Genel

Seçim Sonuçları ve Önümüzdeki Süreç

Sıkıntılı ve sancılı bir sürecin içine giriyoruz.

Uyguladığı ekonomik ve siyasi politikalarla 22 yıldır iktidarını sürdürme başarısını gösteren AKP, ilk ciddi yenilgisini bu yerel seçimde aldı.

Aslında bu yenilginin ayak seslerini, AKP politikalarına destek veren veya toplumsal sorunlar karşısında kayıtsız kalan seçmenlerin son günlerde yapılan sokak röportajlarında AKP’ye öfkeyle tepki göstermelerinden duyuyor ve anlıyorduk.

Genel olarak kitleler, gelir gider hesaplarını tutturdukları, tüketim alışkanlıklarını sürdürebildikleri ve güvenli bir ortamda yaşadıkları zaman ülkenin kim tarafından yönetildiğiyle pek fazla ilgilenmezler. Hatırlarsınız, Batı finans merkezlerinden alınan ucuz krediler, 2005’li yıllarda piyasaya boca edilmişti. İnsanlar çektikleri kredilerle ev, araba alıp Ege’de, Akdeniz’de tatil yapabiliyorlardı. İşte o dönemde kitleler, ülkenin Genel Kurmay Başkanı’nın PKK üyesi birisinin tanıklığıyla terörist olarak içeri tıkılmasını sessizce seyrettiler.

Aydınların, yazarların susturulup tutuklanmasını, devletin en mahrem bilgilerinin ele geçirilip yabancı ülkelere verilmesini susarak onayladılar.

Hukukun kaldırılmasına ve tek adam rejiminin kurulmasına evet dediler.

Ne zaman ekonominin çarkları dönmez hale geldi ve derin yoksulluk emeklileri ve emekçileri içine çekerek ezmeye başladı işte o zaman kitleler homurdanmaya ve süreci sorgulamaya başladılar. Demirel’in, “Boş tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur.” sözü bugünlerde gerçeğe büründü.

22 yıl içinde ilk kez, seçim gecesinde iktidarla muhalefet yer ve rol değiştirdi.

Bu kez, CHP, balkona çıkarak, sokaklara inerek başarısını kutlarken AKP’de ölüm sessizliği hakimdi.

Seçimde ortaya çıkan tabloyu lafı çok fazla uzatmadan nasıl yorumlayabiliriz ve hangi sonuçları çıkarabiliriz?

CHP’yi destekleyen kanallarda konuşan gazeteci ve yazarlara bakılırsa -bir adım daha ileri gitseler- neredeyse ‘Türkiye’de devrim oldu’ diyecekler. ‘Halk, kendini beğenmiş, şımarık iktidara şamarını indirdi’ gibisinden saptamalar hoş ama gerçeklikten uzaktır. Seçim sonuçlarına baktığımızda şunları söyleyebiliriz:

  • Uygulanan politikalardan rahatsız olan AKP seçmeni, Yeniden Refah Partisi’ne oy vererek (yaklaşık yüzde altı oy oranıyla) onu, en büyük üçüncü parti sırasına yerleştirdi.
  • Seçim sonuçlarıyla İYİ Parti, Anavatan Partisi’ne dönüşerek tasfiye olma sürecine girdi.

Genel seçimde yüzde on oranında İYİ Parti’yi destekleyen seçmenin önemli bir bölümü bu seçimde CHP adaylarına oy vererek kararsız, ne yaptığını bilmeyen ve yanar döner politika uygulayan Meral Akşener’in politika yapma tarzını cezalandırdı.

  • DEM Parti kitlesi, Batı illerinde CHP listesindeki adaylara oy verdiler. Yapılan bir önceki seçimde DEM Parti’nin aldığı oy oranlarıyla bu son yapılan seçim oranları karşılaştırıldığında bu durumu açıkça görüyoruz. Dem Parti İstanbul adayının seçim sonuçları netleşir netleşmez Ekrem İmamoğlu’na, “Bizim verdiğimiz oylarla Başkan oldun, bunu aklından hiç çıkarma ve gereğini yap!” demesi de bunu kanıtlıyor.
  • CHP’nin hanesine yazılan oylar; İYİ Parti’den kaçan ve DEM Parti’yle kurulan “Türkiye İttifakından” gelen oylardır.
  • CHP’nin başındaki “cam tavan” kırılmadığı gibi sapasağlam durmaktadır.
  • Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP ile ilgili yaptığı hesaplar alınan bu sonuçla boşa çıkmıştır ve Kılıçdaroğlu artık siyasi bir mevtadır.
  • Seçim sonuçları CHP’ye iki Genel Başkan kazandırmıştır. Şöyle ki; “Değişim ve Dönüşüm” politikasının mucidi olan Ekrem İmamoğlu, CHP Kurultayı döneminde süreci tek başına yöneterek kendi çevresindeki kişileri partinin önemli yerlerine yerleştirmişti. Özgür Özel de emanetçi Başkan nitelemesinden ve İmamoğlu’nun gölgesinde kalmış silik bir kişilik görüntüsünden alınan seçim başarısıyla kurtulmuş oldu.
  • Ekrem İmamoğlu, uluslararası sistemin desteğiyle ve kazanmış olduğu seçim zaferleriyle 2028’in en kuvvetli Cumhurbaşkanı adayıdır ve gönlü isterse İl Genel Meclis çoğunluğuna dayanarak en yakın adamına Belediye Başkanlığı’nı devredip CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturabilir.
  • Şimdi CHP’de iki tane Genel Başkan var ve bu kişiler arasında çıkacak iktidar kavgası kaçınılmazdır.
  • Türkiye’nin en büyük bütçelerine sahip olan Belediyelerinin koltukları, aç gözlü sosyal demokratlarının başını döndüreceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu anlamda yolsuzluklar konusunda AKP ile CHP arasında birbirlerinin hatalarını(!) görmeme uzlaşması olabilir.
  • Diğer yandan küresel politikalara kendini uydurmuş milliyetçi partiler ağır bir yenilgi alarak iç çatışmalara yol açacak bir hesaplaşma sürecinin içine girdiler. İyi Parti kitlesinin bir bölümü eski adreslerine dönerken bir kısmı da Zafer Partisi’ne gidebilir.
  • Kendilerini sosyalist ve komünist diye adlandıran partilerin halkta bir karşılıklarının olmadığı bu seçimlerde açıkça görüldü.

Yukarıda sıraladığım maddeler istenirse daha da uzatılabilir. Ama içinde yaşadığımız sürecin bizlere dayattığı ekonomik ve siyasi zorlukların neler olduğu ve bize nasıl yansıyacağı konusu çok daha önemlidir. Aklı başında ve iktidarla bağlantılı olmayan tüm iktisatçılar önümüzdeki süreçte emekçi kesimlerin çok sıkıntı çekeceğini açıkça belirtiyorlar. AKP iktidarı, İMF ile anlaşmaya varmadan klasik “İMF Programını” uygulamaya koydu bile. Bu programda; ücretlerin dondurulması, yeni vergilerin halkın sırtına yüklenmesi, eğitim, sağlık gibi sosyal harcamalardan kısıntılar yapılması, işsizlik, hayat pahalılığı, zam gibi birçok maddeyi içeriyor. Zaten uzun zamandan beridir enflasyonla yoksullaştırılan halkı daha da kötü günler bekliyor.

AKP, zorunlu olarak uygulayacağı bu politikalarla daha da sevimsiz hale gelecek. Beklentilerin aksine ekonomide iyileşme uzun bir zaman alacak. Erdoğan’ın, “Ekonomideki düzelmenin yılın ikinci ayında olacak” söylemleri ekonomik gerçeklerinden uzak, kitleleri oyalamaya dönük boş bir iddiadır. Derin bir ekonomik krizin içinde yaşayan Türkiye’de birlikte yaşama kültürü de ağır yara aldı. Uygulanan bilinçli politikalarla birbirini iten ve dışlayan düşman toplumsal yapılar yaratılırken diğer yandan 13 milyon sığınmacı, işgalci Türk toplumu içine dinamit lokumu gibi yerleştirildi. Suriye içine sokulan 100-200 bin militanın Suriye’yi ne hale getirdiği gün gibi ortadayken bu sorunla ilgili tek bir politikacının söz etmemesi çok ilginçtir.

Türkiye’nin çevresinde olup bitenler en az ülke içindeki sorunlar kadar bizi derinden etkileyecek gibi görünüyor. Orta Doğu’da Ramazan Bayramı’ndan sonra İsrail’in Gazze’den Filistinlileri ‘süpürmesi’ bekleniyor. Böyle bir durumda ortaya çıkacak milyonlarca mültecinin nereye yerleştirileceği önemli bir sorun olarak ortada duruyor. Uluslararası güçler Filistinlileri Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasında bölüştürmekten söz ediyorlar. İsrail’in uygulamak istediği bu etnik temizlik hareketi bölgedeki tüm ülkeleri çeşitli oranda etki altına alacaktır. Askeri çatışmaların tüm bölgeye yayılma ihtimali vardır. İran’ın çatışmalara katılması Türkiye’yi de içine çekecek bir girdap oluşturmasına neden olabilir. Aynı zamanda “Kuzey Irak’tan PKK’nın tümüyle temizlenmesi” operasyonuna yaz aylarında başlanacağı Erdoğan tarafından Balkon konuşmasında bir kez daha belirtildi. Bu konuda Irak hükümeti ve ABD ile bir anlaşmaya varıldığı ifade ediliyor. Barzani güçleri de değişik oranlarda bu operasyonlarda görev alacak. Talabani güçleri, yapılan bu anlaşmanın dışında kalmış gibi bir görüntü çiziyorlar. Amerika’nın onayını almadan Irak hükümeti bu konuda bir adım atamaz. Anlaşılan o ki ABD, Orta Doğu’da Kürt güçlerinin bir bölgede toplanmasını onaylamış gibi görünüyor. Kandil’deki eski tüfek PKK yöneticileri tasfiye edilerek Barzani Bölgesindeki militanlar Suriye’deki PYD çatısı altında toplanacaklar. Kandil’deki PKK yöneticileri ile İran arasında PEJAK’ın faaliyet sürdürmeme anlaşması, ABD’nin ve İsrail’in işine gelmediğinden ötürü eski yöneticiler tasfiye edilecekler. Suriye’deki Kürt yöneticileri, ABD politikalarına tam uyumlu olarak yetiştirildiler ve maaşa bağlandılar.

Yaz ayları Kuzey Irak’ta çok sıcak geçeceğe benziyor.

Olası Kuzey Irak Operasyonu, Türkiye’de de bazı hareketlenmelere yol açtı.

Barzani ile birlikte hareket eden Leyla Zana gibi kişiler birbiri ardına AKP yanlısı demeçler vermeye başladılar. AKP’yi öven konuşmalar, DEM Parti içindeki Kandil yanlısı çevreleri rahatsız etti. Onlar, Saray iktidarının Kürtlere zulümden başka bir şey veremeyeceklerini öne sürerek bu konuşmalara karşı çıktılar. Önümüzdeki günler içinde DEM Parti’de Barzanicilerle Kandilcilerin çatışmalarına tanık olacağız. Kuzey Irak’taki PKK’lılar, yapılan bu anlaşmaya çatışarak mı yoksa hiç kursun atmadan mı teslim olacakların kararını önümüzdeki süreçte verecekler. Emperyalizmin ve siyonizmin bölge sorumlusu olan PKK’yı Orta Doğu’da yeni görevler bekliyor, İran’a yönelik yapılacak askeri eylemlerde ona çok iş düşüyor. Orta Doğu halklarının düşmanı olan bu siyasi hareketin “özgürlük, demokrasi, bağımsızlık” sloganlarıyla başladığı bu siyasi yolculukta vardığı paralı askerlik rolü herkese ibret olmalıdır.

ABD Türkiye’yi de Orta Doğu’da planladığı şekilde yönlendiriyor. Kuzey Irak’ta PKK’nın varlığına son verilmesi, İran’ın dışında kalan herkesin işine geliyor. Merkezi Irak hükümetiyle yapılan ekonomik anlaşmalardan Barzani de payını alacak. Türkiye’nin içindeki Barzani güçleri ile AKP arasında bir ittifak oluşabilir. DEM Parti içindeki Kandil taraftarları bu operasyona şiddetle karşı çıkacaklardır. İşte bu noktada CHP’nin tavrı çok önemlidir. Dem Parti, CHP yöneticilerini operasyona karşı çıkmaya zorlayacaktır. CHP içindeki Kürtçü kanat ve yöneticiler AB tavsiyeleri doğrultusunda harekata karşı bir tavır geliştirdiklerinde seçimde aldıkları emanet oyların tümünü kaybedeceklerdir. Seçimde gelen İYİ Parti ve DEM oyları geldikleri yere gidecektir.

CHP Yönetimi, DEM Parti ile AKP operasyonu arasında sıkışıp kalacak ve iki tarafı da memnun edemeyecektir.

SHP’nin geçmişte yaşadığı kaçınılmaz sonu CHP’nin de yaşaması pek muhtemeldir.

Alman işbirlikçisi sosyal demokratlar 1980li yıllarda sol hareketin içine sosyal demokrasi fikrini sokmuşlardı. Bu düşünce kendisini SHP olarak örgütledi. Başta Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, İsmail Cem gibi Kemalizm düşmanı çevrelerce Avrupalı siyasilerin tavsiyeleri doğrultusunda silahlı örgütün temsilcileri Meclis’e sokuldu. Halk da, SHP’nin Kürtçü politikalarını reddederek ve partiyi sandığa gömerek cezalandırdı. Bir önceki seçimde SHP, aldığı tüm belediyeleri 1994 seçiminde kaybetti.

AKP, CHP’nin bu yumuşak karnına seçimden sonra daha birinci günde vurmaya başladı. Van Belediye Başkanlığı üzerinden CHP, etnik bir çatışmanın içine çekiliyor. Demokrasi budalası ve etnik milliyetçilikten dolayı bir adım ilersini göremeyen yöneticiler AKP’nin kurduğu tuzağa çabucak düştüler. KRT, Halk TV ve TELE1 gibi kanallardaki yorumcuların PKK ağzıyla konuşmaları ve bu konuşmalara CHP yöneticilerinin de iştirak etmeleri Erdoğan’ı çok sevindirdiği bir gerçektir. Elini silahtan çekmemiş bir siyasi hareketle yapılan ittifak CHP’yi açmazlara götürür. “Şu kadar oy almış bir siyasal parti kapatılamaz ve engellenemez” söylemleri salakça söylenmiş laflardır. Ve hiçbir siyasi karşılığı yoktur. Geçen yıllar içinde İspanya’daki ayrılıkçı Katalan Partisini İspanya mahkemeleri kapatmıştı. Aldıkları yüzde 80’in üzerindeki oyu, mahkeme hiçe saymıştı. Katalanlar AİHM’e başvurarak alınan bu kararın kaldırılmasını talep ettiler. AİHM, İspanya Mahkemesinin verdiği kapatma kararını haklı bularak başvuruyu reddetti. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde devlete karşı silahlı mücadele içindeki bir örgütün siyasi uzantısının legal parti kurmasına, seçimlere katılmasına ve meclise girmesine izin verilemez. Verildiği koşullarda da bu karşılaştığımız durumlar ortaya çıkar ve kimse işin içinden çıkamaz.

Irak operasyonu karşıtlığı ve DEM Parti avukatlığı CHP’yi SHP’nin başına gelen sona doğru hızla götürür ve halktan tecrit eder. Partiyi bir kanser ağı gibi çepeçevre kuşatan ve ele geçiren Kürtçülük ve mezhepçilik, CHP’ye başka bir adım atma şansı tanımıyor. CHP, Kemalist kurucu değerlere sahip çıkarak ulus devleti savunması gerekirken etnik-dini temelde ayrışmayı, “eşit vatandaşlık” diyerek etnik bölünmeyi, kamu ağırlıklı karma ekonominin yerine liberal piyasa ekonomisini savunuyor.

AKP iktidarı, kurulduğundan bu yana ABD’nin politikalarıyla uyumlu bir siyaset uyguluyor. Orta Doğu’da ve ülkemizin kuzeyinde kartlar yeniden karılıyor. ABD, bölgede Rusya’da iç çatışmalar çıkararak ve yıpratma savaşları yaparak çökertmek istiyor. Bu konuda en önemli müttefik olarak Türkiye’yi görüyor. Türkiye; Kafkaslarda Ukrayna’da, Karadeniz’de yapılacak operasyonlarda görev almaya zorlanıyor. İçinde bulunduğu ekonomik kriz ona başka türlü davranmasına olanak tanımamaktadır. Yeni Osmanlıcı hayallerle Türkiye, küresel bir çatışmanın içine çekilmek isteniyor. İslamı referans alan; çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü, bir konfederal bir yapıyı emperyalizm Türkiye’ye dayatıyor. Stratfor’un kurucusu George Frıedman yazdığı “Gelecek 100 Yıl”adlı kitabında; Müslüman ülkeler arasında Endonozya’nın, Pakistan’ın, İran’ın, Suudi Arabistan’ın ve Mısır’ın neden lider ülke olamayacaklarını uzun uzun anlattıktan sonra lafı Türkiye’ye getirerek ona çok değerli görevler biçiyor. Orta Doğu’da ve Avrasya’da Amerika’nın müttefiği olarak Rusya, İran ve Çin’e yönelik yapacağı hizmetler sıralanıyor. Yeni Türkiye’nin kapsayacağı alanları gösteren Stratfor’un haritası ile Sadat’ın haritası ne ilginçtir ki bire bir örtüşüyor. AKP iktidarının siyasi hedefleri ile ABD’nin Türkiye’ye verdiği görevler aynı maddeleri içeriyor. Şeriata karşı mücadele verdiğini söyleyenler hedeflerine ABD’yi, AB’yi ve siyonizmi koymuyorlarsa en büyük yalancıdırlar. Kemalizmin kurucu değerleri ve laiklik, emperyalizme karşı çıkılmadan savunulamaz.

Önümüzdeki süreçte bir yandan açlıkla, yoksullukla, işsizlikle boğuşurken diğer yandan ülkenin güneyinde ve kuzeyinde çıkacak çatışmaların çıkardığı toz bulutunun altında kalacağız. Amerikan çıkarları doğrultusunda Karadeniz’de Ukrayna’da, Kafkaslarda çıkacak sorunlar gündemimizde yer alacağı gibi içerde doğrudan bizimle ilgili olarak Kuzey Irak Operasyonu başımızı ağartacak. İngilizlerin, “Karadeniz’in kuzeyini kontrol edenler Ankara’yı yönetir. Ankara’yı kontrol edenler Orta Asya’yı kontrol eder. Orta Asya’yı kontrol eden güç de dünyayı yönetir.” diye bir sözü var. Biraz jeopolitik bilenler bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Türkiye bulunduğu coğrafi konum ile hiçbir emperyal gücün hafife alamayacağı bir ülkedir. Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’nun kilit ülkesidir. Bu konumundan dolayı Türkiye’nin yönetimi emin ellerde olmadığı zaman kendimizi geçmişte olduğu gibi bir Sarıkamış faciası içinde veya Arap çöllerinde bulabiliriz.

Doğru düşünce ve doğru politikaya ulusça her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İşbirlikçi partilerin ve satılmış medyanın yalanları ile kandırılmış kitlelere doğruyu kim söyleyecek, doğru yolu kim gösterecek?

Türkiye’nin aşması gereken en önemli zaaflarından birisi de budur.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

93  −  92  =  

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.