Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

İlk Dört Madde

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkan vekili ve Meclis eski başkanı İsmail Kahraman, Birlik Vakfı’nın genel merkezinde “Yeni Anayasa ve Öze Dönüş” adlı bir konferans verdi.

Hazret, AKP’nin gönlünde yatan anayasayı dışa vurdu.

Konuşmasında, “Değişmez maddeler anayasaya konmamalıdır. Milletin isteği halinde değiştirilebilir.” diyerek ilk 4 maddenin yeni yapılacak anayasada yer almaması ve Yeni Anayasanın “dindar” olması gerektiğini savundu.

Konferans haberi medyada yer alınca bazı muhalefet partileri Anayasanın ilk dört maddesine sahip(!) çıkarak İsmail Kahraman’ı sert sözlerle eleştirdiler.

Hemen ardından Sabah Gazetesi’nde aynı konuda bir haber yayımlandı.

İsmail Kahraman, ilk 4 madde ile ilgili olarak şunları söyledi:

4 maddeye dokunulacak, ona dokunmak mümkün mü? Vatanını seven insanın, milliyetçi olan insanın devletine, bayrağına karşı ve cumhuriyete karşı tavır alması mümkün değil. Hukuktan nasibini almamışların hezeyanları ile karşılaşmak beni üzüyor.

Eski başkanın 180 derecelik bir açıyla çark etmesinde hangi güçler etkili oldu bilemeyiz ama kendisini eleştirenleri “hezeyan” la suçlayan Kahraman’a bir çift sözümüz olacak.

Hezeyan, abuk sabuk konuşma, saçmalama demek.

Kimin saçmaladığı gün gibi ortada…

Kahraman’ın konferans verdiği Birlik Vakfı bize bu konuda çok şeyler söylüyor.

Vakıf, 29 Mayıs 1985 tarihinde kurulmuş. Kuruluş tarihi bile sıradan bir gün değil. İstanbul’un fethini, Osmanlı’yı işaret ediyor. 40 kişilik kurucular listesinin en başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yer alıyor. İkinci kişi olarak İsmail Kahraman’ın adını görüyoruz.

Birlik Vakfı, 2012 yılında bir Anayasa taslağı hazırlamış. Hazırladıkları bu taslak internet sitelerinde yer alıyor.

Anayasa Hazırlama Heyetinin en başında İsmail Kahraman yer alıyor.

İsmail Kahraman’ın içinde olduğu komisyonun hazırladığı anayasanın ilk 4 maddesi şu şekilde yazılmış:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Bizler; adalet, hürriyet, hukukun üstünlüğü, eşitlik, insan hakları, demokrasi, manevi ve milli değerlere bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Yüce Allah’ın devletimizi sonsuza kadar koruması dileğiyle bu anayasayı kabul ediyoruz.

Birinci Kısım Genel Esaslar

Devletin Şekli

1. Madde:

Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.

Cumhuriyetin Niteliği

2. Madde:

Türkiye Cumhuriyeti hak ve adalete, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, halk egemenliğine, kuvvetler ayrılığına bağlı demokratik bir devlettir.

Devletin Bütünlüğü – Resmi Dili – Milli Marşı – Bayrağı

3. Madde:

Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dili Türkçedir. Milli marş İstiklal Marşıdır. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Egemenlik

4. Madde:

Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir.

İsmail Kahraman’ın yazdığı anayasanın en başında altı çizili bölümde “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları” diyerek Türk vatandaşlığı“Türkiye Vatandaşlığına dönüştürerek Türk ulusunun kurucu irade olmasını yok etmiş. Türk ulusunu da Anayasadan çıkarmış ama hazret nasıl oluyorsa oluyor, Sabah Gazetesi’nde yer alan habere göre milliyetçiliği kimseye kaptırmıyor.

Anayasadan Türk’ü silen Kahraman’ın hangi milletin milliyetçisi olduğunu söylese de bir öğrensek.

Bu, “Türkiye Vatandaşlığı” kavramını CHP!nin yöneticileri de hararetle savunuyorlar.

Şu anda yürürlükte olan ama uygulanmayan Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile Kahraman’ın anayasasının uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bu hazırladıkları taslakta Türk ulusunu, Atatürk’ü, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yok etmişler. Ankara’nın başkent olmasını değiştirmişler.

26. maddede “Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılmasıyla ilgili esaslar taraf olunan uluslararası anlaşmalar da gözetilerek kanunla düzenlenir.” deniliyor. Bir başka dilde eğitim, çıkarılacak bir kanunla değiştirebilecek şekilde ele alınmış. Türkçe’den başka dillerde eğitimin kapısı kanun kapsamıyla aralanmış. Aynı çevrelerin oluşturduğu SADAT’ın hazırladığı taslak anayasada Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde eğitim verilecek bir anayasa hazırlanmıştı.

AKP’li yetkililerin sık sık dile getirdikleri yeni anayasanın içeriği bu şekildedir.

Kemal Kılıçdaroğlu, kapatılan İMC TV’de 2017’de katıldığı bir programda, Anayasanın değişmez 2. ve 3. maddelerinin değişebileceğini” savunmuştu.

Mecliste grubu bulunan tüm partiler aslında var olan anayasanın ilk 4 maddesini kaldırarak Türk ulusunu anayasadan çıkarıp milletsiz bir anayasa yapmak istiyorlar. İçlerinden birileri çıkıp bunu dile getirdiklerinde gelen tepkiler üzerine parti yetkilileri; “ Hayır, biz onun dediğine katılmıyoruz. O dile getirdiği sözler, kendisinin şahsi fikridir.” diyorlar.

Böyle bir komediyi son günlerde HDP’de seyrediyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun, “Siyaset kurumunun 35 – 40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var. Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. Devlet dediğiniz kurum gayrimeşru bir organla muhatap olamaz… Mesela İmralı meşru bir organ değil. HDP’yi meşru bir organ olarak görebiliriz…” dedikten sonra topa HDP eski eş başkanlardan biri olan Sezai Temelli girerek muhatabın Abdullah Öcalan olduğunu söyledi.

Kamuoyundan tepkiler gelince HDP yetkilileri bir açıklama yaparak “Bu görüş, arkadaşın şahsi fikridir,” partiyi bağlamaz diyerek havayı yumuşattılar.

Ardından Selahattin Demirtaş da “Evet, muhatap HDP’dir.” diyerek parti hanesine bir puan daha kazandırdı.

CHP’nin Meclisteki muhatabı HDP oldu ve bu karşı tarafça da tescillendi diye düşünürken aradan HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer ortaya çıktı.

Taşçıer, “Anayasanın ilk dört ile 40 ve 41’inci maddesi değiştirilmezse, bazı kanunlardaki çekinceler kaldırılmazsa, Kürt sorunu tartışılamaz. Kürtlerin talepleri bellidir.” dedi.

Demek ki Anayasanın ilk dört maddesiyle HDP’nin de bir derdi varmış.

AKP, CHP ve HDP ilk dört maddeyi değiştirme konusunda yemin etmişler.

Taşçıer tam olarak açıklamamış ama onun yerine biz açıklayalım; “bazı kanunlardaki çekinceler kaldırılmazsa” dediği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı…

Türkiye bu sözleşmeyi imzalarken bazı maddelere çekince koymuştu. Avrupa’da aralarında Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin olduğu 34 ülke birçok maddeye çekince koymuştu.

Sözleşmenin kendisi yerel yönetimlere idari, mali, siyasi haklar tanıyarak ayrılmanın temellerini attığı için ülkeler tarafından şartlı onaylandı.

Kaset operasyonu ile CHP’nin başına getirilen bölücü ekip, uzun zaman “İktidara geldiğimizde sözleşmedeki çekinceleri kaldıracağız.” diyerek propaganda yaptı ve parti kurultayındada oy birliği ile sözleşme onaylandı.

İlginç olan şey, CHP parti delegelerinden hiçbiri bu duruma itiraz etmedi.

İmam Taşçıer’in kast ettiği bu sözleşme…

Devlet, bu çekinceleri kaldırırsaözerkliğin yolu açılacak.

Anayasanın ilk dört maddesi kaldırılırsa, “Kürt sorunu” tartışılmaya başlanacak.

PKK, ilk aşamada özerklik istiyor.

Özerk bölgenin ayrı bir meclisi olmasını istiyor.

Özerk bölgenin ayrı bayrağı olmasını istiyor.

Özerk bölgeye bağlı güvenlik güçlerinin olmasını istiyor.

Özerk bölgeden çıkarılacak her türlü yer altı ve yer üstü servetlerinin kullanım hakkının özerk bölgenin kontrolünde olmasını istiyor.

Özerk bölgede verilecek her türlü eğitim ve din işleri idaresinin bölgesel yönetimde olmasını istiyor.

Ülkenin bir bölümünde kuracakları özerk yönetim gibi daha 25 özerk bölgenin Türkiye’de kurulmasını istiyor.

CHP’nin “Kürt sorunu”nu çözecek yöneticileri, yukarıda yazdığım ve PKK – HDP çevrelerinin değişik platformlarda dile getirdikleri maddelerin hangilerini verecekler?

Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi meclis kararıyla mı bölmek istiyor?

Böyle bir girişim ve kararın Türkiye’yi bir iç savaşa sokacağını görmüyorlar mı?

Bu işleri, “Atatürk’ün partisi, Kuvayi Milliye ruhu, devlet kuran parti” diyerek yapmaları da işin en acıklı kısmı olsa gerek.

Türkiye’de partiler, emperyal güçlerin oyuncağı oldu.

Her birinin emperyalizmin Türkiye’yi bölme ve ulus devleti yıkma programını benimsediklerini görüyoruz.

Siz bakmayın onların kendi aralarında kayıkçı kavgaları yapmalarına.

Kendi aralarında kıyasıya mücadele etseler de önlerine konulan programı savunmak zorundadırlar.

O yüzden tümü de ilk dört maddenin kaldırılması için uygun koşulları oluşturuyorlar.

Partilerden umut yok!

Partiler kötü ise en azından aydınlarımız iyidir gibi bir düşünce akla gelebilir.

Ne yazık ki onların durumu partilerden de kötü.

Yandaş kanallardaki görevli konuşmacıların saçmalıklarından bıktık!

Onlara alternatif olarak kurulan sol içerikli kanallara bakıyorum.

Sonuçta büyük bir hayal kırıklığına uğruyorum.

Halk TV, TELE1, KRT gibi kanallardaki konuşmacıları dinliyorum da bu aydınlar hangi toprakta yetiştiler böyle diye kendime soru soruyorum.

Her akşam, Emre Kongar ve Merdan Yanardağ’ın HDP’den daha HDPci olmalarına bakıp üzülüyorum.

FETÖ yandaşları, liboş yazarlar adı geçen bu kanalları işgal etmişler.

Ekranda, aklı başında laflar eden, siyasilere gebe olmayan birisini göremiyorum.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Özdemir İnce, “HDP’nin son açıklaması” adlı bir köşe yazısı kaleme almış.

Özdemir İnce’nin laiklik üstüne düşüncelerini okuyorum ve bir çok tespitine katılıyorum ama bu son yazısında düpedüz saçmalamış.

HDP’nin 11 maddelik Tutum Belgesini öve öve göklere çıkarmış. Yetmemiş Pervin Buldan’ın “Kürt sorunu” ile ilgili açıklamasını “çok yapıcı” bulmuş.

İnce yazısında şöyle diyor:

…HDP’yi barışçıl, işbirlikçi ve uzgörüşlü çağrısından dolayı kutlamamız gerekmektedir. HDP’nin, yeni anayasanın yapılması sırasını, seçimden sonra demokratikleşme dönemine bıraktığı anlaşılmaktadır. Ki bu da onun görüşmeci ve uzlaşmacı tutumunun kanıtıdır. Demokratikleşme, devlet örgütünün restorasyon ve rehabilitasyonunun tamamlanmasına olanak sağlayacaktır. Mevcut anayasa bu sürecin başarıyla tamamlanmasında herhangi bir engel oluşturmaz.

Bu satırları yazan ya ahmaktır ya da korkak!

Bunca ilerlemiş yaşına rağmen siyasal gelişmeleri hiç okuyamayıp aptalca laflar etmesini başka nasıl açıklayacağız?

Bizim sol medyada aynı yandaş medyada olduğu gibi bir hegemonya var. Bu medyanın bazı tabuları var. Onlara dokunamaz, onları eleştiremezsin. Buna kalkışanları kapının önüne koyup hiçbir yerde iş vermezler. Bu sol(!) medyada:

* Çakma Atatürkçülerin maskesine dokunamazsınız.

* Millet Cephesi bileşenlerinin emperyalizmle bağlantılarını açıklayamazsınız.

* ABD ve AB’nin ülke içindeki yıkıcı faaliyetlerini yazamazsınız.

* “Kürt sorunu” karşıtlığı yapamazsınız.

* Selahattin Demirtaş’ı, Osman Kavala’yı, bazı belediye yönetimlerinin uygulamalarını eleştiremezsiniz.

* Soros vakıflarını, yaptıklarını eleştiremezsiniz.

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Bartu Soral, Osman Kavala’nın yaptıklarını ve onun uluslararası bağlantılarını ortaya koyunca ertesi gün işine son verilmişti.

Cumhuriyet’ten hiçbir yazar, Bartu Soral’in ifade özgürlüğü hakkını savunup yazarın arkasında durmamıştı.

Özdemir İnce de bu siyasi atmosferden olsa gerek saçmalamayı göze alarak HDP güzellemesi yapmış.

Sayın yazarımız, ABD’nin “Kürt meselesini” bu topraklarda 1945’den beri kaşıdığını, sınırların ötesinde iki tane “Kürt” devleti kurulduğunu, üçüncü devletin de Türkiye’den doğurtulmaya çalışıldığını görmüyor mu?

Bunların tümünü de gördüğünü tahmin ediyorum.

Millet İttifakı’nın seçimlerden sonra yapacakları anayasayla devleti onaracaklarını söyleyip var olan bu anayasanın da bu yapılacak çalışmalara engel olmayacağını öne sürüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Temel Karamollaoğlu ve Pervin Buldan’ın yazacakları bir anayasa nasıl bir anayasa olacak?

Adlarını sıraladığım bu siyasi liderlerin ortaya çıkaracakları anayasanın bazı özelliklerini daha onlar açıklamadan hemen ben buradan söyleyeyim.

* Anayasadan Atatürk’ü çıkaracaklar.

* Anayasadan Türk ulusunu çıkaracaklar.

* Anayasadan ulus devlet ve üniter devlet özelliklerini çıkarıp Türkiye’yi özerk bölgelere bölecekler.

* Türk toplumunu ayrıştırarak; çok dilli, çok kültürlü, çok hukuklu bir sistem getirecekler.

Böyle bir anayasa küresel kapitalizm tarafından Türkiye’ye dayatılıyor.

Siyasi aktörler bunun gereğini yapmak için çok çalışıyorlar.

Diğer tarafta ise buna ayna tutacak kimse yok!

Yazarlar, kalemlerini bu sürecin görevlilerine kiralamışlar.

Öyküyü bilirsiniz, Diyojen’in gündüz vakti elinde fenerle gezdiğini görenler merak ederek filozofa sormuşlar. O da soranlara, “Adam arıyorum.” yanıtını vermiş.

Ben de Türkiye’nin bu durumuna bakarak elimde fenerle kendimi sokaklara vurasım geliyor. Merak edip soran biri olursa ona yanıtım, “Ülkesini seven, kalemini satmayan, namuslu aydınlar arıyorum.” olacak.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :