Medya

Babalar ve Oğullar

İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sevgili oğlu Bilal Erdoğan, İstanbul Beyoğlu’nda Erzincanlı iş adamlarının düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmayla dikkatleri üstüne çekti.

Bilal Erdoğan’ın konuşması, baştan sona Cumhurbaşkanına yapılan övgülerle doluydu.

AKP yönetiminde yer alan bürokratların, Cumhurbaşkanını övmekte bazen kantarın topuzunu kaçırmalarına alışığız ama bir evladın babasına yönelik söyledikleri sözler, demokrasi anlayışımızın bir yerlerini sızlattı.

Vakıf Başkanı oğlun, babası Cumhurbaşkanını övmesine pek alışık değiliz.

Batı toplumlarında göremediğimiz bu yönetim tarzı, Türkiye’de son 25 yılda kökleşerek iyice yerleşti.

Bir ailenin, siyasal veya dini bir gurubun devletin yönetime egemen olma biçimine Kleptokrasi deniliyor.

Demokrasinin tüm kurumlarıyla kökleşmediği ülkelerde görülen bu yönetim biçimini, medyanın etkisiyle ve sahte muhalefetin marifetiyle benimser hale geldik.

Biz yeniden Bilal Oğlan’ın konuşmasına dönerek konuşmasındaki “Cumhurbaşkanı”nı çıkararak “babam” kelimesini yerleştirelim.

Bakalım nasıl oluyor, bir görelim:


Babamın kıymeti anlaşılacak elbette, ama geç anlaşılmasaydı daha iyi olurdu. Şu 23 yılın ortalarında bir yerde bile babamın arkasında daha güçlü dursaydık, bugün biz çok daha güçlü olurduk. Biz, babamı biraz daha güçlü kılsaydık şu İsrail, şu soykırımı yapamazdı. Ama biz adeta bu içimizdeki fitnelerle, bu içimizdeki kaypaklarla, bu içimizdeki hainlere verdiğimiz primlerle babamın gücünü, enerjisini azalttık… Türkiye, belki dünyada ilk beş ekonominin arasına girebilecek bir enerjiyi taşıyor. Şu birlik duygusu çok önemli. Dünyada bu ülkeyi temsil eden babama kimse laf söylemese ne olur? Neyimiz eksik?

Bilal Erdoğan’ın 7 satırlık konuşması, ayı zamanda çeyrek asırlık AKP iktidarının siyasi, felsefi bir yansımasıdır.

Bu konuşmada, hiç itiraz etmeden tam bir biat etme isteği var, muhalefeti olmayan bir iktidar özlemi var.

Bu durumu akademisyenler, Kleptokrasi olarak açıklıyorlar.

Siyasal uzmanlar, Erdoğan sonrası olarak en kuvvetli adayın Bilal Erdoğan olduğunu ısrarla belirtiyorlar. AKP içindeki ayıklamalar ve Bilal Erdoğan’ın resmi bir görevi olmamasına rağmen dış gezilere katılması ve kamuoyunda öne çıkması bu iddiayı kuvvetlendiriyor. Tüm bunlardan daha kuvvetli bir kanıt da Sömürge Valisi Tom Barrack’ın, Orta Doğu ülkelerine en yakışan yönetim modelinin meşruti monarşi olduğunu belirtmiş olmasıydı.

Adam “Cumhuriyeti, ulus devleti, laikliği filan bırakın, İsrail’in tepesini de durduk yere attırmayın! Yönetim modeli olarak Körfez ülkeleri modeli işte ortada duruyor. Alın bu modeli ülkenizde tepe tepe uygulayın.” diyor.

Körfez Ülkeleri Modelinde ne var?

Başta bir Sultan ve Sultanın belirlediği bir Meclis.

Böyle bir yönetim modeli uygulandığında Türkiye, Bilal Erdoğan’ın söylediği gibi “dünyanın ilk 5 ekonomisi arasına girer”, ülkeyi yöneten Sultan da dünya liderliğinden Kâinat liderliğine sıçrar.

Olmaz mı?

Olur.

Burası Türkiye, 76 santigratlık basınç altında her şey olur.

İktidar ve muhalefet, Tom Barrack’ın siyasal çerçevesini çizdiği bu modeli Türkiye’ye uyarlamak için geceli gündüzlü çalışıp duruyor.

Yüce Mevla onları başımızdan eksik etmesin(!)

Bilal Oğlan’ın dediği gibi muhalefet, sorumlu muhalefetin gereği olarak yüce Cumhurbaşkanımızı üzmesin, İsrail’e karşı verilen mücadeleye takoz koymasın.

Yazar hakkında

Yağmur Bayraktar

Yorum bırak

  +  4  =  14

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.