Medya

Okumuşların Sefaleti

Gerçek anlamda aydın olmak zordur bu memlekette.

Stratfor, 1996 yılında George Friedman tarafından kuruldu. Tüm dünyada çalışan bu kurum, çok uluslu şirketlere ve ABD devlet kurumlarına istihbarat hizmeti sunuyor. En büyük müşterisi de CIA’dır. Bu yüzden Stratfor’a “Gili CIA” diyorlar.

WikiLeaks adlı bir internet sitesi, 2009 yılında ABD’li diplomatlara ait gizli yazışmaları yayımlamıştı. Site, ABD merkezli istihbarat şirketi Stratfor’un e- postalarını ele geçirerek dünyayla paylaşmıştı. Deşifre olan bu yazışmalarda Emre Doğru adlı bir gencin de adı geçiyordu. Emre Doğru, Türkiye’deki haber kaynaklarından aldığı bilgiler üzerinden Stratfor’a analizler yapıyordu. Doğru, aynı zamanda TÜSİAD’ın Washington temsilciliğini de yürütüyordu. Doğru’nun Türkiye’deki Kürt haber kaynağının kodu ise TR705’ti.
TR705 kotlu haber kaynağının kim olduğunu herkes merak ediyordu.
Sonunda TR705 kotlu ajanın CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu olduğu ortaya çıktı

Sezgin Tanrıkulu, Emre Doğru’yu tanıdığını söyleyerek ilişkilerinin biçimini şöyle ifade etmişti:

Emre TÜSİAD’ın Washington temsilcisiydi. Koç Üniversitesi’nde de doktora yapıyordu. Beni arar ‘Amca Güneydoğu’da neler oluyor?’ diye sorardı. Ben de öngörülerimi söylerdim. Benimki, çocukluğundan beri tanıdığım arkadaşımın oğluna cevap vermekten öte bir şey değil.

Stratfor’da analist olarak görev yapan Emre Doğru’nun, Sezgin Tanrıkulu’ndan başka Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda, TSK’da, Dışişleri Bakanlığı’nın NATO Departmanı’da, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda haber kaynaklarının olduğu ortaya çıktı.
WikiLeaks belgelerinde İbrahim Kalın’ın da TR-306 koduyla Stratfor’a çalıştığı ortalığa döküldü.
Sezgin Tanrıkulu’nun ajanlığı ortaya çıkınca CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, bu konuyu partinin yetkili kurullarına taşıyarak gereğinin yapılmasını talep etti. CHP üst yönetimi, Sezgin Tanrıkulu yerine Dilek Akagün Yılmaz hakkında soruşturma açtı.

Yılmaz da 12 Eylül 1980 darbesinde 17 yaşında işkencelerden geçmiş bir devrimci olduğunu belirterek şunları söyledi:

Atatürkçü, laik demokratik çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin savunucusu bir kadın olarak nereden gelirse gelsin her türlü baskıya karşı sonuna kadar direneceğim. CHP’’de çeşitli görevlerde olmalarına rağmen ilkelerini aslında benimsemediklerini, CHP’yi dönüştürmeye ve başkalaştırmaya geldiklerini açıkça beyan etmekten çekinmeyenler bilmelidirler ki, CHP her zaman devrimci bir ruhla kendisini yenilemeyi bilmiştir. Hiç kimsenin gücü CHP’yi altı okta simgelenen ilkelerinden laik, demokratik ve çağdaş Türkiye’den, ülke bütünlüğünden vazgeçirmeye yetmez. CHP dönüştürülemez, başkalaştırılamaz.

Bu sözleri söyleyen Dilek Akagün Yılmaz’ı CHP, Disiplin Kurulu kararıyla partiden attı.
Takvimler 2013 yılını gösteriyordu.
Aradan tam 10 yıl geçti.
Sezgin Tanrıkulu 10 yıldan beri CHP’nin değişik organlarında Milletvekili olarak görevine devam ediyor.
Bu arada Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da MİT Başkanlığı’na terfi etti.
Dilek Akagün Yılmaz’ın, “CHP dönüştürülemez.” demesinin üstünden çok sular aktı. Partiye; danışman, milletvekili olarak doldurulanlar, açıktan Atatürk’e, Cumhuriyete küfür etme cesaretini bugün bulabiliyorlar.
Cumhuriyet değerlerine düşman yöneticiler ise hep bir ağızdan, “Değişim, dönüşüm” şarkıları söylüyorlar.
Sezgin Tanrıkulu da her zaman yaptığını yaparak partideki görevlerine devam ediyor. Son olarak TSK hakkında konuşunca Saray, soruşturma açtı.
Bir yerlerden “Gereği yapılsın!” talimatı verilince hukuk hemen harekete geçti.
Sezgin Tanrıkulu hakkında fezleke hazırlandığını duyan aydınlarımız(!) da hemen harekete geçtiler.
“Sezgin Tanrıkulu yalnız değildir!” dediler.
“…lince uğratılan Sezgin Tanrıkulu’nun arkasındayız.” dediler.
Hazırlanan imza metnine tam 814 kişi imza attı.
İmza atanların içinde kimler yok ki?
Herkes var.
İçlerinden bazılarını yazayım:

Adnan Özyalçıner, Ahmet İnsel, Ahmet Ümit, Akın Birdal, Ali Nesin, Atilla Kart, Ayşe Hür, Semiha Baban, Aziz Konukman, Baskın Oran, Binnaz Toprak, Can Dündar, Deniz Türkali, Doğan Özgüden, Emine Uşaklıgil, Eşber Yağmurdereli, Ertuğrul Günay, Fikret Başkaya, Halil Ergün, Hasan Ataol, Hasip Kaplan, İbrahim Kabaoğlu, İhsan Eliaçık, İsmail Beşikçi, Mehmet Altan, Murat Belge, Murathan Mungan, Orhan Alkaya, Oya Baydar, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Salman Kaya, Sami Evren, Sibel Özbudun, Zeynep Oral, Zülfü Livaneli…

Adlarını yazamadığım daha yüzlerce ünlü aydınımız var. Hepsi de bir CIA ajanı için basmış imzayı.
Hep bir ağızdan, “Sezgin Tanrıkulu’muza dokundurmayız.” diyorlar.
Bir CIA ajanına sahip çıkıyorlar.
Deşifre olmuş, ipliği pazara çıkmış bir ajana sahip çıkmak için insanda biraz utanma, arlanma olur.
İnsanın eli imza atarken biraz titrer.
Bunlarda utanma da yok!
Devrimcilik, sosyalistlik, özgürlük tutkusu bu kadar da ayağa düşer mi?
Siz nasıl solcusunuz?
Siz nasıl bir aydınsınız?
Siz nasıl bir insansınız?
Sizin hiç mi devrimci onura, şerefe saygınız yok!
Solculuk, sosyalistlik, evrensel değerler bu kadar ayağa düşürülür mü?
814 kişi açıklama yapar da kurumlar hiç geri dururlar mı?
Onlar da hemen harekete geçerek CIA ajanına sahip çıktılar. 58 kuruluş ve platform imzaları basarak Sezgin Tanrıkulu’nun arkasında olduklarını belirttiler. İçlerinden bazılarının adlarını vereyim: Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Halkevleri, İnsan Hakları Derneği, KESK, Türk Tabipler Birliği, Yurttaş Girişimi… Daha niceleri…
Solcular, sendikacılar, komünistler, liberaller, Aleviler, Fetöcüler, dinciler, PKK destekçileri, Troçkistler, akademisyenler, gazeteciler, sağlıkçılar Sezgin Tanrıkulu için ayağa kalktılar.
Gazetelerde köşe yazarlarının ne dediği konusuna girmiyorum. Bu konuya da girersem yazı çok uzayacak. “Demokrasi, insan hakları, insanın söz söyleme hakkı” ile maskelenen sahiplenme davranışı; sonuçta bir ajanı aklamaya, savunmaya kadar gidiyor.
Sezgin Tanrıkulu’nu dokunulmaz kılan şey, onun ABD ajanlığı yapıp emperyalizmin, siyonizmin bölge çıkarlarına hizmet etmesidir.
Türkiye’deki sol hareket, uzun yıllar boyunca süren bir çabayla ilmek ilmek örülerek ABD ve AB’nin işbirlikçisi konumuna getirildi. İmzacı Alevi kurumları özelde Alman istihbaratının kontrolüne girdiler. Aynı kaçınılmaz sonu kitle örgütleri ve partiler de yaşadılar. Bugün sol içinde ajan vakıflarından para alma açıkça savunulur hale geldi.
Bu toplumda uzun zamandır yaşanan ekonomik yıkım, beraberinde yozlaşmayı, çürümeyi de getirdi. En alt kesimlerde başlayan çürüme, zaman içinde tüm kesimlere yayıldı. İnsan davranışlarında, sokakta, okulda, dini ve resmi kurumlarda her an karşımıza çıkan anormallikler zaman içinde toplumun benimsediği normallere dönüştü. Devlet içindeki yolsuzluklar vatandaşlar tarafından “Hangisi çalmıyor ki? Çalıyor ama çalışıyor.” diyerek kabulleniliyor. Siyasetle uğraşanların “küpünü doldurması” meşru görülüyor. Çalmanın, çırpmanın, yalan söylemenin, sahtekarlığın doğal, hak görüldüğü bir ortam da da başka bir ülke adına casusluk yapma, emperyalizme hizmet etme yemek içmek kadar doğal bir davranış olarak kabul ediliyor. Sol değerlerle mandacılığı eşitlendiği bir yerde de sağ ile sol arasındaki kalın çizgi silinerek yok oluyor. Onun için partilerdeki mebusların futbolcular gibi kulüp değiştirmeleri hiç yadırganmıyor.
Sezgin Tanrıkulu için düzenlenen imza kampanyaları ile ilgili gazetelerde, sosyal medyada bir eleştiri yazısı göremedim. Herkes tespih tanesi gibi Tanrıkulu’nun arkasına dizilmiş.
Hep birden, “Sezgin Tanrıkulu’nu yedirmeyeceğiz” diye bağırıyorlar.
Sezgin Tanrıkulu’nun elini tutan CIA’nın elini tutar.
Sezgin Tanrıkulu’nun elini tutan siyonizmin elini tutar.
Tanrıkulu hakkında Saray çevresi ve Bahçeli’nin konuşmasına tanık olanlar, “Biz de Tanrıkulu’nu eleştirirsek Saray’ın ekmeğine yağ sürmüş oluruz.” diyerek itiraz edebilirler. Onlar “Açılım” döneminde hep birlikte hareket ediyorlardı. Aralarından su sızmıyordu. 2-3 ay sonra “Yeni Sivil Anayasa” konusunda işbirliği yapmayacağın hiçbir garantisi yok. Yine eskisi gibi bir araya gelerek bir cephe oluşturabilirler.
Devrimci mücadelede ilkeler, olmazlar esastır.
İlkelerin, olmazların ortadan kalktığı bir ortamda devrimcilik de solculuk da yok olur.
Türkiye’de olan da budur.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

60  ⁄  6  =  

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.