Medya

Medine Sözleşmesi, Kürtçülere Yol Gösteriyor

İslami yönetimin ideolojik altyapısı inşa ediliyor.


10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Abdullah Öcalan’ın önerisiyle Diyarbakır’da 350 delegenin ve davetlinin katılımıyla Demokratik İslam Kongresi düzenlenmişti. Kur’an tilavet-i ile başlayan toplantıya bir mesaj gönderen Öcalan, İslam tarihi hakkındaki görüşlerini açıkladıktan sonra Medine Sözleşmesi’nde yer alan hükümlerin “Kürt Sorununun” çözümünde de yol gösterici olduğunu öne sürmüştü. Toplantıya katılan delegelerin çoğunluğu da Öcalan’ın bu fikrine katılarak görüş belirtmişlerdi.

Toplantı sonunda açıklanan 15 maddelik sonuç bildirgesinin 1. maddesinde “Toplumları birbirine düşman eden, telafisi zor hasarlara yol açan cahiliye dönemine ait uygulama, düşünce ve iktidar anlayışlarının” insanların bir arada barış içinde yaşamasının önünde engel olduğu ve Ümmetin yeniden inşasının ancak Medine Sözleşmesi’nin referans alınarak başarıya ulaşacağı öne sürülmüştü.

4. madde de “Kürtlerin, yaşadığı topraklarda tarih boyunca din ve Ümmet adına üzerine düşen her türlü sorumluluğu ve fedakarlığı yerine getiren kadim bir halk” olduğu öne sürülerek “otoriter, laikçi, ulus devletçi, mezhepçi ve ırkçı” olanlara karşı İslam ümmetinden yardım talep edilmişti.

7. maddede ise Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümünün, yasal düzenlemelerin “Medine Sözleşmesi’nin müzakere yöntemlerinin dikkate alınarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.” denilmişti.

11. maddede ise bölgede ve dünyanın değişik yerlerinde yaşanan etnik ve mezhep temelli çatışmaların İslam’ın evrensel barış ve adalet değerlerinden sapıldığından” dolayı meydana geldiği belirtilerek çözümün İslam’da olduğu öne sürülmüştü.

12. maddede İslam’ın temel öğretisinin ve siyaset tecrübesinin farklı etnik gruplara, inançlara dinlere ve kültürlere eşit yaklaştığı öne sürülerek Türkiye’de yaşayan Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin tüm haklarının Anayasal güvence altına alınması talep ediliyordu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uygulamaları devletçi bulunarak; sivil, çoğulcu İslam anlayışıyla din ve inançlar üstünde oluşturduğu tekel reddedilerek din eğitim ve öğretiminin medreselere, sivil toplum örgütlerine bırakılması isteniyordu.

Ayrıca yapılan bu kongre; Melle Abdullah Timoki, Şeyh Said ve Said-i Kurdi şahsında İslam’ın öğrenilmesinde emeği geçen tüm medrese mensuplarına atfedilmşti.

Egemen kapitalist moderniteye alternatif olarak “adil, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü İslam anlayışının önemsendiğinin” altı çizilerek, Kongrenin toplanmasına öncülük eden Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj önemli ve değerli bulunmuştu. Son olarak da Öcalan’ın Barış sürecine daha etkin katılımı için özgürlüğünün istendiği ve bunun gerçekleşmesi için dualarla desteklendiği belirtilmişti.


Diyarbakır’da yapılan Demokratik İslam Kongresi’nin üstünden tam 15 yıl geçti. Yine aynı şehirde 25-12- 2025 tarihinde yapılan Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu 1. Olağan Kongresi’ne bir mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “demokratik İslam” vurgusu yaparak “İslam, özünde özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin dinidir. Kapitalist modernitenin iktidar ve talan aracı haline getirdiği resmi devlet İslam’ı ya da cemaatçi yapılar, bu özü yitirmiştir. Demokratik İslam ise, Medine Vesikası’nın ruhuna dönmektir.” dedi.

Yaklaşık 15 yıl yıl önce öne sürülen; “İslam dininin adil, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü olması fikri,kapitalist modernite, ırkçılık, faşistlik, kötü olan laik anlayış, bir referans olarak öne sürülen Medine Sözleşmesi, Şeyh Said’in, Said-i Kürdi’nin Kürt kahramanları olmaları” gibi öne sürülen tezler yine karşımıza çıktı.

Abdullah Öcalan’ın konuşmalarına, yazdıklarına baktığımızda ilk göze çarpan şey, geçmiş dönemde yaşanmış olan olayları gerçeğinden kopararak işine geldiğince yorumlamasıdır. O, sosyolojik kavramları yeniden tanımlayarak, yeni anlamlar katarak eğip bükerek can istediği sonuçlara varır ve bu davranışında da ısrar eder.

İslam dininin; “adil, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü” olması fikri, sadece Müslümanları bağlar. Bu fikirden hareketle bir Hristiyan, Yahudi veya Budist de aynı düşünceyi öne sürebilir. Bir dinin barışçıl, demokratik, özgürlükçü veya eşitlikçi olmasının ip uçlarını tarihte ve günlük yaşamda görmek zorundayız. Zenginliklerle dolu olan Semerkand, Buhara, Taşkent gibi şehirlere sefer düzenleyerek bir günde 40 bin kelle kesip şehirleri yağmalayan, kadınları, çocukları esir pazarında satan Emevilerin cihat eylemlerini Arap tarihçiler yazmıştı. Tarihte din adına yapılan savaşlarda milyonlarca insan can verdi. Bu konuda hiçbir din masum değildir. Tarihte bu kadar olay ve savaş ortada durup dururken Öcalan, keyfince bir dini “özgürlükçü, adil, çoğulcu, demokratik ilan ediveriyor. Aynı keyfilik, Kürt tarihini anlatırken katlanarak çoğalıyor. “Kürtlerin yaşadığı topraklarda tarih boyunca din, ümmet adına üzerine düşen her türlü sorumluluğu ve fedakarlığı yerine getiren kadim bir halk” olduğu iddiası, ayakları havada kalan boş bir iddiadır. Tarihte hiçbir devlet kurmamış ve dünya müzelerinde bir kırık testi parçası bile olmayan Kürtler, hangi eylemleriyle İslam’a büyük hizmetlerde bulundular? Eziklik ve aşağılık duygusu ile öne sürülen boş bir böbürlenmedir ortada olan.

Öcalan, binlerce yıl önce yaşanmış olayları, 19. yüzyılda ortaya çıkmış kavramlarla değerlendirmekten ve sonuçlar çıkarmaktan hiç çekinmez ve bunu kendine bir hak olarak görür. Eleştirdiği kapitalist modernite döneminde ortaya çıkan “eşitlik, adalet, çoğulculuk, özgürlük” gibi kavramları tutar 1500 yıl öncesi Arap toplumunda bulur. Kapitalist moderniteyi eleştirirken laiklik düşüncesine ve ulus devlete siyonistler gibi saldırmada bir sakınca görmez. İnsanlığın binlerce yıl hurafelere ve teokratik anlayışa karşı verdiği mücadele sonucunda elde edilen laikliğe mollalarla, mellelerle bir olarak saldırır. Bu saldırıda önderleri de Said-i Kürdi ile Şeyh Sait’tir. İçerde yatan ve bizim laiklerin, Atatürkçülerin çok sevdiği Selahattin Demirtaş da, geçenlerde ölen Sırrı Süreyya Önder de Bediüzzaman Said-i Kürdi hayranıdırlar. Osmanlı döneminde Alman ajanlığı görevini sürdüren ve hayatı boyunca Cumhuriyet karşıtlığı yapan Said-i Kürdi’nin ortaya koyduğu tutarlı bir görüşü de yoktur.

Kürtçü önderlik, Kapitalist modernitenin laik okullarına karşı, medresede yapılan eğitimi çıkarıyor. Medreselerde yapılacak eğitimle Müslümanlar, “İslam dininin eşitlikçi, çoğulcu, adil, özgürlükçü özelliklerini” içselleştireceklerini iddia ediyor. 1980’e doğru uluslararası istihbarat kurumları tarafından sosyalist(!) olarak kurulan bir örgütün geldiği yer tam burasıdır. Uluslararası narko-terör örgütü olarak şekillendirilip Orta Doğu’da siyaset sahnesine sürülen bu örgütü hâlâ sosyalist sayan Türkiye sosyalistlerinin acınası hali, insanın yüreğini burkuyor. Etnik milliyetçilikle sosyalist kavramları birbirine karıştırarak “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” putunu yaratıp günde beş vakit bu puta tapan sosyalistlerin materyalistlikleri de doğrusu göz yaşartıyor.


Medine Sözleşmesi

Ilımlı İslamcıların ve liboş solcuların 1980 sonrasında İslam tarihinden bulup çıkardıkları bir sözleşmedir. 1945 yılından bu yana emperyalizm tarafından Türkiye’nin İslam’la barışması ve günlük yaşamın, eğitimin dinselleşmesi projesi iktidara gelen her hükümet eliyle uygulandı. 1980’den sonra daha da hız kazanan bu proje doğrultusunda dinci kesimler; sermaye, medya, parti sahibi kılındı, eğitim giderek dinselleştirildi. Bu şeriatçı gidişten rahatsızlık duyan kesimleri uyuşturmak ve ikna etmek için İslam tarihinden Medine Sözleşmesi bulunarak İslamiyet’in demokrasiyle, özgürlükle çelişmediği öne sürüldü. Liberal solcu kesimlerin merkezi olan Birikim çevresi ile ılımlı İslamcıların bu konudaki gayretleri dikkate değerdir. 1990’lı yıllarda ele alınan bu konu, tekrar Kürtçüler eliyle alevlendirildi. Öcalan, DEM Parti çevresi ve İslamcı Kürtçüler tarafından yapılan her toplantıda bu Sözleşmeye atıfta bulunuluyor.

Nedir bu Medine Sözleşmesi, kimler arasında imzalandı ve içeriği nedir?

Bilindiği gibi İslam dini ilk kez Mekke şehrinde ortaya çıktı. Zamanla bu dine inananlar çoğaldıkça yeni dinin mensuplarıyla yerleşik dinleri savunanlar arasında sürtüşmeler meydana geldi. Müslümanlar, artan baskı ve şiddet ortamından kurtulmak için Medine’ye göç ettiler. Medine’de Evs ve Hazrec kabileleri en güçlü kabilelerdi. Bu iki kabile arasında süren egemenlik kavgasından yararlanan Yahudi kabileler, Medine’de ticareti ele geçirmişlerdi.

Medine Sözleşmesi; Medineli Müslümanlarla hicret eden Kureyşli Müslümanlar arasında MS 622 veya 623’te imzalandı.

İmzalanan bu sözleşmenin orijinal bir kopyası yoktur.

Böyle bir sözleşmenin varlığı, MS 800’e kadar kimse tarafından öne sürülmemiştir.

İki Müslüman grup arasında imzalandığı öne sürülen bu sözleşme; farklı gruplar arasında ortaya çıkabilecek sorunların nasıl çözüleceğini ifade eder. Medine’nin en güçlü kabileleri olan Evs ve Hazrec arasında süren kan davası, Hz. Muhammed’in hakemliği ile son bulmuştu. Medine çevresinde yerleşik olarak yaşayan 12 Yahudi kabilesi ile Medineli Müslümanlar arasında değişik anlaşmalar yapılmıştır. Güçlerin denk olduğu koşullarda kabileler ve inanç toplulukları, birbirlerinin haklarına saygı göstermek zorunda kaldılar.. Mekkeli Müşriklerle Müslümanlar arasında yapılan savaşlar sonunda Müslümanlar sayıca üstünlük kazanınca yapılan sözleşmelerin bir hükmü de kalmadı.. Yapılan anlaşmaya uymadığı ilan edilen kabilelere karşı açılan savaş sonunda birçok kabilenin kökü kazındı. Örneğin bir Yahudi kabilesi olan Benî Kurayza kabilesinin kalesi kuşatılarak yaklaşık 1000 erkeğin başı kılıçla kesilip kadınları ve çocukları esir alınıp malları yağmalandı. Güçlerin denk olduğu koşullarda dengenin Müslümanların lehine bozulduğu koşullarda da karşı tarafın haklarının da bir önemi kalmadı. Müslümanların zayıf olduğu koşullarda “Benim dinim bana, senin dinin sana” anlayışının, dengenin bozulduğu koşullarda bir önemi kalmadı. Buradan hareketle 1500 yıl önce kabileler arasında yapılan geçici uzlaşmalardan bugüne dair demokrasi adına sonuçlar çıkarmak sosyoloji adına saçmalıktır. Emperyalist, siyonist planlar doğrultusunda Türkiye’yi etnik, mezhep temelinde ayrıştırmak için Medine Sözleşmesi bir araç olarak kullanılıyor.

Kullanılan sadece Medine Sözleşmesi’nden ibaret olsa iyi…

Partiler, sendikalar, kitle örgütleri, dini kurumların tümü bu uğurda seferber ediliyor. Spor kulüpleri başkanlar da bu planda yer alıyorlar. Doğu Anadolu’nun, Güney Doğu’nun binlerce yıllık sömürü ve baskının bir aracı olan aşiretlerede bu organizasyonda görev verildi.

2016 yılında Van’da Kadim Aşiretler Federasyonu kuruldu.

Federasyonda birleşen Kürt aşiretleri, AKP’ye uygun politika izleyerek seçimlerde Erdoğan’ı desteklediler.

10 yıl sonra Kadim Aşiretler Federasyonu’nun Iğdır İl Başkanı olan Ferhat Armağan’ın başkanlığında bu kez Anadolu Aşiretler Federasyonu da kuruldu. Bu kuruluşa yaklaşık 200 Kürt aşiretinin destek verdiği açıklandı.

Yapılan toplantıya Iğdır Valisi, Iğdır Üniversitesi Rektörü ve aşiret temsilcileri katıldılar.

Diğer yandan Kadim Aşiretler Federasyonu 9 Şubat 2025 tarihinde yaptıkları açıklamada “Terörsüz Türkiye” sürecine bütün güçleriyle destek olduklarını ve bu doğrultuda tüm kitle örgütlerini ve İslami kurumları bu sürece destek vermeye çağırdılar. Türkiye’nin etnik mezheplerden meydana gelen bir mozaik olduğunu öne süren aşiretlere içeride yatan Öcalan da destek veriyor.

Meclis’te kurulan komisyon, bu doğrultuda yayımladıkları raporla sürece yön verdi.

“Kurucu Önder” Apo, Adadan gönderdiği mesajda kelimeleri yumuşatarak Anayasa’dan Türklük tanımının çıkarılmasını, Kürtlerin de Anayasada kurucu ulus olarak yer almasını ve Türkiye’nin federal bir sistemle yönetilmesi gerektiğini söyledi.

Bu söylenenlere karşı ciddi olarak itiraz eden bir kesim yok!

Ramazan aynı fırsat bilen bu çevreler, ilan edilmemiş bir şeri yönetimi Türk toplumuna dayatıyorlar.

Kürtler, Kürt örgütleri, Kürt örgüt yöneticileri ve Cumhur İttifakı partileri “Huzur İslam’dadır” diyerek yeni bir Anayasaya ve yeni bir devlete doğru kararlı ve hızlı adımlarla ilerliyorlar.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

1  ×    =  5

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.