Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Yargısız İnfaz ve Erkeklik

Antalya Elmalı’da geçen aylarda 6 ve 9 yaşında iki çocuğa; anne, üvey baba ve bazı tanıdıkları tarafından cinsel taciz yapıldığı iddiası ile bir dava açılmış. Öğrendiğimize göre; taciz olayını babaanne ihbar edince, olaya adı karışan sanıklar hakkında dava süreci başlamış. Dava görülürken 2. celsede anne ve baba serbest bırakılmış.

İşte bundan sonra dava ile ilgili haberler ortalığa saçılınca Türkiye’de kızılca kıyamet koptu.

Yolsuzluk haberlerinden iyice bunalan Türkiye’deki bütün medya kuruluşları ve televizyonlar olayın üstüne atıldılar. Verilen haberlerde olay anlatılırken; erkeklerin sapıklığı, aile kurumunun çöktüğü, toplumsal değerlerin yok olduğu temaları bolca işlendi. Diğer yandan mahkemelere güvenin neredeyse sıfırlandığı bu günlerde “vicdansız, sapık” anne ve babanın tutukluluk halinin kaldırılması kararı, toplumu iyice çileden çıkardı. Herkes birbirinin yüzüne bakıp, “Yahu n’oluyoruz? Nereye gidiyoruz?” sorularını sormaya başladı. Günümüzde en iyi iletişim ortamı olan sosyal medyada telefonunu eline alan; erkek egemen ideolojiye,çocukların ebeveynine, düzene, millete verdi veriştirdi.

Neredeyse tüm spor kulüpleri olayı kınadı.

Politikacılar, dizi oyuncuları, şarkıcılar ve on binlerce insan; #Elmalı Davası etiketiyle düşüncelerini, duygularını paylaştılar.

Bu paylaşımlardan en dikkat çekici olanı ise Şahan Gökbakar’ın paylaşımı oldu. Şahan Gökbakar şöyle dedi (Yazım hataları Şahan Gökbakar’a aittir):

Bir anne, üvey baba ve bunların bazı tanıdıkları 6 ve 9 yaşında iki çocuğa cinsel tacizde bulunuyor. Babaanne bu olayı polise bildiriyor. Çocuklar psikologlar tarafından inceleniyor ve bu dönemde çocuklar resimler yaparak, çizerek tacizi ve tecavüzü anlatıyorlar. Mahkeme önce tutukladığı sanıkları ikinci celsede serbest bırakıyor öyle mi??? Gerçekten böyle mi??? İnsanın böğüre böğüre ağlayası geliyor sinirden. Vay arkadaş ya… Buralar ne hale geldi böyle… Burası dünyada tek çocuk bayramı olan Türkiye Cumhuriyeti! Kendinize geliiiin artık.”

https://www.haberler.com/fotogaleri/sahan-gokbakar-dan-elmali-davasina-sert-tepki/

Şahan Gökbakar, Türkiye’de yaşayan herhangi bir vatandaşın ortak duygularına tercüman olmuş.

Recep İvedik tiplemeleri de yazsa böyle yazardı.

Çünkü, günlerdir medya haberi daha detaylı ama daha duygusal olarak verdi ve milyonlar buna inandı.

Çocukların çizimleri ise, işin en duygusal yanıydı.

Bizim medyamız durum daha net olarak anlaşılsın diye neredeyse olayı canlandırma ile verecekti.

Peki burada gerçek olan neydi?

Ortaya atılan iddiaların ne kadarı doğruydu?

Yalan, ,iftira, tertip olabilir miydi?

Kimse bunu sorgulamadı.

“Anne ve babayı mahkeme niye serbest bıraktı?” sorusuna bir yanıt aranmadı.

İnsanlar, medyanın söylediklerinin doğruluğuna yüzde yüz inanarak sanıkları lanetlediler.

Özellikle anne ve baba çarmıha gerildi.

Derken bu arada mahkeme dosyasındaki raporlar ortaya döküldü.

Anne, kamuoyunda linç edilince o da kendini savunmak için elindeki raporları medyaya verdi.

Uzman Psikolog Deniz Karasapan’ın mahkemeye sunduğu rapora göre medyanın anlattığı hikayeden farklı bir gerçek ortaya çıktı.

Rapor, babaannenin suçlamalarını ve çocukların bazı beyanlarını “şüpheli” buluyordu.

Şimdi biz hangisine inanacağız?

Bizim medyanın anlattıklarına mı, yoksa raporlara mı inanacağız?

Neye inanacağımızı hemen söyleyeyim; Hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoksa her insan masumdur.

Anne ve baba hakkında böyle bir karar var mı?

Yok!

Haklarında bir hükme varmak için mahkemenin kesin hükmünü beklememiz gerekmiyor mu?

Peki, Şahan Gökbakar, Muharrem İnce, Nükhet Duru, Beren Saat, Canan Karatay gibi ünlüler; FB, BJK, GS gibi kulüpler ve milyonlarca insan, yargısız infaz yapıp neden insanları mahkum ettiler?

Ardından bazı ünlüler çıkıp en yakın aile çevresinden kişilerin tecavüzüne uğradıklarını söylediler.

Olay büyüdü ve Batıda ortaya çıkan – veya çıkartılan – Metoo hareketine dönüştürüldü.

Ortada adı konulmuş bir suç yokken bizim medya insanları linç ediyor.

Yıllardır verilen haberlerle insanlar öyle şartlandırıldı ki, hiç düşünmeden, sorgulamadan bazı sözcükler söylendiğinde hemen harekete geçirilebiliyor.

İlkel kabile kültürü ile hareket ediliyor. Herkes kendini hakim, savcı, cellat yerine koyup ona uygun davranıyor.

Geçenlerde bir haberde okumuştum; bir kadın intikam almak için bir diş hekimini beni taciz ediyor diyerek insanlara linç ettirmiş. Olay sonrası diş hekimi canından olmuş.

Yazık değil mi o insana?

Erkek olduğu için haberi gözden kaçırıldı.

Medyada her Allahın günü, erkek cinsi aşağılanıp linç ediliyor.

Televizyonlar, gazeteler ve sosyal medyanın tümü haberi aynı tarzda veriyorlar.

İşlenen cinayetlerin nedenleri araştırılmadan, soruşturulmadan erkekler ötekileştirilip kadınlar erkeklere karşı kışkırtılıyor.

Kadınlara uygulanan şiddetin nedenleri üzerinde kimse konuşmak istemiyor. Şiddeti ortaya çıkaran vahşi kapitalist sistem, cehalet, din, sosyolojik yozlaşma, gerici eğitim gibi faktörlerin konuşulması istenmiyor. Yaşadığımız düzen, bataklığın sivrisinek üretmesi gibi her gün “suçlu”üretiyor. İnsanlar kitleler halinde yoksullaşırken diğer yandan her türlü yoz kültürün etkisinde kalıyorlar.

Yukarıdan aşağıya mafya ilişkileri, çeteleşme, başkasının ürettiklerine el koyma, hırsızlık, zorbalık son yollarda en çok konuştuğumuz konuların başında geliyor. Bu yoz ortam kendisine uygun kültürü de üretiyor. Şiddet, küçük çocuklardan, genç kızlara varıncaya kadar her kesimin en geçerli değeri oldu. Şiddete uğrayan kişi kendisinden daha zayıf olana yönelip onu eziyor. Eşinden şiddet gören kadın öfkesini çocuğundan çıkarıyor.

Türkiye’de kitlelerin yozlaşmasının en etkili odağı medyadır.

Medya insanları aptallaştırıyor, insanlığından uzaklaştırıp onları birer canavara dönüştürüyor. Programlarda, haberlerde kötü olan erkektir. İzlediğimiz reklamlarda, programlarda, kadınlar desteklenir, iyi olan kadındır.

Bu proje dünyanın birçok ülkesinde aynı anda uygulamaya konuldu.

Aynı tarz haberler Türkiye gibi hedef ülkelerin çoğunda yapılıyor.

Küresel Çeteler, tümüyle erkek cinsini gözden çıkardılar ve bunları dergilerinde, gazetelerinde yazıp çiziyorlar. Bizim medyamız da onların bir parçası. Batılı merkezlerde ne pişirilirse bize onları zorla yediriyorlar.

1 Temmuz 2021 günü akşamı TELE1’de gecenin geç saatlerinde tekrar olan bir programı izledim. Programda konuk olarak; EMEP eski Genel Başkanı Selma Gürkan, Sol Parti Başk. Kurulu Üyesi İlknur Başer, HDP eski Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ve TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan katılmış. Katılımcılar İstanbul Sözleşmesi ve gündemdeki sorunları tartışıyorlar.

Bizim sosyalistler(!) topluma ne perspektif sunuyorlar diye kulak misafiri oldum.

HDP’li Sezai Temelli, erkek egemen sistemin kadınları nasıl ezdiğini anlattıktan sonra hızını alamayıp, “erkeklikle” de mücadele edilmesi gerektiğini belirtti ve “başta biz erkekler olarak erkekliğe karşı mücadele etmemiz gerekiyor.” diyerek kendilerine bir görev çıkardı.

Güldüm.

Sezai Bey, Küresel Çetenin düşüncesini bundan daha veciz biçimde anlatamazdı.

Dünya çapında bazı ünlü feminist yazarlar, “erkek cinsiyetinin tümden yok edilmesi gerektiğini” kitaplarında, konferanslarında yazıp söylüyorlar. Sezai Bey’in bu düşüncesi eleştirilir mi diye baktım ama boşuna bekledim. Programa katılanlar susarak bu fikre onay verdiler.

Erkeklik, kadınlık” en başta bir cinsiyeti ifade eden kavramlardır. Herkes bu kavramların içini siyasal, felsefi anlayışına göre doldurur.

Son zamanlarda bir de kadınlardan daha fazla feminist olan erkekler çıktı. Kendi cinsiyetlerine karşı mücadele veriyorlar. Konuşmaya başladıklarında mangalda kül bırakmıyorlar. Bazen kantarın topuzunu kaçırıp komik duruma düşüyorlar. Duygu Asena bu tipleri görseydi gözü açık gitmezdi.

İşin doğrusu; kadın – erkek eşitliğini savunmak ve bir cinsiyete karşı düşmanlık etmemektir.

Benden Sezai Bey’e bir tavsiye…

Kötülüğün içinde kalarak ona karşı mücadele edilemez. Tez zamanda “erkeklikten” istifa ederek ruhunu kötülükten arındırsın. Feminist dostları ona, mevzileneceği yeni cinsel kimliği hakkında çok faydalı bilgiler verir. Yeterli bilgiyle donandıktan sonra ne yapacağı ona kalmış bir şey.

87 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

  69. Pingback:

  70. Pingback:

  71. Pingback:

  72. Pingback:

  73. Pingback:

  74. Pingback:

  75. Pingback:

  76. Pingback:

  77. Pingback:

  78. Pingback:

  79. Pingback:

  80. Pingback:

  81. Pingback:

  82. Pingback:

  83. Pingback:

  84. Pingback:

  85. Pingback:

  86. Pingback:

  87. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :