Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Cinsel Devrim Ve Alfred Kinsey

Vikipedi, onu giriş cümlesinde şöyle tanıtıyor:

Alfred Charles Kinsey (23 Temmuz 1984 – 25 Ağustos 1956), Amerikalı biyolog, entomoloji ve zooloji profesörü. İndiana Üniversitesi Bloomington’da 1947’de seks, cinsellik ve üreme üzerine araştırma enstitüsü kurmuştur. Kinsey’in insan cinselliği üzerine araştırmaları ve kitapları cinsel devrimle beraber 1960’larda ABD ve dünya çapındaki birçok ülkede kültürel ve sosyal değerleri geniş çapta etkilemiştir…”

Alfred Kinsey, Harvard mezunu bir böcek bilimciydi. Uzmanlığı yaban arısı genetiği üzerineydi. Çalıştığı İndiana Üniversite’sinde kendisinden 1930’larda evlilik ve üreme üzerine ders vermesi istenildiğinde ilgi alanını böceklerden insanlara kaydırdı.

Dünyanın en zenginleri listesinde başlarda yer alan Rockefeller, ABD’de 1922’de Ulusal Araştırma Konseyi (NRC)’yi kurmuştu. Konseye bağlı olarak çalışan Cinsiyet Sorunlarını Araştırma Komitesi’ne finansman desteği sunuyordu.

NRC, Kinsey’in insan cinselliği üzerine yaptığı çalışmaları destekledi. 1941 yılında ilk hibe olarak 1600 dolar verdi. Rockefeller Vakfı, 1941 yılında ise yardımı 40 000 dolara çıkardı.

1948 yılında 80 000 dolar ikinci bir ödeme yapıldı.

Kinsey, 1956 yılında ölmesine rağmen yapılan ödemelerde bir kesintiye gidilmedi. Kinsey Vakfı’na 1970’lere kadar önce 250 000 dolar, sonra 300 000 dolar ödeme yapıldı.

Alfred Kinsey’in ortaya attığı tezler yaklaşık 70 yıldan beri tüm dünyada tartışılıyor. Psikiyatri, cinsellik, tıp alanlarında tartışmasız bir otorite olarak kabul edilip, “20. yüzyılın ahlak anlayışını değiştiren adam” diye nitelendirilerek kitaplarından alıntılar yapılıyor.

Yazarımızın 1948 yılında İnsan Erkekte Cinsel Davranış kitabı yayımlandı. Bir ay içinde 5 baskı yaptı ve 750 bin adet sattı. Yirmi dile çevirisi yapıldı. Bir akademik kitap olarak dünyada en çok okunma rekorunu kırdı.

Ardından 5 yıl sonra 1953 yılında İnsan Kadında Cinsel Davranış kitabı yayımlandı. Bu ikinci kitapta en az ikincisi kadar yankı yarattı ve üzerinde tartışıldı.

Rockefeller Vakfı’nın maddi, manevi desteğini kazanmış böcek bilimcimizin diğer uzmanlardan farklı olarak neler söylüyordu?

Bu araştırma raporları yayımlanmadan önce ABD’de yasal durum nasıldı?

  • Reşit olmayan kızla beraber olma 16 eyalette ölümle cezalandırılıyordu.
  • 18 eyalette tecavüz ölümle cezalandırılıyordu.
  • Eşini aldatma suçuna hapis veya para cezası veriliyordu.
  • Kürtaj yapmak yasaktı.
  • Eşcinsellik birçok eyalette suçtu.

Kinsey ise başka bir Amerika’dan söz ediyordu. Ona göre Amerikan toplumunda:

  • Erkeklerin %95’i cinsel suçludur.
  • %50’si zina yapıyor.
  • %69’u fahişelerle birlikte olmuştu.
  • Erkeklerin 10 – %37’si hayatlarının bir döneminde homoseksüeldir.
  • Çocukların %100’ü doğumdan itibaren cinseldir.
  • Çocukların %100’ü yetişkin ‘yardımı’ ile doruğa çıkabilir.
  • Kadınların %50’si zina yapıyor.
  • Eşlerin % 26’sı sadakatsiz.
  • Eşlerin %25’i kürtaj yaptırmıştı.

Kinsey, 5300 erkek, 5940 kadın ile yapılan yüz yüze görüşmelerden elde ettiği verileri kullanarak insanların erkek ve kadın olmak üzere iki biyolojik cinsiyetin dışında da farklı cinsiyetlerin olduğunu öne sürdü. Karşı cinse ilgi duyan düzcinsel, kendi cinsine ilgi duyan eşcinsel diye iki bölümde insanların kategorize edilemeyeceği ve bu iki grubun arasında kalan farklı davranışta kişilerin olduğunu belirtti. Her iki cinse de ilgi duyan biseksüelliğin en doğal bir duygu olduğunu eğer düzcinsellerin baskısı kırılırsa toplumun genelinin biseksüel olacağını yazdı.

Bu görüşünü Kinsey Skalası üzerinde açıkladı.

Düzcinsel ile eşcinsel arasında yer alan çok sayıda insanın yer aldığını belirtti.

Ayrıca çocukların doğuştan cinsel olduklarını ve orgazm olabildiklerini, yetişkinlerle cinsel temasta zarar görmediklerini iddia etti. “İnsan Kadında Cinsel Davranış” kitabında 4 441 kadından hiçbirinin tecavüz, çocuklukta cinsel istismar, ensest veya cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle gerçekten zarar görmediğini yazdı. Tüm cinsel kimliklerin normal olduğunu, bu nedenle tüm cinsel eylemler ve yönelimlerin yasal olması gerektiğini savundu.

Aşağıdaki çizelgede yer alan bebek ve çocukların cinsel birleşmedeki orgazm sayılarını belirtiyor.

Bebekler, 5 aylıktan başlıyor.

Bilim adına büyük bir sahtekarlık yapıldığı, raporlara konu olan çocuklara tecavüz ettiği, para karşılığı babalarla küçük kızları cinsel ilişkiye zorladığı, sıradan insanlar diye tanıttığı deneklerin para ile kiralanmış cinsel suçlu sanıklar olduğu, verilen sayıların abartılı olduğu ortaya çıktı. Çocuklarla, bebeklerle ilgili cinsel performanslarını nasıl elde ettiğini kesinlikle açıklamadı.

Öldükten sonra evinde çıkan film ve belgelerden bir homoseksüel, sadomazoşist olduğu belgelendi.

Amerikan kamuoyunda Kinsey’in ortaya koyduğu temel tezleri, alanında ün yapmış otoritelerce eleştirildi, yanlışları ortaya konuldu. Delawere Üniversitesi sosyoloji ve ceza adaleti profesörü Joel Best, Margaret Mead, Lewis Terman, Karl Menninger, Eric From, W. Alen Wallis Kinsey’in metodolojisini, tezlerini eleştirdilerse de ciddiye alınmadılar. Çünkü Kinsey’in arkasında Rockefeller Vakfı ve basın vardı.

Kinsey’in ortaya koyduğu tezler Amerikan toplumunu derinden sarstı. Onun savunduğu ve gerçek(!) olarak ortaya koyduğu verilerin tümü suç kapsamına giriyordu. Kitaplarında, raporlarında öne sürdüğü düşünceler tartışılmaksızın doğru kabul edildi. Madem Amerikan toplumu Kinsey’in dediği gibiyse o zaman yasalar değişmeli deniliyordu. Devletin, ortaya konulan bu gerçekler üzerinden adım atması gerektiği basında dile getirildi, kampanyalar düzenlendi.

Basında bu konuların ele alınması ve işlenmesi sonucunda 1955 yılında Amerikan Barolar Birliği, araştırma sonuçlarını kaynak göstererek ceza sistemini değiştirdi.

Dünyaca ünlü Playboy dergisi 1953 yılında kuruldu. Derginin sahibi Hugh Hefner, “ İki Kinsey kitabı insan cinselliği hakkında iletişim ve sohbete açılan kapıyı açtı. Doğru olduğuna inandığım şeyi doğruladı; bu benim inançlarımın bir onayıydı, bu yüzden onu alkışladım ve süvarilerin gelişi olarak memnuniyetle karşıladım. Gerçek nihayet ifade ediliyordu.” diyordu. Hefner, kendisini 1960’ların cinsel devrimine ilham verdiğini söylüyordu. 1960’lara gelindiğinde dergi ayda ortalama 1 milyon satıyordu.

…Playboy, sahte ‘kurbansız suç’ verilerini kullanarak esrar, kokain, doğum kontrolü, pornografi, kürtaj, analomi, fuhuş, okulda seks eğitimi ve seks suçlarının suç olmaktan çıkarılması veya cezanın azaltılması için lobi yapmaları için avukatlara destek verdi ve ödeme yaptı. 1960’larda ve 1970’lerde milyonlarca Playboy tüketicisi; ünlüler, yargıçlar, savcılar, politikacılar, seks uzmanları ve Playboy’a tebrik mektupları ile yan yana seks, fuhuş ve ensest ‘şakaları’ arayan çocukların yer aldığı çizgi filmlerle cinsel olarak şartlandırıldı. Penthouse 1968’de Hustler 1975’te ortaya çıktı ve daha sonra porno tufanı takip etti.

OJJDP Raporu

17 Eylül 1994’te Hollanda’da bir kamu yayın kuruluşu olan EO’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde cinsel istismar üzerine 20 dakikalık bir bölüm içeren haberler ve güncel olaylar dizisi Tijdsein’in bir bölümü yayınlanır. Judith Reisman ile konuyla ilgili bir röportaj yapılır. Playboy, yayının durdurulması talebiyle Reisman aleyhinde tazminat davası açar. Yapılan yargılama sonunda Playboy davayı kaybeder.

Televizyon yayınında bir araştırmadan söz ediliyordu. ABD, Adalet Bakanlığı tarafından finanse edilen bir araştırmaydı. Playboy, Penthouse ve Hustler dergilerinin Aralık 1953 ve Aralık 1984 yılları arasındaki yayınları incelenmişti.

Judith Reisman, Cinsel Sabotaj adlı kitabında çocuklarla seks yapmaya teşvik eden karikatürler, 1954’ten 1984’e kadar Playboy’da sistematik bir şekilde yayımlandığını belirtti. Resmi hükümet araştırmasında 4 656 çocuğun çizgi film ve görsellerde istismar edildiğini saptadı. Çocuklar, seks sahnesinde bir çocuğu ve yetişkini tasvir eden görüntülerin %30’undan fazlasıyla, her konu için ortalama 8,2 kez seks yapan veya seks izleyen aktörlerdi. Çizgi film çocuklarının çoğu 3-11 yaşları arasındaydı. Çocuklar, yetişkinler tarafından toplu tecavüzlerine gülüyorlardı.

Gençliğin Uyuşturulması

1960’lı yıllarda Güney Doğu Asya’da Vietnam, Laos, Kamboçya gibi ülkelerde Amerikan işgaline karşı silahlı mücadele veriliyordu. Bu ülkelerdeki direnişi kırmak için ABD saldırdıkça ağır kayıplar veriyordu. Geri delen cenazeler, yaralı insanlar toplumca sorgulanmaya başlandı. Vietnam Savaşı Karşıtı gösteriler Amerikan toplumundan gerekli desteği almaya başlamıştı. Yanı başlarında Küba’da olan devrim şaşkınlıkla karşılandı. Avrupa’da gençlik hareketleri, Afrika ve Latin Amerika’da silahlı hareketler ABD’nin dünyadaki itibarını sarsıyordu. Ülke içinde başlayan öğrenci hareketleri giderek büyüme eğilimindeydi. CIA’nın entellektüeller arasında gizlice yaptırdığı bir ankette sosyalizm sempatisinin beklenilenin çok üstünde çıkması üzerine önce gençlik hareketine müdahale edildi. 1965’li yıllarda gençlik içinde Hippilik yaygınlaştırıldı. Laboratuvarda üretilmiş LSD gibi kimyasal uyuşturucular yaygın biçimde kullanıldı. Hippilik bir alt kültür olarak tüm dünyaya yayıldı. O döneme damgasını vuran slogan, “Savaşma Seviş!” idi. Konumuz açısından ilişkili olarak hiçbir sınırlamanın olmadığı cinsellik bu gruplar içinde yaygınlaştırıldı. 10-15 yıl süren bu akım içinde gençlik, dünyanın sorunlarından uzaklaştırılarak uyuşturuldu.

Created with GIMP

Amerika’da 1969 yılında 27-28 Haziran gecesinde, New York kentinde eşcinsellerin gittiği bir barda polis provokasyonu sonucu ayaklanmalar çıkmıştı. Stonewall Ayaklanması diye anılan bu olaylar kamuoyunda hararetli bir biçimde tartışılıp, polis şiddeti sorgulanmıştı. Eşcinsellere yapılan kötü davranışlar eleştirilmişti. Eşcinsellerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiği basında güçlü bir şekilde dile getirilmeye başlanmıştı.

Yeterince kamuoyu oluştuktan sonra 1973 yılında önemli bir olay oldu.

Amerikan Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu, eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkarma kararı aldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, eşcinselliği zihinsel hastalıklar listesinden çıkarma kararı aldı. Dünya Sağlık Örgütü’ne üye tüm ülkeler bu kararı benimsediler.

1999 yılında Avrupa Birliği, Amsterdam Anlaşması’nı kabul ederek cinsel yönelimin adını koyarak koruma kararı aldı.

2007 ve 2008 yıllarında BM bir deklarasyonla cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kavramlarına açıklık getirdi.

Türkiye’de ise bu gelişmelere paralel olarak 1993’de LGBTQ kuruldu ve 2006’da tüzel kişilik kazandı.

Ardından Kaos-GL, Siyah – Pembe Üçgen Derneği, Pembe Hayat gibi dernekler kuruldu.

İlk kez Türkiye’de “Onur Yürüyüşü” adında eşcinsellerin katıldığı gösteri düzenlendi.

Sonuç

Önce Amerika Birleşik Devletler’de başlayan cinsel devrim dalga dalga tüm dünyaya yayıldı. Alfred Kinsey’in teorik olarak şekillendirdiği düşünceler daha sonra başka kişiler tarafından geliştirildi. Bu alanda Rackefeller Vakfı’nın maddi katkıları yadsınamaz bir gerçektir. Bu projeye basın tröstlerinin katkısı da çoktur. Yıllar süren yoğun bir çabanın sonucunda insanların cinsellik algısı ve davranışları tümden değiştirildi. Eskiden yasak, ayıp sayılan davranışlar suç olmaktan çıkarılıp olağan hale dönüştürüldü.

Uluslararası küresel güçler kontrol altında tuttukları Dünya Sağlık Örgütü, BM gibi kurumlardan istekleri doğrultusunda kararlar çıkarıp, bu kararları dünya ölçeğinde yaygınlaştırdılar.

Bugün dünyada neyin doğru, neyin yanlış olduğuna küreselciler karar veriyor. Geri kalmış ülkeler ve oradaki aydınlar(!) bir papağan gibi dünyanın güç merkezlerinden gelen tezleri hiç sorgulamadan kabul edip kendi halkları içinde savunuyorlar.

1959 yılında ünlü bilim adamı Ord. Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel, Psikiyatri kitabında şöyle diyordu.

“Homosexualismus kendi cinsinden insanlara karşı şehvet arzusudur. Her ne kadar bazı müellifler insanları bisexuelle addetmişlerse de bu fikir ilmi esaslara dayanmamaktadır. Erginlik çağında kadının erkeğe, erkeğin kadına karşı normal olarak şehvet duymaya başladığı bu devrede bu sapıklar aynı şehveti kendi cinslerine karşı hissederler. Bir kısımları bunun ayıp ve çirkin olduğunu idrak ederler ve bundan uzaklaşmaya çalışırlar, fakat başta psikopatlar olmak üzere bir kısımları bu meyillerini dışa vurmaktan çekinmezler.”

Bugün İhsan Şükrü Arsel’in 60 yıl önceki bu görüşlerini Türkiye’de açık açık savunan bir bilim adamı pek bulunmaz. Savunduğunda da bilimsel çevrelerden aforoz edileceğini çok yakından bilir. Bugün Avrupa’da bu görüşü savunan doktorların işine derhal son veriliyor. Amerika’da başlatılan cinsel devrim, tüm ahlaki kalıpları, kuralları, inançları temelinden yıkıyor.

Yazımızın ikinci bölümünde ise cinsel devrimin hangi ihtiyaçtan doğduğunu, küreselcilerin hangi sorununu çözmeye dönük olarak ortaya atıldığını, dünyadaki uygulamaları ve bu alandaki gelişmeleri ele alıp değerlendireceğiz.

69 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

  69. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :