Genel

Kedi, Köpek Sektörü

Kedi Eros Davasında yaşadıklarımız, buz dağının görülen en küçük bir parçasıdır.

İstanbul Başakşehir’de bir cinayet işlendi.

Yılın ilk günü İbrahim Keloğlan adlı biri, apartmanın giriş katında yaşayan Eros adlı kediyi tekmeleyerek öldürdü.

Kamera görüntülerinden suçu işleyen kişi tespit edilince dava açıldı.

Olayın üstüne basın gitti.

Hayvan hakları savunucuları gitti.

Barolar gitti.

Hayvan hakları savunucuları sanığın en üst sınırdan ceza alması için imza kampanyası düzenlediler

Yüz binlerce hayvansever sanığın gereken cezayı alması için seve seve imza attılar.

Geçen gün Küçükçekmece Adliyesi, tarihi günlerinden birini yaşadı.

Duruşmayı izlemek için yüzlerce hayvansever adliye koridorlarını doldurdu ve sloganlarla taleplerini dile getirdiler.

Duruşmayı izlemek için AKP Milletvekili Müşerref Pervin Tuba da gelmişti.

Ayrıca; Halkın Kurtuluş Partisi, Türkiye İşçi Partisi, İzmir Barosu, Tarım ve Orman Bakanlığı, İstanbul Tarım İl Müdürlüğü, Hayvanları Çaresizlikten ve ilgisizlikten Koruma Derneği, Hayvanlara Adalet Derneği, Mazmel Derneği, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu, Hayvan Hakları Federasyonu, İYİ Parti, Ankara Barosu ve İstanbul Barosu duruşmaya resmi kimlikleriyle katılma talebinde bulundular. Fakat mahkeme heyeti, bu talepleri reddetti.

Amerikan Change.org, platformunun “kedi katili tutuklansın” adlı imza kampanyasına ben bu yazıyı yazarken 319 bin 834 kişi katılmıştı.

Ayrıca Change.org, X hesabında, aşağıda yer alan resim de paylaşıldı.

Temsili resimde İstiklal Caddesi’ni dolduran kediler, ellerindeki Türk bayraklarıyla daha çok Kürt hareketiyle özdeşleşmiş olan zafer işaretini yapıyorlar. Sol patiler havaya kaldırılmış. Resmi çizen akıl, Türkiye’deki sol, Kürtçü ve ulusalcı siyasal hareketleri kendi amacı doğrultusunda tek bir karede birleştirmiş.

Bütün haber kanallarında kedi davası haberi var.

Televizyonlarda; hukukçular, hayvan hakları savunucuları davayla ilgili durmadan konuşuyorlar, konuşuyorlar.

Yeri gelmişken konuyla ilgili görüşümü ben de paylaşayım. Hiç şüphesiz ki, kedinin böyle hunharca öldürülmesi kabul edilecek bir durum değil. Kendine zarar vermeyen ve bir kenarda duran bir hayvanı tekmeleyerek öldüren kişinin davranışıyla, sokakta yürüyen bir insanı bıçaklayarak kaçan saldırganın davranışı aynı psikolojik bozukluğu işaret eder.

Ne yazık ki; sokaklarda, trafikte, bir dolmuşta, metroda, kalabalıklarda böyle insanlarla sık sık karşılaşmaya başladık.

Bu olay, Türkiye’de hayvan hakları konusunda oldukça duyarlı, kalabalık bir kitlenin oluştuğunu bizlere gösterdi.

İkinci bir tespit olarak, Türkiye’de yaşayan insanların, insan haklarından daha çok hayvan haklarına değer verdiklerini söyleyebiliriz.

Bu düşüncemi abartılı bulanlar lütfen Erzincan’ın İliç ilçesinde yaşanan çevre felaketi konusunda toplum olarak ne yaptığımızı biraz sorgulasınlar.

Siyanür zehiriyle harmanlanmış toprağın altında kalan 9 işçi için ne yaptık?

Unuttuk gitti.

Öldürülen kedi için sokaklara dökülen barolar, avukatlar, partiler, maden şirketinin işlediği suçları, basın açıklaması yaparak kınamanın dışında ne yaptılar?

Çevredeki havayı, toprağı, çayırı, çimeni, börtü böceği, hayvanı, insanı siyanürle zehirleyen maden şirketi ve onların yerli ortakları için açılmış hangi davanın izini sürdüler?

Kocaman bir hiç!

Türkiye’de hayvan hakları söz konusu olduğunda cesaretle konuşup tavır alan insanların, aynı duyarlılığı insan hakları konularında sürdüremediklerine tanık oluyoruz.

İnsan hakları konusu, sıkıntılı bir alan…

Bu konuda herkesin fikri ayrı ayrı…

Ayrıca egemen sistem ve onun uzantıları, bir ucu her zaman kendilerine dokunan “insan hakları” söylemlerinden hiç hoşlanmazlar, söyleyen çevrelere de “çatlak zurna” muamelesi yaparlar. Bu gerçeği bilenler, bu konularda biraz yutkunarak konuşurlar.

Hayvan hakları konusu öyle mi?

Bizde herkes hayvanseverdir.

En büyük hayvansever organizasyon, devlettir.

Devlet yetkilisi bu konuda neler yaptıklarını saatlerce anlatır durur.

Cami imamı bile hadislerden örnekler vererek, Hz. Muhammed’in tarihte en büyük hayvan hakları savunucusu olduğunu söyler.

İmam böyle konuşursa cemaat de ondan geri kalmadan sorunun sahipliğini üstlenir.

Ama duruma yakından baktığımızda yanlış giden birçok şeyin olduğunu hemen görürüz.

En başta gelişmiş ülkelerde olmayıp yalnızca bizde olan, sahipsiz sokak hayvanları sorunumuz var.

Sokakta yaşayan ve çeteleşen köpekler, zaman zaman insanlara saldırarak onların yaralanmasına hatta ölümüne neden oluyorlar.

Türkiye’de sokakta yaşayan 8-10 milyon arasında kedi ve köpeğin olduğunu uzmanlar belirtiyorlar. Bu kadar kalabalık hayvan sürüsü hiçbir sığınağa sığmaz ve hayvanseverlerin iddia ettiği gibi bunlara asla kısırlaştırma uygulaması da yapılamaz.

Batılı gelişmiş ülkeler bu sorunu, sahiplenilmeyen hayvanları itlaf ederek çözmüşler. Batılı ülkelerde bir iki hafta barınaklarda bekletilen sahipsiz hayvanlar, kişiler tarafından sahiplenilmediği koşullarda uyutuluyor(!).

Türkiye’de ise bu çözümü hayvan hakları savunucuları zalimce bularak karşı çıkıyorlar. Devlet yetkilileri ise son olayda görüldüğü gibi hayvanseverlerin tepkilerinden çekinerek hiçbir şey yapmayarak işi geçiştiriyor. Ama her geçen gün sokak hayvanlarının hızla artması, sorunu daha da içinden çıkılamaz bir hale getiriyor.

Şehirler, kasabalar sahipsiz kedi köpek sürüleriyle dolu.

İstanbul Fatih Ormanı ve büyük parklarda , terk edilmiş cins köpeklerden geçilmiyor.

Belediyeler; hayvanseverlerden ve medyadan korktuklarından dolayı hiçbir şey yapmıyorlar.

Sorun giderek kangrenleşiyor.

Batılı ülkelerde olan ev içinde hayvan besleme alışkanlığının; basının, filmlerin, dizilerin etkisiyle Türk toplumu içinde de hızla yayıldığına tanık olduk. Süs köpeği besleme ve böyle bir yaşam tarzı zengin elit kesime ait bir özellikti. Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı adlı oyunundaki sosyete kadının kucağındaki köpek, yoksullardan farklı olan bir özelliğini yansıtıyordu. Şimdi ise aynı cins köpeklerin, yoksul semtlerdeki kadınların kucağında bir bebek gibi taşınmasını artık hiç kimse yadırgamıyor.

31 Aralık 2022 tarihi itibarıyla Türkiye’deki evlerde:

  • 855 bin 105 kedi,
  • 574 bin 240 köpek,
  • 25 gelincik var.

Bu hayvanların toplamı; 1 milyon 429 bin 370 ediyor.

Dünya ülkeleri ile kıyaslandığında bu düşük bir sayıdır. Aşağıdaki Avrupa haritasında kedi sahipliği oranı gösteriliyor.

Bu haritada da köpek sahipliği gösterilmiş.

Avrupa ülkelerinde:

  • 110 milyon kedi,
  • 89,8 milyon köpek,
  • 51,9 milyon kuş,
  • 29,8 milyon küçük memeli,
  • 15,4 milyon akvaryum canlısı,
  • 9 milyon sürüngen besleniyor.

2020 yılı verilerine göre dünya genelinde 102, 600 milyar dolar değerinde evcil hayvan maması satılmış. Aşağıdaki çizelge bu durumu yıllara göre gösteriyor. Bu çizelgenin gösterdiği bir başka gerçek de insanların ev hayvanlarına harcadıkları paralar her yıl giderek artıyor.

Ev hayvanları dünya çapında 8,5 milyon ton, mama tüketmişler.

Dünyada evcil hayvan pazarının 2030 yılında yüzde 8’lik bir büyüme gerçekleştirerek 277 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Türkiye’de de şirketler bu pazara ciddi yatırımlarda bulunmaya başladılar. Dünya gazetesinin verdiği habere göre OYAK şirketlerinden Hektaş, dünyanın en büyük evcil hayvan mama üreticilerinden biri olan Perfect Companion Group ile bir anlaşma imzaladı. Şirket, PCG’nin üst kalitedeki ürünü olan SmartHeart’ı Türkiye’de üretecek.

Pet ürünleri” denilen ev hayvanları ürünlerinin Türkiye’deki pazarın değeri 3-4 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.

Aşağıdaki çizelgede kedi, köpek pazarıyla ilgili bilgiler veriliyor. Sunulan veriler 2017 yılına aittir. Aradan geçen 7 yılda pazarın daha da büyüdüğünü söyleyebiliriz.

Ev ortamında beslenen bu hayvanların çok çeşitli hastalıkları olabiliyor. Bu noktada işin içine veterinerler, veterinerlik hizmeti sunan klinikler ve hayvan hastaneleri giriyor. Tarım Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye çapında hayvan hastanesi sayısı 96’ya ulaştı. Ayrıca on binlerce klinik de daha hafif rahatsızlıklara derman oluyor. Koç Holding, Türkiye’nin en büyük hayvan hastanesini İstanbul’da hizmete açtı.

Ev ortamında beslenen bu hayvanlar zaman içinde bir üst seviyeye sıçrayarak evlat olma ve aile bireyleriyle eşit bir statüye sahip olma haklarını kazandılar. Televizyon programlarına katılan bazı kişiler, aile bireylerini sayarken ilk önceliği evin köpeğine vermeye başladılar.

Aile bireyleriyle aynı statüye hatta daha öncelikli bir konuma kavuşan bu hayvanların öldüğü koşullarda “ aile bireylerine” cenaze ve defin hizmeti sunan şirketler de var.

Türkiye’nin hemen hemen her ilinde hayvan mezarlıkları oluşturuldu. Bu mezarlıklara bakıldığında insanın köpek olası geliyor içinden (!).

Kedi, köpekle aynı ev ortamını paylaşmanın getirdiği alışkanlıklar sonunda bazı düşünceler üretilmeye başlandı. Dünya “kedi köpek sektörü” 300 milyar dolara ulaştı. Dünya çapında küresel şirketler ve yerel ortakları, insanlara şimdiye değin hiç dile getirilmemiş düşünceleri empoze etmeye başladılar. Binlerce yıl önce kedi ve köpeğin evcilleşmesi sürecinde kurulan dostluk, farklı bir aşamaya evrildi. Artık insanlar oturduğu koltuğu, yemek yediği masayı ve yattığı yatağı dört ayaklı “aile bireyleriyle” paylaşıyorlar. Ev ortamında beslenen hayvanlar bu sektörün bir aracına insanlar da müşteriye dönüşmüş durumdadırlar. Bu sektörün hedef kitlesi insanlardır. Reklamlarla insanlara yeni düşünceler ve alışkanlıklar kazandırılarak pazar durmadan genişletiliyor. Bu alanda en büyük silahları da ellerinde bulundurdukları medya gücüdür. Filmlerle, dizilerle, derneklerle, partilerle insanların beynine yeni format atılıyor.

Yazının bu bölümünde işin sadece ekonomik boyutu hakkında bir ön bilgi vermeye çalıştım. Yazının ikinci bölümünde ise felsefi, siyasal düşünce ve gelecek tasarımı ile ilgili olan boyutu ele alınarak sorunun ciddiyeti, Horozlu Ayna farkıyla ortaya konulacak.

2. bölümde görüşme dileğiyle…

Yazar hakkında

Candan Yılmaz

Yorum bırak

7  +  1  =  

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.