Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Siyasi Müsilaj

Marmara Denizi’ni boydan boya kaplayan deniz salyası haberleri her gün medyada yer alıyor. Televizyonlara çıkan uzmanlar, kirliliğin nedenleri ve çözüm yolları üzerinde konuşup duruyorlar. Saray çevreleri ise halkın gözünü boyayacak önlemleri abartarak anlatıyorlar.

Bu akşam haberlerde gemiden denizin 50 metre altına oksijen verdikleri haberini hayretle izledim.

Verilen bu gazın denizdeki canlıların keline ne kadar merhem olacağını bizim acar gazeteciler ölen balıklara sorsalar da bir öğrensek…

Türkiye’nin her tarafını kaplayan ikinci bir kirlenme de Marmara’daki kirlenmeden daha fazla tüm kurumları ve insanları içine almış durumda.

Siyaset, mafya, ticaret, uyuşturucu, karapara aklama, kumpas gibi kavramları aylardır konuşup duruyoruz.

Mafya liderlerinin açıklamaları olay oluyor.

Mersin limanına her hafta en az bir ton kokain geliyor. Kokain paketlerini dizilmiş olarak medyada görüyoruz.

Tuğla gibi üst üste dizilmiş kokain kolileri, televizyon çekiminden sonra ne oluyor?

Götürülüp, gerçekten imha ediliyor mu?

Yoksa “mallar”, alıcı olan sahiplerine geri teslim mi ediliyor?

“Olmaz!” demeyin, bal gibi olur. Geçmiş yıllarda Akdeniz’de uyuşturucu yüklü gemilerin baskın sırasında sahipleri tarafından batırıldığını o zamanki basında okumuştuk.

Meğer öyle değilmiş.

Mafya babaları yıllar sonra, “Baskını yapanlar, uyuşturucuyu aldıktan sonra gemiyi batırdılar.” diye açıklama yaptılar.

Kamu görevi yapan üst düzey sorumlular bu konuyla ilgili suçlansalar da değişen hiçbir şey olmadı.

Konu kapandı gitti.

Tonlarca kokain kimlere geliyor?

Bu soruyu yanıtlaması gerekenler duvar gibi susuyor.

Muhalefet partileri konunun üstüne yeterince gidemiyorlar.

Anlaşılan, onlar da artık sisteme ayak uydurmuşlar.

Ülke olarak geçmişte olan Susurluk olayından daha büyük bir çürüme ile karşı karşıya olduğumuz bir gerçek.

Büyük bir çamur, pislik deryasında debelenip duruyoruz.

Kamuoyunda duruşuyla her kesimin beğenisini kazanmış kişilerin de üstleri başları çamur içinde kaldı.

Sol kamuoyunun yakından bildiği ve sevdiği Yılmaz Özdil ile Uğur Dündar arasındaki tartışmayı hayretler içinde izledik. Şimdilik savaş baltaları toprağa gömülüp, barış çubukları TELE1’de tüttürüldü. Öyle görülüyor ki yakın dönemde ,başka ünlüleri de içine alan çamur savaşlarına hep birlikte tanık olacağız. Bu günlerde en sarsıcı mafya dizilerinden daha heyecanlı, gerçek kavgaları, medyada ağzı açık olarak izliyoruz. Kirlenmemiş hiç bir kurum kalmadı. İktidar çevreleri susuyor, muhalefet çevreleri ise bu çamur bize de bulaşabilir kaygısıyla olayı küllendiriyor. Her konuda olduğu gibi, konuşması gerekenler ise sadece karnından konuşuyor. Her türlü kirli ilişkiler, para üzerinden kuruluyor. Siyasi partilerde gerçekten inanılan toplumsal bir proje, bir ütopya kalmamış. Herkes birbirine benzemiş. Kimsenin kimseye ‘doğruluk adına, dürüstlük adına’ nutuk atacak hâli kalmamış. Aynı Marmara’daki müsilaj gibi toplumun içinde kök salan çürüme ve kokuşma her tarafı kaplamış.

Vatandaşlar da üsttekilere benzemiş, onlar da yağmadan, talandan pay kapma telaşında.

Kimsenin“hak, hukuk, adalet, doğruluk” gibi kavramları umursadığı yok!

Söylediği farklı, yaptığı farklı olan ikiyüzlü bir toplum yaratıldı.

Kimisi İslam adına, kimisi Sosyalizm adına, kimisi de Atatürkçülük adına kitleleri istismar ediyor.

Dini istismarı yapan çevreler; her türlü ahlaksızlığı, hırsızlığı yapmayı kendilerine hak görürlerken, iş bilen sosyalistlerimiz de (!); emperyalizmle işbirliği yapmayı, onlardan para almayı çağın kaçınılmaz bir gereği olarak savunuyorlar.

İşte konuyla ilgili bir haber:

ABD merkezli düşünce kuruluşu Center for American Progress, ‘Türkiye’nin Değişen Medya Ortamı’ adında bir raporu yayımladı.

Andrew Odonohue, Max Hofman ve Alan Makovsky’nin kaleme aldığı raporda, ABD tarafından Türk medyasında fonladıkları bazı kesimlere bu desteğin devam etmesi gerektiği vurgulandı.

Raporun en dikkat çekici kısmı ise 2016- 2019 yılları arasında Ulusal Demokrasi Vakfı (NED)’in Türkiye’de gazeteciliğin desteklenmesi için sağladığı finansmanını altı kat arttırmış olduğuna ilişkin bilgi oldu.

Raporda bu finansman seviyesinin muhafaza edilmesinin önemine de özellikle vurgu yapıldığı görüldü. NED ve ABD’li fon kuruluşlarının Gazete Duvar, Medyascope, T24 ve Bianet gibi medya sitelerinin fonlanmasının önemli olduğunun altının çizildiği raporda, bu haber sitelerini ‘Batı desteği alan dijital kuruluşlar’ olarak nitelendirildi…

Kaynak: Medyaajans.com

Basında yer alan bu haber, yeterli ilgiyi bir türlü toplayamadı ve bir iki gün konuşulduktan sonra unutulup gitti.

Bizim solcularımız ve Atatürkçülerimiz nedense(!) bu haberle pek ilgilenmediler.

Oysa emperyalizm, kamuoyu oluşturma ve medyadaki kirlenme açısından bu haber çok önemliydi.

Raporda adı geçen Ulusal Demokrasi Vakfı (NED)’e biraz yakından bakalım.

1983 sonlarında kurulan NED örgütünü, emekli CIA görevlisi Ralph Mcgehee, şöyle anlatıyor:

CIA’nın ülkelerin karıştırılması operasyonlarında kullanılan birçok işlevinin NED’e transfer edilmesiyle, Demokrasi için Ulusal Fon’un kullanılımına gidildi. CIA’nın örtülü eylemlerine ek olarak, Uluslararası Kalkınma Ajansı (AID) ve Birleşik Devletler İstihbarat Ajansı (USIA) da, ‘demokrasi yayma’ operasyonlarında yer almaktadırlar…

Kaynak: Sivil Örümceğin Ağında Kitabı Mustafa Yıldırım- Sayfa: 263

CIA, “Ülkeleri karıştırma” operasyon görevlerinden birçoğunu NED’e devretmiş.

NED’le işbirliği yapan, kendi ülkesini karıştırmak için Amerika’yla ortaklık kurmuş demektir. NED’den para alan CIA’dan para almış demektir.

İstihbarat örgütleri genel olarak doğrudan para vermez. Bu işi, sivil toplum örgütleri aracılığıyla yapar. Yazılan bir kitap, herhangi bir dergide yazılan bir makale veya verilen konferans üstünden kişilere para aktarılır. Parayı alan yazar(!), bu paranın nereden geldiğini bilerek siyasal duruşuna Amerikan ayarı çeker.

Uzun söze gerek yok! Almanya, ABD gibi ülkeler, Türkiye gibi ülkelerde yaptıkları operasyonları Sivil Toplum Örgütleri aracılığı ile yürütürler. Dağıtılan milyonlarca dolar karşılığında insanlar, kalemler satın alınır. Bu alanda ülkemizde en çok ABD, AB, Almanya, İsveç, Norveç, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerin kurumları faaliyet yürütüyor. Rusya, Çin ve İsrail’in adlarını da bu listeye eklemek gerekiyor. Türkiye, sivil toplum çalışmaları için bir cennet ülkedir. Bu kurumlara hiçbir kısıtlama veya engelleme söz konusu değildir.

Raporda adı geçen Bianet’in künyesine baktığımızda ise ilginç bilgilerle karşılaşıyoruz.

Yönetim Kurulunda: Nadire Mater (Başkan), Ertuğrul Kürkçü, (Genel Sekreter), Füsun Özbilgen, Tuğrul Eryılmaz, Prof. Dr. Şahika Yüksel var. Türkiye’de çeşitli projeleri gerçekleştirmişler bazılarının da uygulama aşamasında olduğu söyleniyor. Bianet’in internet sitesinden alıp aşağıda örnek olarak sunduğum projelere bakıldığında AB’ye bağlı kurumlar, bazı Avrupa ülke elçilikleri ve Türkiye’den kitle örgütleri hep birlikte çalışıyorlar. Yabancılardan aldıkları milyonlarca Euro karşılığında “bağımsız gazetecilik yapmayı” öğreniyorlar. İşte adı geçen o projeler:

Projenin Adı: Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük Projesi
Projenin bütçesi: 747. 887 Euro
Projeyi destekleyen kuruluşlar: Avrupa Birliği – Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu, İsveç Ulusal Kalkınma Ajansı (SİDA)
Projenin Adı: Bianet’in haber sitesi olarak içerik ve finansal açıdan güçlendirilmesi Projesi
Projenin bütçesi: 141. 200 Euro
Projeyi destekleyen kuruluş: Pres Now
Projenin Adı: Medya Özgürlüğü, Bağımsız Gazetecilik, İzleme ve Haber Ağı Projesi
Projenin bütçesi: 1. 072. 200 Euro
Projeyi Destekleyen Kuruluşlar: Avrupa Birliği İnsan Hakları ve Demokrasi İnsiyatifi, Chrest Foundation, Friedrich Ebert Vakfı (Almanya – İstanbul, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, Danimarka Ankara Büyükelçiliği, KAGİDER ( Türkiye Kadın Girişimciler Derneği), Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye (UNFPA)
Projenin Adı: Basın Özgürlüğü ve Bağımsız Gazeteciliği Takip Etmek ve Korumak İçin Ülke Çapında Bir Kurma Projesi
Projenin bütçesi: 564. 364, 079 Euro
Projeyi destekleyen kuruluşlar: Avrupa Birliği Avrupa ve Akdeniz Ülkeleri Arası Ekonomik ve Sosyal İlişkileri Geliştirme Programı (MEDA), Heinrich Böll Vakfı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipler Birliği (TTB)
Kaynak: Sivil Örümceğin Ağında Sayfa: 110

Yüzlerce tanınmış yazar, kalemleriyle, düşünceleriyle Bianet’e destek veriyor.

Kamuoyunun yakından tanıdığı; Ahmet Şık, Evrim Kepenek, Ferhat Tunç, İpek Çalışlar, Merdan Yanardağ, Ömer Madra, Ragıp Zarakolu, Ümit Fırat Can Dündar, Mustafa Sönmez, Osman Kavala gibi daha niceleri yazar listesinde yer alıyor.

Medyascope’u ise Ruşen Çakır yönetiyor.

T24’ün kadrosunda kamuoyunda çok yakından tanınan; Aydın Engin, Mehmet Y. Yılmaz, Oya Baydar, Fikret Bila, Yalçın Doğan, Mehmet Tezkan, Tolga Şardan, Hasan Cemal, Altan Öymen, Atilla Dorsay, Bekir Ağırdır, Murat Belge, Murat Sabuncu, Rıdvan Akar, Rıza Türmen, Sami Selçuk, Sencer Ayata, Şirin Payzın, Soli Özel, Turgut Kazan gibi yazarlar var.

Bu üç kurumun yayın politikası incelendiğinde ortak noktalarının çok olduğu görülecektir. NED’den

para alanlar, CIA ajanı Ralph Megehee’nin deyişiyle “ülkenin karıştırılması operasyonunda” üstlerine düşen şu görevleri ustalıkla yerine getiriyorlar:

  • Emperyalizmin, küreselleşmenin Türkiye’de temsilciliğini yapmak.
  • Ülkeyi, etnik, dini yönden bölmek.
  • Üniter devlete karşı olup, federasyonu savunmak.
  • Türk Ulusu düşmanlığı yapmak.
  • “Ermeni Soykırımı” tezlerini savunmak.
  • LGBT hareketini kayıtsız şartsız desteklemek.
  • Türkiye’ye karşı, uluslararası örgütlerle işbirliği yapmak.

Bu yazıda yalnızca üç tane örgütü ele alıp değerlendirdim. Türkiye’de; parti, sendika, gençlik örgütü, kadın örgütü, haber sitesi, gazete, dergi, sanat kurumu, TV, radyo olarak yüzlerce kurum, yukarıda adlarını saydığım kuruluşlarla ve ülkelerle açıktan işbirliği yapıyor. ABD ve AB ülkeleri sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapanlar istisnasız hepsi aynı görüşleri savunuyorlar. Bu kurumların ilişki kurdukları kesimlerin sayıları gederek artıyor. Güçlü bir şekilde söylenen ve tekrar edilen düşünceler zamanla kabul edilen ortak değerlere dönüşüyor.

Halkın zararına olan bu fikirlere karşı duranlar ise kendilerini ifade edecek bir platform bulamıyorlar.

Geçmiş dönemde NED’ in fonladığı birkaç etkinlikten örnek verelim:

NED’den ve Westminster Foundation for Democracy (WFD)’den Toplumsal Sorunlar Araştırma Vakfı TOSAV’a: 1997 ve 1998’de Türk- Kürt sorunları Çözüm Çalışmaları ve Yeni Anayasa, Demokrasi Eğitimi ve radyo yayınları için 92. 000 ABD Doları ve 6250 İngiliz Sterlini vermiş.

Kaynak: Sivil Örümceğin Ağında Sayfa: 110

Parayı alan TOSAV, “Tek kökenli ulus kavramının sorunlu olduğunu ve kendilerini Türk ve Kürt kökenli yurttaşlar olarak tanımladıklarını” söyleyip, Radyo İmaj ve Radyo Ekin‘de demokrasi(!) konulu yayınlar yapıyorlar.

Örgütün kurucu başkanı 90’lı yılların televizyon yorumcusu Doğu Ergil…

Danışma Kurulu’nda ise: Çetin Altan, Mehmet Altan, Tarık Ziya Ekinci, Ayşe Önal, Etyen Mahcupyan, Hüsamettin Kavi, Osman Kavala, İshak Alaton, Celal Göle, Mehmet Ali Kılıçbay, Baskın Oran, Niyazi Öktem, Mustafa Tınaz Titiz, Elif Dağlı, Burhan Şenatalar, Müjde Ar, Bülent Tanör, Ali Bayramoğlu gibi ünlü kişiler yer almış.

1988 yılında 50. 000 Doları NED vermiş, parayı Türkiye’nin Amerikalı Dostları Vakfı almış. Bu para karşılığında Forum dergisi çıkarılmış.

1991 yılında NED, Türk Demokrasi Vakfı’na; Türkiye’de yapılacak özelleştirmeleri desteklemesi için 80.000 Dolar vermiş.

1994 yılında NED, Stratejik Araştırmalar Vakfı’na medya ve yayın faaliyetleri için 71.583 Dolar vermiş

1995 yılında NED, İnsan Hakları İçin Kadınlar kuruluşuna ‘İstanbul’a doğudan, güneydoğudan göç eden kadınların hakları ve eğitimi’ için 40. 000 Dolar yardım etmiş. Amerikalılar, neden yalnızca Kürt kadınlarının eğitimi ve haklarını önemsiyor? Yurdumuzda yaşayan diğer illerden kadınlar, kadın sayılmıyor mu?

1995 yılında NED, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na (TESEV), yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amacıyla 79. 571 Dolar para yardımı yapmış. Kemal Kılıçdaroğlu TESEV üyesidir. Kendisine sorulan soruya verdiği yanıtta TESEV’e üye olmaktan şeref duyduğunu ve bu kurum üyeliğinden ayrılmayı hiç düşünmediğini belirtiyor. (*)

TESEV’le CHP’li belediyeler, yerel yönetimlerin merkezi hükümetten koparılması için özerklik- çalışmalarını birlikte yürütüyorlar. Meraklı olan okuyucular, CHP’’li Belediyelerin etkinliklerini incelediklerinde bu gerçekle yüz yüze geleceklerdir. Aynı çalışmalar Marmara Belediyeler Birliği üzerinden sürdürülüyor.

Bugün siyaset, her yönüyle çürümüştür.

Sağ ve sol siyaset, emperyalizmin taşeronluğunu yapıyor. Kişiler üstünden sürdürülen kayıkçı kavgalarını bir kenara atarsak, aslında onların aynı kumaştan dokunduğu hemen görülecektir.

Sezgin Baran Korkmaz gibi hırsızlardan para alanları televizyonlarda teşhir edenler dönüp de bir kendilerine baksınlar.

Küreselci hırsızlar, Sezgin Baran Korkmaz’dan daha temiz, daha erdemli midir?

Sezgin Baran’ın otelinde kalanları eleştirenler, Sezgin Baran’ın patronlarıyla işbirliği yapmayı ve onlardan para almayı kutsuyorlar.

Emperyalizm ile işbirliği yapmak ve onların tezlerini savunarak dediklerini eksiksiz yerine getirmek hangi anlayışa sığar?

Ne Yapmak Gerekiyor?

Türkiye’de bugün tam bir yağma ve talan ekonomisi uygulanıyor. Devletin açık olması gereken faaliyetleri örtülmüş durumdadır. Ülke bütçesinin harcama kalemleri denetimden uzak olunca her türlü istismara açık olarak şekilleniyor. Mafya – devlet ilişki belgeleri ortalığa saçılıyor. Bu kavgada herkes kirleniyor.

Zaten güçlü olan suç örgütlerinin üstüne son yıllarda Suriyeli, Afgan, Afrikalı mafya örgütleri de eklendi.

Toplumsal yaşantımız bozuldu.

Türkiye hızla Afganistanlaşıyor.

Ben doğruyum, Ben farklıyım, Ben temizim” diyenlerin önce emperyalizmle, parayla olan ilişkileri sorgulanmalıdır.

Marmara Denizi’nden önce Türkiye’nin tepeden tırnağa temizlenmesi gerekiyor. Öncelikle siyasetteki ve düşünce tarzlarımızdaki müsilajları temizleyerek işe başlayalım. Yüzlere takılan maskelere aldanmadan, maskelerin ardındaki gerçek yüzleri görerek iş yapalım. Sağ, sol, Milliyetçi, Atatürkçü, Müslüman gibi önceden kabullenilmiş söylemlerde bulunanların pratikte ne yaptıklarını, dostlarını sorgulayalım. Bu görevi hakkıyla yaparsak Türkiye’deki sahte kurtarıcıların maskeleri düşer ve ihanetleri gün gibi ortaya çıkar.


Notlar:

*. Sivil Örümceğin Ağında Sayfa: 586- 591

39 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :