Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Sezen Aksu, FETÖ ve Saray

Sezen Aksu yeni yıla girmeden önce 30 Aralık 2021 tarihinde sosyal medya hesabından bir şarkı yayımladı. Şarkının bir yerinde “ Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Ademe” ifadeleri geçince Nur Cemaati’nin yurdunda kalan bir üniversite öğrencisinin intiharı sonunda yapılan eleştirilerden iyice bunalan AKP iktidarına büyük bir fırsat verdi.

Medyadaki kalemşorların tümü harekete geçirildi.

Haberler onu yazdı.

Köşe yazarları bu konuyu işledi.

Diyanet-Sen şubeleri açıklama yaptılar.

Bazı imamlar, tarikat liderleri kürsüden açıklama yaparak Adem Baba’ya ve Havva Ana’ya sahip çıktılar.

Diyanet İşleri Başkanlığı da gereken açıklamayı yaparak bu kervana katıldı.

Bu arada zamları, hayat pahalılığını, doğalgaz ve elektrik faturalarına gelen fahiş zamları, enflasyonu unutarak Adem ile Havva’yı tartışmaya başladık.

Cumhur Cephesi dört bir koldan saldırıya geçince onun karşısında yer alanlar da hemen savunma pozisyonu alarak atışlara başladılar.

Atılan twetlerle, açıklamalarla Serçe’yi yalnız bırakmadılar.

Aralarında Latife Tekin, Elif Şafak, Ece Temelkuran, Burhan Şeşen gibi tanınmış 203 sanatçı bir imza kampanyası düzenleyerek, “Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” dediler.

Kamuoyundaki tartışmaları, suçlamaları, dini açıklamaları, “dil koparmaları” bir kenara koyalım ve geriye doğru tarih yolculuğuna çıkalım. Atina’ya gidelim.

Hayır! Hayır!

Bu sizin bildiğiniz Yunanistan’ın başkenti Atina değil.

Bizim Atina’mız; Karadeniz’de…

Osmanlı döneminde Trabzon’a bağlı bir yerleşim yeri.

1888 tarihli Osmanlı dönemi Trabzon vilayeti salnamesine göre Atina halkı pagan tanrısı Antas’a tapıyormuş.

Kasabanın adı da bu Yunan tanrısından geliyor.

Ahali halkını Lazlar ve Hemşinliler oluşturuyor.

Gel zaman git zaman Osmanlı yıkıldı ve Cumhuriyet kuruldu.

İlçe, idari olarak Rize’ye bağlandı.

Yerleşim yerinin adı 1935 yılında Pazar olarak değiştirildi.

İşte bu Pazar ilçemizde, 1927 yılında Sami Yıldırım adında bir çocuk dünyaya gelir. Çocuğumuz, Erzurum Muallim Mektebi’ni daha sonra da İstanbul Eğitim Enstitüsü’nü bitirerek öğretmen olur ve değişik yerlerde görev yapar. Denizli’de çalışırken öğretmen Şehriban ile dünya evine girer. Bu evlilikten de Nihat ve Fatma Sezen adlarında iki çocuk dünyaya gelir.

Fatma Sezen, bizim çok yakından bildiğimiz Sezen Aksu’dur.

Bu arada Sami Bey, bazı okullarda çalıştıktan sonra İzmir İl Milli Eğitim Müdür Muavinliği görevine atanır ve bu görevde 12 yıl çalıştıktan sonra 1979’da emekli olur.

Sami Yıldırım, araya bazı hatırı sayılan dostların girmesiyle 15 Kasım 1982’de İzmir Yamanlar’ın ilk müdürü olur. İlk açıldığında okulun sadece 28 öğrencisi vardır. Okula ilk kaydını yaptıran öğrencinin adı da Mustafa Kemal’dir. Yamanlar okulu bu arada İzmir’de yeni yeni şubeler açar.

Sami Bey Yamanlar okullarıyla özdeşleşmiş biri olur ve işini severek yapar.

Kamuoyunda Yamanlar Koleji olarak bilinen okulun gerçek sahibi Fetullah Örgütü idi. Fetullah Gülen’in okullarında Sami Bey, 25 yıl görev yaptı.

Kolejin 5. katında Fetullah için oluşturulmuş özel bir oda vardı. Odada Fetullah Gülen’in tespihleri, hırkası ve özel eşyaları camlı bir dolapta sergileniyordu. Aynı zamanda askeri okullara giren öğrenciler bu odada FETÖ’ye bağlılık yeminleri ediyorlardı. Fetöcü subayların kılıçları da bu okulda sergileniyordu. 15 Temmuz sonrası okula yapılan baskında bu materyaller ele geçirildi.

Sami Yıldırım, Fetöcülerin Yaman Dede’siydi.

Yaman Dede, Fetullah Gülen’in övgülerini almış değerli bir örgüt elemanıydı.

Sezen Aksu’nun annesi öldüğünde Fetullah Gülen ABD’den bir taziye mesajı yayınlamıştı.

Türkiye’de, 1945 yılından sonra Yeşil Kuşak Projesi doğrultusunda tarikat ve cemaatler beslendi, büyütüldü. Fetullah Örgütü kuruldu. 1980 Askeri Darbe döneminde İzmir’de bulunan Fetullah Gülen bir yanlışlık sonucu gözaltına alınınca İzmir Sıkıyönetim Komutanı, o dönemin kuvvet komutanları ve Kenan Evren tarafından aranarak Gülen’in derhal serbest bırakılması istenmişti. Çok yukarıdan gelen bu istek hemen yerine getirilerek F. Gülen serbest bırakılmıştı.

İzmir Yamanlar Koleji, Fetullah Örgütü’nün eğitim alanının vitriniydi. Bu okula girenler yapılan üniversite sınavlarında her zaman ilk sıraları paylaşıyorlardı. Askeri okullara girmenin yolu da bu okuldan geçiyordu.

Okul Müdürü Sami Bey, bazen İzmir Yamanlar’da bazen de İstanbul Altunizade’deki merkezde Fetullah Gülen’le bir araya geliyordu. Altunizade toplantısının birinde aralarında Hülya Koçyiğit’iin de bulunduğu birçok sanatçı Fetö’nün toplantılarına katılmıştı. Fetullahçı Aksiyon dergisi 17 Aralık 2007 tarihli sayısında bu buluşmaları geniş olarak yazmıştı.

Sami Bey’in en sevdiği yöneticilerin başında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ınolduğunu ve Sezen Aksu’nun konsere çıkmadan önce mutlaka babasından dua istediğini bu dergiden öğreniyoruz.

Baba, eğitim camiasında harikalar yaratırken kızının da medyada yıldızı parlatılıyordu. Ermeni besteci Garo Mafyan’ın eserlerini yorumlayan kısa boylu şarkıcıya medyada Minik Serçe adı verildi.

Türkiye, adım adım İslami bir yönetime doğru emin adımlarla gidiyordu.

Bu arada devlet kadroları tümüyle tarikat ve cemaat bağlantılı kişilerle dolduruldu.

Batı kapitalizminin Türkiye’de gerçekleşmesini istediği en önemli değişimin birincisi; İslami bir yönetimin oluşturulması ve bir diğeri de Kürt ayrılıkçılığının güçlendirilmesiydi.

Baba Sami Bey, birinci işle uğraşırken kızı Minik Serçe de ikinci bölümle ilgili görevler alıyordu.

Bu iki görev, İsrail’in güvenliği ve Batı Kapitalizminin bölgesel çıkarları açısından çok önemliydi.

İçinde yaşadığımız bu günlerde yandaş medyada Sezen Aksu linç edilirken bu topluluktan biri Sabah gazetesi köşe yazarı Melih Altınok, 24 Ocak 2022 tarihli “Sezen Hanım meseleye bir de buradan bakın” adlı köşe yazısında Sezen Aksu’ya seslenerek linç edenlerden farklı bir yazı kaleme aldı.

Sezen Aksu’nun kutsal değerlere hakaret etmediğini söyleyen Melih Altınok, “Sezen Aksu’yu şahsen tanımıyorum. Ancak kendisini bunca yıldır dinlediğimiz şarkılarından, Kürt sorunu ve askeri vesayet gibi ülkenin kangrenleşmiş sorunlarının çözümü için aldığı cesur tavırlarından biliyorum.” diyerek yazısına şöyle devam ediyor:

…Eminim Aksu da benden daha iyi hatırlıyordur… Çok değil birkaç yıl önce aynı çevreler tarafından Çözüm sürecini desteklediği için nasıl “hain” ilan edildiğini… Anayasa referandumunda ‘evet’ diyeceğini açıkladığı için CHP tarafından linç edildiğini… Adının skeçlerde, mizah dergilerinde “sazan aksu” diye anıldığını… O günlerde Başbakan olan Tayyip Erdoğan’a telefon etti diye aforoz edildiğini…Generallerin Kürtçe ve diğer dillerdeki konserlerinden ötürü kendisini hedef gösterdiğini…Şimdilerde sırtını tapışlayan köşe yazarlarının, o günlerde ‘bölücü’ yaftasını boynuna astığını da…Zira unutulacak değildi.

Melih Altınok, Sezen Aksu’ya Cumhuriyet’i yıkma sürecinde yaptığı katkılarından dolayı bir vefa duygusuyla teşekkür ederek kötü gününde ona sahip çıkıyor ve ondan Erdoğan nefreti yüzünden yanına sokulanlardan uzakta durması gerektiği tavsiyesinde bulunuyor.

Türkiye’nin politikacısı da sanatçısı(!) da kaypaktır. Bugün orada yarın buradadır. Koşullar, çıkarlar neyi gerektiriyorsa öyle davranarak her zaman haklı olur.

Sezen Aksu da bu tipik aydın(!) örneklerinden biridir.

Baba kız, farklı kulvarlarda yer alarak aynı politik hedeflere yıllarca hizmet ettiler.

Bugün bir araya gelen ve Sezen Aksu’ya destek veren, imza atan 203 Sanatçı(!) da aynı iplikten dokunmuş kumaşlardır.

Gericiliğe karşı savaş verdiklerini öne süren bu kesimlerin siyasal hayatları her dönem Batı kapitalizminin bölgesel çıkarlarına uygun hareket etme ve desteklemekle geçmiştir. Bugün de bu çevreler aynı davranışları sergiliyorlar.

Bu arada Evrensel gazetesi yazarı Mustafa Yalçıner de tartışmalara katıldı. 25 Ocak 2022 tarihli köşe yazısında Sezen Aksu aleyhinde yürütülen kampanyayı şiddetle eleştirerek, “Evet, Sezen herkestir! Böyle dik durup lafını esirgemeyen, şüphesiz herkestir. Kim olduğunu bilmekte, halkından emin, dikilmektedir.” diyor.

Sabah gazetesi yazarı Melih Altınok’la Evrensel gazetesi yazarı, sosyalist (!) Mustafa Yalçıner’i aynı düşüncede birleştiren güç, Batının Türkiye’ye dayattığı dinselleşme ve Kürt açılım projesidir. Bu projelere hizmet eden kim varsa bu kişiler sistemin kahramanlarıdır. Melih Bey’le Mustafa Bey’in ortak bileşkesi Sezen’in duygu yüklü şarkıları değil, Kürtçülüğü ve Cumhuriyet düşmanlığıdır.

Herkes konuşur yazar da, Nagehan Alçı hanımefendi bir kenarda durup, sessiz kalır mı? O da konunun tam ortasına daldı ve 24 Aralık 2022 tarihinde köşesinde, “Değer mi hiç?” adlı bir yazı yazdı. Bu yazıyı kendine devrimci, Atatürkçü sıfatını yakıştıranların mutlaka okuması gerekir. Her bir cümlesi ibretlik fikirlerle ve bilgilerle dolu…

6 Ocak 2010 tarihinde Sezen Aksu’nun Kanlıca’daki yalısında dönemin aydınları toplanmışlar. Kimler yok ki, Yılmaz Güney’in yoldaşlığından AKP yandaşlığına hızlı geçiş yapan Sinan Çetin, rock şarkıcısı Şebnem Ferah, Sezen’in İzmir’den hemşerisi, Ahmet Altan’ın operasyon ekibi görevlisi, Fetö’nün Taraf gazetesi yazarı ve Nagehan Alçı’nın eşi Rasim Ozan Kütahyalı, Uzun zaman Sezen Aksu’nun vokalistliğini yapmış şarkıcı ve menajer Yaşar Gaga ve daha başka sanatçılar.

Oturmuşlar o dönemin gündemi olan konularını konuşuyorlar.

Gündemde, üniversitelerde okuyan kız öğrencilerin türbanla derslere girme konusu var.

Serçe’nin sanatçı dostlarından biri, öğrencilerin derslere başörtüsüyle girebileceklerini ama hakim, avukat, öğretmen, memur olamayacağını savunarak, “Herkes haddini bilecek” deyince orada bulunanlar arasında bir sessizlik oluyor. Minik Serçe kuşluğunu bir kenara koyarak Nagehan Hanım’ın deyimiyle aslan kesilerek, sesini yükselterek şöyle haykırıyor:

Sen kendini o insanlardan üstün görerek onlara haddini bil diyemezsin. O insanlarla sen eşitsin anladın mı eşit. Sen ben kimiz de ‘Yok buraya girsinler de şuraya giremezler’ diye buyurabiliyoruz. Her yere girecekler. Senin benim başımız açık diye o insanlardan üstün değiliz anladın mı? Üniversiteye de girecekler. Öğretmen de olacaklar, milletvekili de olacaklar, bakan da olacaklar…

Süreç, Sezen Aksu’nun dediği gibi işledi. Türbanlı öğrenciler memur da oldular, Avukat da oldular, Öğretmen de oldular. Türban üniversiteden ana okuluna kadar indi. Daha nereye kadar ineceğine iyi saatte olsunlar karar verecekler. Kanlıca’daki yalıda yapılan bu tartışmanın üstünden 12 yıl geçti. Biz geçen ay, anaokullarına giden 4-6 yaş grubuöğrencilere verilecek Kuran derslerinin kimler tarafından verilmesi gerektiğini tartışmıştık. Sezen Hanım yapılan bu tartışmaları seyrederek ve yıllar önce çok doğru düşünceleri savunduğunu düşünerek çok mutlu olmuştur sanırım.

Sezen Hanım’ın, dostuna yönelik yüksek perdeden söylediği sözlerin ardından olanları Nagehan Hanım şöyle anlatıyor:

Bu tirad üzerine Rasim ve Sinan, Sezen’i alkışlamaya başlıyorlar, sonra Şebnem de onlara katılıyor, hatta Rasim coşuyor, kalkıyor Sezen’in boynuna sarılıyor. İki İzmirlinin birbirine sarıldığı o anların fotoğrafı bile var.

Nagehan Hanım’ın söylediği o fotoğrafı müstakbel eşi Rasim, kendi sosyal medya hesabından paylaştı. Nagehan Hanım da o gecenin öyküsünü yazdı. Biz de böylece Kanlıca’daki yalıda toplanmış aydınlarımızın ülkemizin sorunlarına yaklaşımlarını öğrenmiş olduk. Alttaki fotoğraf Rasim Ozan Kütahyalı ve Sezen Aksu dostluğunu ölümsüz kılan ve tarihe not düşen bir fotoğraftır.

Eski Fetöcü Nagehan Alçı’nın fotoğraf albümü, son dönemde Türkiye’de fikir üreten, basında, televizyonlarda en çok önümüze çıkan insanlarla dolu herhalde. Geçen yıl, Orhan Pamuk’la olan dostluklarının fotoğrafını paylaşmışlardı. O fotoğrafta yer alanların gözleri aynı yeni Maliye Bakanı Nebati’nin gözleri gibi ışıl ışıl parlıyordu. Arşivde var olan başka yüzleri de çok merak ediyorum doğrusu. Kamuoyunca bilinen kişileri paylaşırlarsa yakın tarihimiz açısından çok değerli bir iş yapmış olurlar.

Sezen Aksu’nun ardında saf tutarak Saray’a karşı mücadele edilemez.

Sezen Aksu’nun, mücadele çizgisinin varacağı yer her zaman Fetö’nün, Saray’ın yanıdır.

Hukuk dışı uygulamalara karşı çıkmakla, Fetöcülere sahip çıkmak farklı şeylerdir.

AKP çevrelerinden yükselen “ Sezen Aksu’ya haksızlık ettik. Sezen bizim mücadelemize hizmeti olan değerli bir insandır.” seslerinin ne anlama geldiğini, bizim ilerici dostlarımız oturup bir an düşünmeleri gerekir.

Saray ve Tayip eleştirisi”üzerinden politika yaptığını sananlar dönüp ne dediklerine baktıklarında Tayyip’le aynı şeyleri savunduklarını göreceklerdir. Sezen’in yanında yer almaya çalışanlar, aslında Sezen’in; Nagehan Alçı’nın, Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Orhan Pamuk’un, Sinan Çetin’in ve Fetö’nün yanında yer aldığını ve onların sıkı dostu olduğunu bir türlü görmek istemiyorlar.

Çok karşı oldukları “Tayyip’in” de 15 Temmuz’a kadar Fetö’yle her konuda anlaştığını ve aynı düşüncede olduğunu, Sezen’in bu çevrelerin dostu olduklarını unutuyorlar.

Son dönemde tarikat ve cemaat yurtlarındaki dayak atma, tecavüz gibi olaylar sol kamuoyunda geniş olarak yer alıyor. Sosyal medyada yapanlar kınanıyor. Fakat tarikatlar, cemaatler ve onları var eden sistem neredeyse hiç eleştirilmiyor. Bugün sıbyan mekteplerine giden öğrenci sayısını kimse bilmiyor. Medrese eğitimi verilen merkezlerde neler olup bittiğinden kamuoyunun haberi yok! Yüz binlerce gencin Pakistan’daki gibi şeriat eğitiminden geçirilmesinin ileride Türkiye’de yaratacağı sorunları kimse görmek istemiyor. Bir olgunun kendisine karşı çıkmadan onun sonuçlarıyla oyalanmanın adı en basitinden aymazlıktır.

Var olan partiler susuyorlar.

Sanki karşı çıkılır gibi yapılarak kitleler kandırılıp, oyalanıyor.

Bilenler konuşmuyor, konuşanlar ise insanları kandırıyor.

Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu; dünyadaki gelişmeleri doğru yorumlayan, Türkiye’deki gelişmeleri uluslararası bağlantılarıyla açıklayan, “ruhunu şeytana satmamış”, kalemini güç merkezlerine kiralamamış aydınlarının olmamasıdır.

Aydın diye ortalıkta dolaşanlar, büyük büyük laflar edenlerin siyasal projeleri emperyalizm etiketlidir ve etnik milliyetçilikle defoludur. Aydını olmayan bir toplumda sisteme muhalif olan bir cephe de yaratılamaz. Muhalefet adına ortaya çıkanların maskaralıklarını her gün izliyoruz.

Siyasal mücadeleler tarihi bize göstermiştir ki, bir ülkede emperyalizm iktidarı belirlerken onun muhalefetini de belirler.

İnsanlarımız yıllarca bir o partiden bir bu partiye giderek ve onlara bel bağlayarak dertlerinden, yoksulluğundan kurtulacağını sanarak ömür tüketiyor.

Bizim ülkede biraz okumuşların, solcuların, Atatürkçülerin, yurtseverlerin görmek istemediği ve gereğini yapmadığı gerçek de budur.

2 Yorum

Cevap Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :