Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Zülfü Livaneli Bize Ne Anlatıyor?

Son dönemlerin popüler adamı Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında ileri sürdüğü iddialarının yanında Deniz Baykal’a da dokununca tartışmalar başladı. Kapanmış olan defterler yeniden açıldı. Bir kaset operasyonu ile beklenmedik bir şekilde CHP Genel Başkanlığından uzaklaştırılan Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirildi idi. O yıllarda MHP milletvekilleri ve bazı ünlü kişilere de aynı yöntem uygulanarak siyasi hayattan uzaklaştırıldılar. Kaset operasyonlarıyla; Türkiye’nin hızla siyasal İslam’a yönlendirildiği ve Cumhuriyetin son kalıntılarının tasfiye edildiği o günlerde sürece pürüz teşkil eden unsurlar etkisizleştirilerek büyük bir mıntıka temizliği yapıldı. Bugün gelinen durum göz önüne alınınca bu gerçek daha iyi anlaşılmakta…

Deniz Baykal, son 50 yıl içinde etkin olmuş bir siyasetçidir.

AKP’nin iktidara geldiği dönemde CHP Genel Başkanı olması ve Erdoğan’la ilişkileri her zaman tartışma konusu oldu. Küllenmiş olan tartışmalar yeniden alevlendi. Yapılan tartışmalara Zülfü Livaneli de katıldı. Gazete Duvar’da İrfan Aktan’la yaptığı söyleşide öne sürdüğü düşünceler dikkat çekti ve gazetelerde, televizyonlarda haber oldu. Livaneli, söyleşide öne sürdüğü düşüncelerini katıldığı televizyon programında daha geniş olarak anlatma fırsatını buldu. Aslında öne sürdüğü bu düşünceler uzun zamandan beri değişik platformlarda yazarımız tarafından öne sürülüp savunuluyordu. Konuşmasında Baykal’la ilgili tespitlerinde sert ifadeler kullanması öne çıkarılıp olay başkaları tarafından büyütüldü ve “Deniz Baykal CHP’den ihraç edilsin” kampanyasına kadar geldi, dayandı.

Bu yazının yazılış amacı, Deniz Baykal – Erdoğan ilişkilerini sorgulamak olmadığından Baykal’la ilgili olan düşüncemi kısaca belirterek geçeyim. Baykal için bir çok şey söylenebilir. Onda olan hastalıklı bakış açısı birçok siyasetçide olan genel bir özelliktir. CHP’de, DSP’de, geçmişin SHP’sinde ve yeni kurulan Muharrem İnce’nin, Sarıgül’ün partilerinde Baykal benzerlerinden çok fazla sayıda siyasetçi var.

Baykal’ı siyaseten ipe götüren suçu ise, üniter devleti savunma inadıdır.

Deniz Baykal, diğer siyasetçiler gibi federasyondan, etnik kimliklerden söz edip, “üniter devlet biraz esnetilmelidir” deseydi bugün de CHP’nin başında olurdu. Herkes ona el pençe divan durup saygıda kusur etmezdi. Hatırlarsınız, Baykal’ın yönetimde olduğu dönemde AB liderleri ve özellikle Sosyalist Enternasyonal’in temsilcileri CHP yönetimini ve Baykal’ı jakoben bularak soğuk davranıyorlardı ve bu görüşlerini basında açıkça dile getiriyorlardı. Onlar, aynı tespiti Atatürk için de yıllardır yapıyorlar.

Baykal gidince, CHP – Avrupa ilişkileri hızla düzeldi. Sosyalist Enternasyonal temsilcileri şimdiki CHP yöneticilerini yere göğe sığdıramıyorlar.

Beni Zülfü Livaneli hakkında yazı yazmaya sevk eden şey Deniz Baykal’la ilgili tespitleri değildir.

Zülfü Bey’in besteleyip söylediği şarkılar, milyonlarca insan tarafından sevilip söyleniyor. 70’li yıllardan beri sol kesimin kalbinde yer etmiş bir kişidir. Bestecidir, yorumcudur, roman yazarıdır… Yazdığı romanların değerlendirmesini eleştirmenlere bırakarak siyasal tespitlerini tartışmamız gerekiyor.

O, Türkiye’de çokça örneği bulunan ortalama bir aydındır. Söylediği, öne sürdüğü tezler birçok kesim tarafından da savunulan ortak olan düşüncelerdir. Yurdumuzda onun dediklerini tekrar etmeyenleri adam yerine koymazlar. Aydın olmanın sorumluluğu ise ağırdır. Aydın, genel insan kitlesinin söylediklerini yaldızlayarak bir daha söyleyen kişi değildir. Aydın, toplumun söylediğinden farklı olanı dile getiren kişidir. Sokaktaki insanın göremediğini görür, sisteme aykırı olsa bile düşüncelerini korkmadan haykırır. Aynı karşıtlık, içinde bulunduğu sol çevre içindeki tabulara karşı olmayı da gerektirir. Bu söylediğim özelliklerin hiçbiri ne yazık ki Livaneli’de yok!

Türkiye’nin Cumhuriyet dönemini, siyasi olayları, öne çıkan kişileri olması gereken yerlere koymaktan uzaktır ve yanlışlarla doludur.

Livaneli’nin eski liderlerle ilgili değerlendirmesi herkesin dikkatini çekti. Konu ile ilgili neredeyse yazı yazmayan köşe yazarı kalmadı. Herkes durduğu yerden yazarı eleştirdi ya da karşı çıktı. Amiral gemisinin kaptanı Ahmet Hakan, Zülfü Livaneli’yi eleştirirken sol kültür cahili olduğunu da ele verdi. Ecevit’in, İsmet Paşa’nın, Deniz Baykal’ın solcu olmadığını söyleyen Zülfü Livaneli’yi eleştiren Ahmet Hakan köşesinde şöyle diyor:

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki… Sanırsın ki… Kendisi Bolivya dağlarından az önce gelmiş sertlik yanlısı olmayan bir Tamil gerillasıdır. Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü.

Kaynak: hurriyet.com.tr

Ahmet Hakan hayatının bir yerinde; Bolivya dağlarını, Tamil gerillasını da duymuş ama ne oldukları hakında yeterince bilgi sahibi olamamış. İmam Hatip kökenli oluşundan olsa gerek solla ilgili her şeyi karıştırıyor. Coğrafyadan sınava girse sınıfta kalır. Bolvivya, Güney Amerika’da, Tamiller ise Hindistan’ın güneyinde bir ada ülkesi olan Sri Lanka’da… Arada koskoca iki okyanus var. Tamiller bir zamanlar İngilizlerin kışkırtmasıyla ayaklanan etnik bir azınlık olup verdikleri mücadele sonunda ülkenin %70’ini ele geçirmişlerdi. Hükümeti kuran Komünist- Milliyetçi ittifakı, Tamil ayaklanmasını bastırıp sorunu çözmüştü. Ahmet Hakan sonraki günlerde yazısındaki bu hatasını düzeltmediği gibi hiç kimse de bu hatayı dile getirmedi. Ayrıca Hakan, “sertlik yanlısı olmayan Tamil gerillası” nasıl olunduğunu bi zahmet anlatsa da biz de öğrensek.(!)

Amiral gemisinde kaptanlık böyle yapılıyor. Ertuğrul Özkök, geminin kaptanına bu konularda biraz danışmanlık yapsa iyi olur. Yoksa bu cehaletle Ahmet Hakan tez zamanda gemiyi kayalara oturtur. Benden söylemesi…

Zülfü Livaneli, “…Solun başını bağlayan, yolunu şaşırtan insanlar bunlar. Ecevit, Fetullah Gülen teşkilatıyla yan yana geldi, onlara kontenjan verdi, her türlü olanağı sundu. Cemaati devlete ilk yerleştiren Tayyip Erdoğan değil, Bülent Ecevit’tir. Uzun lafın kısası, Ecevit, Baykal gibi insanlar sol filan değil, soldan hoşlanmayan, tipik Türk milliyetçileridir.” diyor.

Zülfü Bey yanılıyor.

Fetullah’ı devlet içine ilk yerleştiren MİT’tir. Yıl, 1958 ve hükümette de Menderes vardı. Yeşil Kuşak Projesi kapsamında devlet ve toplumsal hayat adım adım dincileştirildi. Devletin din ile barışması(!) İsmet İnönü zamanında başladı. Bu projenin sağ ve sol(!) görevlileri vardı. Her gelen siyasi iktidar, gericiliğin sakalını öptü. Emperyalizmin Türkiye’de sağ ve sol görevlileri geçmişte de vardı bugün de var. Livaneli; Baykal’ı “MHP çizgisine çekmekle” itham ederken MHP ile Ekmeleddin’i solculara dayatan Kılıçdaroğlu için bir tek olumsuz cümle dahi kurmuyor. Kılıçdaroğlu’nu ayrıcalıklı kılan nedir? Zülfü Bey’le birlikte Yaşar Kemal’in heykelini kültür merkezleri önüne dikmesi midir?

“Dersimli Kemal” olması mıdır?

Federasyoncu olması mıdır?

FETÖ operasyonu ile CHP’nin başına getirilmiş olması mıdır?

Kürt açılımını Meclis’e yaptırarak ülkeyi Meclis kararıyla bölme niyeti midir?

Nedir Kılıçdaroğlu’nu dokunulmaz kılan?

Türkiye kamuoyunda Amerikancı, NATO Milliyetçiliği haklı olarak eleştiriliyor. Türk ulusunun çıkarlarının tam tersi tutum alan ve yaptıklarıyla ihanet içinde olan bu çeteler için ne dense azdır. Peki, AB’ci, Amerikancı solculuğu nereye koyacağız?

Livaneli röportajın bir yerinde Baykal’ı şöyle eleştiriyor, “…Bayram Meral’in verdiği bir yemekte yaptığımız tartışma da var. Kemal Derviş bana ‘Kürt meselesini gündeme getirelim, bu adam – Baykal – hiçbir şey demiyor’ diyordu…”

Kemal Derviş kim?

Küresel güçlerin en iyi temsilcilerinden biri ve Zülfü Bey’in kadim dostu. Kemal Derviş, Türkiye’ye getirildi ve siyaseti Amerikan çıkarları doğrultusunda şekillendirip gitti. Giderken arkasında bir enkaz bıraktı. Kemal Derviş’in ve Livaneli’nin en hassas oldukları konu “Kürt Meselesi”dir. Onlara göre; Kürt meselesinden söz etmeyen siyasetçi iflah olmayan bir Türk milliyetçisidir.

Yazının başında Baykal’ın tasfiye edilmesinin nedenini açıklarken üniter devlet konusunda ayak diremesidir demiştim. Livaneli’nin anılarından çıkarıp anlattığı şeyler beni haklı çıkarıyor.

Livaneli, Kürt sorununu Kemal Derviş’le birlikte çözmekten hiç gocunmuyor. Diğer yandan da kendisini Marksist olarak tanımlıyor. Bir Amerikan projesi olan Fetullah Gülen hareketine FETÖ demeyi kendisine yakıştıramayan Livaneli, Baykal’ın “Pensilvanya’dan aldığım mesajın samimiyetine inanıyorum.” demesini de bir türlü anlayamadığını ifade ediyor.

Ne yapalım?

Biz de Livaneli’nin marksist(!) olup da Kemal Derviş’le Kürt meselesini çözmeye çalışmasını bir türlü anlayamıyoruz.

Zülfü Livaneli, çok yönlü bir adamdır. Beyni farklı çalışır. Bir yandan, “ … Artık çok az kişi olaya sınıfsal bakıyor. Kimlik, inanç, etnisite, sınıf değerlerinin önüne geçti.” diye üzülürken diğer yandan konuşmalarında “Kürtler, Aleviler…” diye nutuk atarak etnik milliyetçilik ve mezhep siyaseti yapar. Bunda da bir sakınca görmez.

Yazarımız aynı zamanda Atatürkçüdür. Piyasada prim yapan her şeyden olmaya çalışır. Bu tavrında bir tutarlılık da aramaz.

Taraf gazetesi yazarı, tescilli Atatürk düşmanı tarihçi Ayşe Hür’le basın üzerinden geçen sene yaptıkları hakaret dolu tartışmanın üzerinden bir yıl geçti.

Hem Atatürkçü hem de Kürt hakları savunucusu olunamayacağını öne süren Hür, Livaneli’yi yazdığı yazı üzerinden vurmuştu.

Zülfü Livaneli, geçmiş yıllarda Deniz Baykal’a bir mektup yazmıştı ve bu mektup sonradan gazetelerde yayımlanmıştı. Livaneli mektubunda; Baykal’ın siyaset yapma tarzını eleştirerek partide yapılması gerekenleri sıralamıştı. O mektupta savunduğu görüşler, Livaneli’nin duruşunu net olarak ortaya koyuyor. Zülfü Bey şöyle diyor:

…Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden,solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz. Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.

Zülfü Livaneli, Baykal’ın yanlış kadrolaşma politikalarına karşı çıkarken kendisi de bir başka yanlışa düşüyor. Yukarıda adları sayılan zevatın hangisi solcu?

Amerika’nın uluslararası görevlisi Hikmet Çetin mi?

AB ve Almanya muhipleri cemiyeti üyeleri Murat Karayalçın, Ercan Karakaş mı?

İsrail’in sadık dostu, “CHP Kapansın, bir dernek olarak varlığını sürdürsün.” diyen 10 Aralıkçı Erdal İnönü mü?

Fikri Sağlar, Celal Doğan mı, hangisi solcu?

Boşuna dememişler, “Söyle bana dostunu, söyleyeyim sana kim olduğunu.”…

Zülfü Livaneli’nin dostları; Kemal Dervişler, Hikmet Çetinler, Murat Karayalçınlar, Celal Doğanlardır.

Nazım Hikmet’in şiirlerini şarkılaştırıp, Deniz Gezmişlerin, Uğur Mumcuların adlarını kullanarak kendisiyle ilgili büyük bir sempati yarattı. Sonra da bu kahramanları satıp düşmanlarla sarmaş dolaş oldu.

Nazım, Deniz Gezmiş, Uğur Mumcu onun bu halini görseler ne derlerdi acaba?

Zülfü Livaneli ve saydığı, sevdiği dostları; Atatürkçülüğün, solculuğun üstüne yapışmış kenelerdir.

Yıllardır solculuğun da, Atatürkçülüğün de kanını eme eme bitiremediler. Bıkmadan usanmadan bu görevlerini yerine getiriyorlar. Ne yazık ki sol basın, medya bunların kontrolünde olduğundan dolayı hiç kimse bunların gerçek niyetlerini yazmıyor, yazamıyor. Onlar hâlâ devrimci sanatçı, Atatürkçü, ilerici, aydınlanmacı olarak pirim yapmaya devam ediyorlar.

Bugün Türkiye’de Atatürkçülük ve solculuk; etnik milliyetçi, mezhepçi olan sahte kurtarıcıların, aydınların(!) elinde oyuncak olmuştur. Bizler Horozlu Ayna olarak yurdumuzda düşünce alanında da tam bir arınmadan geçilmesi gerektiğine inanıyoruz. Toplumda genel olarak görülen yozlaşma ve çürüme solcular arasında da yaygın olarak görülüyor. Emperyalizmle işbirliği yapan, kapitalizme biat eden, onların projelerinde görev alan solculuk moda haline getirildi. Böyle bir solculuğun sol düşünceyle bir ilişkisi olmadığı gibi insanları yanıltan bir özelliği de vardır. Doğru mücadele, doğru düşünce çevresinde toplanarak, birleşerek olur. Bizler, elimizden geldiğince halkımızın zararına olan her türlü düşünce, oluşum ve tavra karşı mücadele edip sahte kurtarıcıların yüzlerindeki maskeyi indirmeyi bir görev biliyoruz.

12 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :