Medya

“Türk Dizileri Rusların Ahlakını Bozuyor.”

Sorunları üretenler ve ondan beslenenler, çözüm üretemezler.

Hüseyin Yayman’ı tanır mısınız bilmem…

Adını andığım şahsiyet, AKP Hatay Milletvekili olup TBMM Dijital Mecralar Komisyon Başkanıdır.

Aynı zamanda parti içinde de Kültür ve Sanat Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini de yürütüyor.

Yayman’ın bir diğer görevi de Meclis’te kurulan Terör Komisyonunda paylaştığı değerli fikirleriyle Türkiye’nin yolunu açmak.

Bir koltukta 3 karpuz taşıyan Hüseyin Yayman, 1. Kürt Açılımı dönemine Akil İnsanlar Heyeti’nde de görev almıştı. Bu heyette edindiği deneyimle AKP temsilcisi olarak Apo’nun adasına gitmişti.

AKP’de Kürt Açılımı ve kültür-sanat politikaları denilince ilk akla gelen şahsiyet Hüseyin Yayman’dır.

AKP Genel Merkezinde gazetecilerle bir araya gelen Yayman, kültür sanat üzerine düşüncelerini açıklama fırsatını bulmuş.

Küresel şirketlerin insanlığı bir dijital tebaa haline getirmek istediğini belirterek; “Ailenin çocukların ve gençlerin korunması Türkiye için bir güvenlik meselesi haline gelmiştir.” demiş ve “Ulusaşırı, küresel şirketler kendilerini yasama, yürütme ve yargının üzerinde görüyorlar. Bir anlamda aileye karşı savaş açmış durumdalar. Dijital tebaa yaratılmak isteniyor. Bu şirketler bir tektipçi hegemonik kültürü dayatıyorlar.” diye eklemiş.

Küresel şirketlerle ilgili söylediklerinin altına imzamı atarım ama 25 yıllık AKP uygulamaları ile tektipçi hegemonik bir kültür yaratılarak tüm topluma dayatıldığını da söylemem gerek. Bilal Oğlanın yeni Cumhurbaşkanı adayı olacağı haberlerleriyle Yeni Osmanlı projesini yan yana getirdiğimde ve Yayman’ın kullandığı “tebaa” kelimesini eklediğimde hemen aklıma padişahlık rejimi geliyor.

Tebaa kelimesi, Osmanlı vatandaşları için kullanılıyordu ve Amerika’nın sömürge valisi Tom Barrack, Orta Doğu ülkelerine en uygun yönetim modelinin meşruti monarşi olduğunu söylemesi, kuşkularımda beni haklı çıkarıyor.

Küresel şirketlerin dünya halklarına uygun gördüğünü AKP, Türk ulusu üstünde uyguluyor.

Kültürden- sanattan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yayman Türk dizilerinden yakınarak Rusya’da bir sosyoloğun “Bu dizileri yasaklayalım çünkü Rusların toplum düzenini ve ahlakını bozuyor.” dediğini eklemiş.

Önce yanlış bir nitelemeyi düzelterek işe başlayalım.

Türk Dizisi” olarak adlandırılan ne kadar dizi varsa aslında onların tümü Kürt Dizisidir.

En çok izlenen kanallarda yayımlanan dizileri çeken şirketlerin sahipleri ve dizi oyuncularının geneli Kürttür.

Yazılan senaryolarda mekan hep Güney Doğu’dur.

Eskiden Kürt sinemasında Kürt ağalarının köylülere yaptıkları zulümleri izlerdik şimdi ise malikanelerde yaşayan Kürt ağalarının çok karılı aşklarını, bazen de kara para aklayan, uyuşturucu kaçakçılığı yapan Kürt mafyasının İstanbul Boğazı manzaralı villalardaki lüks yaşamını çekirdek çitleterek izliyoruz.

Bu dizilerde ortada dolaşan paralar milyon dolarlarla ölçülüyor. Şiveli konuşan adamlar sokakta birbirlerini delik deşik ederlerken kadınlar da ait oldukları erkeklerin başlarına boynuz takmakla meşguller.

Dizileri çeken şirketlerin bir çoğunun Amerikalı ortakları vardır.

Bu dizilerde söylenen yalanın, çevrilen entrikanın haddi hesabı yoktur!

İyi bir insan, olumlu insan ilişkileri ararsanız boşuna çabalamayın, asla bulamazsınız.

Bu dizilerde yer alan karakterler doğuştan kötü yaratılmışlardır ve ebediyen kötülüğe hizmet ederler. Dizileri izleyen kitlenin bilinçaltına verilen mesaj “”Bu dünyada asla iyi olmayacaksın! Çıkarın için yalan söyle, dolap çevir, çevreni kullan! İyi imiş gibi davran ama sana sırtını dönene hançeri saplamakta tereddüt etme. Devir zenginler dönemidir. Ne yap yap, parayı bul. Bu düzende paran kadar değerlisin.” dir.

Ya gündüz kuşağı Kadın programları?

Onların Kürt dizilerinden zerrece bir farkı yoktur.

Tüm kadın programlarında seviyesizlik, en yüce değerdir.

Müge Anlı’nın ve Esra Erol’un programlarında insan doğasının en berbat hali bir dizi halinde kilim gibi işlenir. Aşk, aldatma, dayak, ölüm, ensest ne ararsanız bu programlarda bulabilirsiniz. 3-4 çocuğu bırakıp Tiktok’ta bulduğu adama kaçanlar, Tiktok’ta bulduğu kadına servetini kaptıran erkekler hepsi sırayla bu programlarda yerlerini alırlar. Türkiye’de milyonlarca insan, Müge Anlı’nın, Esra Erol’un programlarını izleyerek ahlaklarını inşa ederler.

Şimdi Türkiye’nin sağcısı da solcusu da ahlaki yozlaşmadan söz ediyor.

Türkiye’de bilerek uygulanan bir politika ile halk yoksullaştırıldı. Yoksullaşan ve maddi unsurlara ulaşamayan bilinçsiz kitlelere “Gemisini yürüten kaptandır.” denildi.

Suç ve ceza arasındaki denge bilerek bozuldu ve işlenen suçun ceza olarak bir karşılığının olmadığı fikri egemen hale getirildi.

Sonuç ortada…

Sokak çeteleri, cinayetler, cinayetler…

Hatay Milletvekili Yayman, Türk dizilerinin Rus halkının ahlakını bozduğunu söylüyor da bu dizilerin en çok da Türkiye’de izlendiğini bilmiyor mu?

Tabii ki biliyor.

Hatta bu dizileri millete izleten kanal sahiplerinin AKPli olduklarını da biliyor.

Kürt dizilerini ve ahlaksız Kadın programlarını Türk ulusunun gözüne sokan AKP rejimidir.

Olur olmaz sebeple kanal kapatan, ceza yağdıran RTÜK, her nedense bu yayımları hiç görmüyor.

Daha doğrusu bilerek ses çıkarmıyor.

Küresel şirketlerin insanlığa yaptıklarından dert yanan AKP sözcüsü, aynı saldırının AKP eliyle yapıldığını gözlerden saklamaya çalışıyor.

Muhafazakarlıktan, ahlaktan, dinden, imandan söz eden AKP, bir zamanlar zinayı suç olmaktan çıkarmıştı.

Zina eden kişileri dizilerde, kadın programlarında model olarak sunan rejim, toplumu çürüterek, yozlaştırarak varmak istediği hedefe doğru kararlı adımlarla ilerliyor.

Yazar hakkında

Yağmur Bayraktar

Yorum bırak

  −  3  =  1

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.