri basına servis edilerek yoksul halk çocuklarına, ailelere rol model olarak sunuluyor. Her dönemin gıpta ile izlediği “futbol tanrıları” yaratılıyor. Brezilya’da çıplak ayakla oyun oynayan Pele öyküleri her ülkenin koşullarına göre yeni yeni “Pele”ler yaratılarak; “…bak sen de çalışırsan bir Ronaldo, bir Zidan, bir Metin olabilirsin” denilerek pazarlanıyor.Süper Lig’de ilk on birin yabancı futbolculara tahsis edildiği takımlarda yetenekli bile olsa nasıl kendisine yer bulup forma giyecekler bu da ayrıca yanıtlanması gereken bir soru olarak bir kenar da duruyor.

Spor klüplerinin yapısı, ülkede spor algısı, fanatizm, şiddet, politika spor ilişkileri, Paso Lig, amatör, profesyonel spor, diğer spor dalları gibi daha akla gelmeyen yüzlerce konu üzerinde durulmayı bekliyor.İlk vuruşu yaparak “maçı” başlatan ben olayım. Yeniden görüşme dileğiyle…

12 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :