Medya

Proje Görevlileri

Dem Parti yetkilileri, “CHP’nin sürece olan katkısını çok önemsiyoruz.” diyorlar.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas J. Barrack’ın Türkiye’nin ulus devlet yapısını ikide bir eleştirip durmasına alıştık artık. Aynı zamanda iş adamı da olan Büyükelçi, Orta Doğu’da yaklaşık 100 yıl önce kurulmaya başlanan ulus devletlerin, siyasal, ekonomik gelişmenin önünde engel olduğunu belirterek bu bölgeye en yaraşır idari sistemin meşruti monarşi olduğunu her fırsatta dile getiriyor. AKP’liler gibi ‘Cumhuriyet’in reklam arası’ olduğunu çağrıştıracak laflar ettikten sonra Osmanlı Devleti’nin millet sistemine geçilmesi gerektiğini de öneriyor. Barrack’ın pek önemsediği, yüz yıl önce geride bıraktığımız Osmanlı devlet sisteminde ne vardı?

  • Dinlere, mezheplere özel statü
  • Her etnik guruba ayrıcalık ve özel hukuk

Yukarıdaki maddelerin günümüze yansıması ise; Türkiye’de Türk ulusunun egemenliğine son verilerek ülkenin etnik ve mezhep temelli bölünmesidir.
ABD’nin bölgeyle, özelde Türkiye ile ilgili projesi budur.

Bu hedefe varmak için Türkiye’deki siyasal partiler harekete geçirilerek bir kez daha açılım süreci başlatıldı. Siyasal parti liderleri işi gücü bırakarak bu projenin hayata geçmesi için ellerini taşın altına soktular. Çok çalıştılar, çok toplantı yaptılar, çok demeç verdiler, çok konuştular, durmadan çok kararlı olduklarının altını çizdiler.

Eskiler, ‘marifet iltifata tâbidir’ derler.

İltifat yüksek yerden geldi.

Barrack, sosyal medyada dolaşan bir videoda Kürt sorununun çözümü için yeni açıklamalarda bulundu. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın olmak üzere bu işte görev alan Türk yetkililerin Abdullah Öcalan ve daha geniş Kürt siyasi hareketiyle diyalog kurma çabalarını takdir ettiğini belirterek Kürt nüfusun 4 ülkeye yayıldığını ve Kürtlerin uzun zamandır kendi gelecekleriyle ilgili bir arayış içinde olduklarını belirti. Ardından da can alıcı cümlesini söyledi: “Bu süreç herkesi bir araya getirecek. Kürtlerin kendi yaşamlarını belirlemesine olanan verecek.”

Yani söylenenin Türkçe meali; “Kürtler; kendi kaderlerini Türkiye’den, Suriye’den, Irak’dan, İran’dan toprak alarak belirleyecekler. Özgür, Büyük Kürdistan’ı kuracaklar.

Suriye, Irak tamam… Şimdi bütün Kürt savaşçılar ve IŞİD, üçüncü halkayı tamamlamak üzere ABD tarafından Irak-İran sınırına yığıldılar. İran’da PJAK gibi örgütlerin Devrim Mücahitleri karşısında ne yapacaklarını önümüzdeki günler içinde göreceğiz. Dördüncü halka Türkiye’de ise, Meclis’te gurubu bulunan partilerin ittifakıyla barışçıl bir biçimde partiler eliyle halk ikna edilerek bu iş kotarılacak.

Bu çok önemli kutsal görevde, CHP’ye çok iş düşüyor.

Laik- modern yaşamı içselleştirmiş ezici çoğunluğu meydana getiren Türkler ikna edilmeden projenin hayata geçirilmesi çok zor.

Bu yüzden DEM Parti yetkilileri “CHP’nin sürece olan katkısını çok önemsiyoruz.” diyorlar.

Öcalan, içerden Özgür Özel’e takdir ve teşekkür mektupları gönderiyor.

Özgür Özel de bu projenin bir görevlisi olduğunu kanıtlarcasına 21 Mart’ta DEM Parti’nin düzenlediği ve PKK gösterilerine dönüşen mitinglere gönderdiği kutlama mesajında eşit vatandaşlıktan bahsederek “Newroz pîroz be!” dedi.

Özgür Özel’in gönderdiği mesaj Diyarbakır ve İstanbul gösterilerinde okundu.

Diyarbakırda’ki gösteriye Bafıl Talabani, Kuzey Suriye’den İlham Ahmed , Neçirvan Barzani mesaj gönderdiler. Leyla Zana konuştu ve Öcalan’ın mesajı okundu.

Her zaman olduğu gibi bu yılda da Öcalan’da yeni bir şey yok!

Mitinge gönderdiği mesajda tarihi olayları çarpıtarak, paşa gönlünün istediği gibi yorumlayarak kitlelere Amerikan masalları anlattı. Orta Doğu’da kan gövdeyi götürürken, hiçbir kuralın olmadığı savaş vahşetinin yaşandığı ve ABD emperyalizminin siyonizmle birlikte Orta Doğu’yu ateşe verdiği koşullarda “halkların özgürce bir arada yaşamasının yolu aralandığından” söz edebiliyor. O, Sünni, Şia devlet gelenekleri, milliyetçi gelenekler aşıldıkça halklar arası özgür birliktelik imkan dahiline girecektir.” diyor.

Batı emperyalizminin İsrail’le sorunlu(!) olan ve küresel projeye aykırı hareket eden Şii devlet ve örgütleri tasfiye etmesini görmezlikten gelerek siyaseten her iki mezhebi de eşitliyor.

Sünni devlet geleneğini takip eden partilerle birlikte Sünniliğe karşı nasıl mücadele edeceğini mesajında açıklasaydı da, biz de biraz aydınlanmış olsaydık.

O, “Etnik ve dini-mezhebi temeldeki parçalanmaya, kardeş kavgasına son vermekle ve bütün kültürlerin, dini- mezhebi inançların özgürlük ve kardeşlik temelinde birliğini sağlamakla buna ulaşılabilir.” diyor.

Yukarıdaki cümleyi dikkatli okumanızı öneririm. Merdan Yanardağ’ın “filozof” dediği bu adam, cümlenin başında söylediğini cümlenin sonunda reddederek düpedüz saçmalıyor. Etnik ve mezhep temelli bölünmelerin topluma olumsuz olarak yansıdığını belirten Öcalan, yine bu olumsuz durumun aşılması için topluma etnik ve mezhep temelli bölünmeyi öneriyor.

El insaf!…

Siyonizmin- emperyalizmin Orta Doğu toplumlarını etnik ve mezhep temelli bölme projesinde görevli oldu mu insan, böyle saçmalar durur. Aynı saçmalığı Sol Parti de yapıyor. Etnik ve mezhep temelli bölünmeden şikayet ettikten sonra Kürtlere, Lazlara, Türklere, Çerkezlere, Yahudilere, Alevilere, Ermenilere birlik çağrısında bulunma gibi bir saçmalık, ancak bizim çakma solculara mahsus olan bir davranıştır.

Aslında Öcalan’ın Sünnilik- Şiilik gibi bir derdi de yok. Onun tek derdi Barrack gibi ulus devletle, Türk ulus devletiyle… “Milliyetçi gelenek” aşıldığında Barrack ve Netanyahu’nun istekleri yerine gelmiş olacak.

Ulus devletle sorunu olan bir tek dinci ve Kürtçü bölücülük mü?

Ne gezer…

Başta dinci gericilik olmak üzere Aslan Sosyal Demokratların ve bazı çakma solcuların da ulus devletle sorunları var.

CHP’nin fiili başkanı olan Ekrem İmamoğlu, kamuoyuna yansıyan son paylaşımında belki 20 yerde “millet” diyor ama milletin adını söylemekten özellikle kaçınıyor. 21 Mart’ta İstanbul’da DEM Parti’nin düzenlediği mitingde Tülay Hatimoğulları’nın Ekrem İmamoğlu’ndan da söz etmesi üzerine, Ekrem İmamoğlu “İstanbul’daki Nevruz meydanında yaşadığımız haksızlığı dile getiren Sayın Tülay Hatimoğulları’na teşekkür ediyorum. Gelecek yıl Nevruz’da, hep birlikte Diyarbakır’da büyük bir coşku ve heyecanla buluşmayı sabırla ve umutla temenni ediyorum.” diyen bir paylaşımda bulundu.

CHP’nin Aslan Sosyal Demokrat yöneticileri, saflarını çoktan belirlemişler.

Onlar nesnel olarak Tom Barrack’ın, Netanyahu’nun, Abdullah Öcalan’ın, Bafıl Talabani’nin, İlham Ahmed’in, Neçirvan Barzani’nin, Leyla Zana’nın yanında saf tuttular.

Peki bu cephede yer alış, CHP’yi selamete çıkarmaya ve iktidara taşımaya yeter mi?

Ne gezer!…

Kürt bölücülüğünden estirilen ‘Kürt sorununun çözümü ülkeye demokrasi getirecektir.’ yalanına onlar da inanmış gibi davranıyorlar.

‘Kürt sorununun çözümü Tom Barrack’ın deyişiyle 4 parçanın bir araya getirilmesi’ projesi, sadece Türkiye’nin bölünmesine, toplumun Lübnan gibi ayrıştırılmasına hizmet eder, o kadar.

Oval Ofis’te yazılan ve AKP+MHP+DEM ortaklığında Türkiye’nin dönüştürülmesi projesinde CHP’nin de bu ortaklığa destek vermesi onları yaşayacakları sondan kurtara bilir mi?

Yanıtımız yine hayır olacaktır.

Lafı geldiğinde her zaman söylüyoruz; CHP, eski dönemin en kitlesel ve Kemalist izleri üstünde barındıran bir parti olarak tasfiye edilecektir. Yeni bir seçime, partinin dağıtıldığı ve etkisizleştirildiği koşullarda gidilecektir. Artık bu, mutlak butlanla mı olur yoksa bir mahkeme kararıyla partinin kapatılmasıyla mı olur, bunu ileride göreceğiz.

Önümüzdeki 2027 yılı, CHP açısından çok zorlu geçecek.

Meclis’te bekletilen dokunulmazlık talepleri yürürlüğe konulduğunda birçok CHP yöneticisinin enselerinden bastırılarak tutuklandığına önümüzdeki günlerde tanık olabiliriz.

Öcalan’ın, Kobani davasından dolayı Edirne’de yatan Selahattin Demirtaş’a bir mektup yazdığı ve bu mektupta “Siyaset yapmaya hazırlan” dediği, Nefes gazetesinde yer aldı.

Önümüzdeki günler içinde Öcalan, umut hakkı”, Selahattin Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma gerekçesiyle serbest bırakılacaklar.

Adada Öcalan’ın villasının, geniş toplantılar yapabilecek tarzda düzenlendiğini haberlerde okuyoruz. Kamuoyunda solcu, ilerici, Müslüman, milliyetçi ve Atatürkçü olarak tanınmış kişilerin Adaya umre ziyaretlerinde bulunmalarına bahar aylarında tanık olacağız. Adadan, Öcalan’dan feyz almış olarak dönen aydınların anlatıları her yeri kaplayacak, Öcalan’nın bokunda boncuk bulan çakma aydınların vatana ihanetlerini de göreceğiz.

DEM Parti kapatılacak ve yeni bir parti kurulacak. Yeni parti, Türkiyelileştiğini iddia ederek siyaset yapacak ve bu partinin başına da büyük bir olasılıkla Selahattin Demirtaş getirilecek.

Dışarıdan güdümlü basının çabalarıyla yıllar içinde bir Selahattin Demirtaş efsanesi yaratıldı. Siyonist basın tekellerinin reklamları, haberleri, yorumları hep buna hizmet etti.

CHP kitlesinin ezici çoğunluğu, bugün Selahattin Demirtaş hayranıdır.

Selahattin Demirtaş’nın, Abdullah Öcalan’dan zerrece bir farkı yoktur.

O da ustası Öcalan gibi bir Cumhuriyet ve Türk düşmanıdır.

Demirtaş’ın kahramanları; Şeyh Sait, Said-i Kürdi, Seyyit Rıza gibi adamlardır.

Aksini düşünen varsa Selahattin Demirtaş’ın mahkemede yaptığı 100 sayfalık siyasi savunmayı açsın biraz okusun.

AKP+MHP+DEM Parti İttifakı, bir yandan CHP’ye saldırıp ufalayıp yok ederken diğer yandan buradan kaçanlar, tuzak olarak kurulacak partiye yönlendirilecek.

Hazırlanan plan budur.

Eskiden kalma “Osmanlı’da oyun çok!” diye bir laf vardı. Bu cümleyle devşirme Osmanlı hanedanının iktidarlarını sürdürme amacıyla yaptığı entrikalar anlatılırdı. Yeni Osmanlıların da eskilerden aşağı kalır tarafları yok. Önümüzdeki yıl hem Orta Doğu’da hem de Türkiye’de siyaset sıcak gelişmelere gebe.

Peki bu kargaşa ortamında kime güvenip, neye sarılacağız?

Eski dönemin saflaşmaları ve kahramanları ile bir arpa boyu yol alamayız.

Türkiye, bir ulus devlet olarak eski safralarından kurtulmuş; laik, demokratik, çağdaş, bağımsız bir ülke olarak yoluna devam mı edecek, yoksa etnik- mezhep temelli ayrışmış ve coğrafi olarak parçalanmış federal bir devlet mi mi olacak?

İşte yanıtlanması gereken soru budur.

Bu sorunun yanıtı çerçevesinde kişiler veya partiler ilerici- gerici- karşı devrimci- vatansever- satılmış olacaklar.

Kimsenin daha önceden kazanılmış ve ömür boyu göğsünde onurla taşıyacağı bir madalyası, beraati yoktur.

Nazım Hikmet’in dediği gibi “uyup hainin iğvâsına sancakları elden düşürüp evlerine kaçanlar” olduğu gibi yürüdüğü patikaları bırakıp ana yola düşüp doğru yolu bulanlar da olacaktır.

Şimdi oyun bozuldu, kartlar yeniden dağıtıldı.

Herkes meşrebine, sınıfsal konumuna göre bu düzende saflarını seçiyor.


Kimin; ilerici, gerici, karşı devrimci, vatansever ya da satılmış olduğunu geçide vardığımızda göreceğiz.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

5  +  5  =  

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.