Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Fotokopi Hayatlar

Yeşilçam’ın, “zengin kız fakir oğlan” temalı filmlerinde genellikle yer alan bir sahne vardır. İstanbul’da Boğaz kıyısındaki villada toplanan zengin kızın arkadaşları –dönemin moda olan müziği eşliğinde –viski içerek, dans ederek, bolca atılan kahkahalarla eğlenip dururlar. Müzik arasında yan yana gelen bu kahramanlarımızdan biri mutlaka Amerika’dan yeni gelmiştir. Bir diğeri de iş bağlantıları için Londra’ya gidecektir. Üçüncü kişi de sözü alarak konuşmasının bir yerinde mutlaka kayak yapmak için İsviçre’nin Alp’lerine gideceğini söyler. Aslında yapılan şey, filmde yer alan bu sahne ve diyaloglarla Türkiye’deki büyük burjuvazinin nasıl yaşadığının resmi çizilerek seyircinin önüne konulmasıdır.

Sinemada zengin hayatlar bu şekilde yansıtılırken tiyatroda da “ Lüks Hayat” opretiyle İstanbul burjuvazisinin eğlence kültürü gözler önüne serilir. Oyunda söylenen şarkıın sözlerini Nazım Hikmet yazmıştır. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen şarkı, bugün bile bilinip söylenmektedir.

Özellikle 1950’li yıllardan sonra sinema, tiyatro,gündelik hayat,popüler kültür Batıdan gelen değerlerle(!) harmanlandı. TÜSİAD çevresinde toplanan burjuvazi, aynı Batılı ortakları gibi düşünüp, onlar gibi yaşıyordu.O dönemde yayımlanan gazetelere, “Ses”, “ Hayat”, ”Hey” gibi magazin dergilerine bakıldığında bunun örneklerini fazlasıyla görürüz. Doğunun ahlak, gelenek,görenek ve alışkanlıklarının büyük oranda destek bulup yaşandığı topluma, Batıda ne varsa getirilip servis edildi. Modern hayat çerçevesinde, yeme içme alışkanlıkları, moda, kültürel değerler, müzik, yaşam biçimi, düşünce kalıpları Türkiye’ye taşındı. Toplumca Rus Salatası diye bilinen salata bile, komünizm korkusundan mı, yeni efendiye yaranma isteğinden mi bilinmez bir çırpıda adı; Amerikan Salatası oluverdi. Her bir tarafta “Dallas”, “Teksas” gibi adlarla yeni yerler açıldı. Kadınlar mini etek giyerken, erkekler de Amerikan Traşıyla saçlarına biçim verdi. Toplumda, Doğunun düşünce ve yaşam tarzı ile Batıdan gelen yeni yaşam tarzı arasındaki farklılıklar tartışıldı, eleştirildi. Mizahçılar hiç durur mu, bu karşıtlık ve çelişkiden yararlanarak karikatür, öykü,tiyatro,sinema v.b. alanlarında sanat ürünleri ortaya koyuldular.

ABD, Türkiye’ye bir yandan “modern hayat”ı ihraç ederken diğer yandan da “Yeşil Kuşak Projesi” doğrultusunda dini tarikat ve cemaatlerin önünün açılarak elemanlarının devlet kurumlarına yerleştirilmesini dayatıyordu. Nitekim; Nurcu, Nakşibendi v.b. akımlar devlet eliyle beslenip, güçlendirildi. Dinci parti, vakıf,dernekler kurularak bu akımlara toplumsal taban yaratıldı. 12 Eylül 1980 Darbesi, Türkiye’nin büyük oranda dönüştürülmesinin de başlangıcı oldu. Darbeciler, “Zorunlu Din Dersini” uygulamaya koydular. Tarikat ve cemaatlere krediler verilerek parasal anlamda güçlendirildiler. Dinci cemaat ve vakıflara bankacılık alanında, ticari alanda büyük destek sağlandı. TÜSİAD’la birlikte MÜSİAD’ımız da oldu. 1960-1970’lı yıllarda Alman Emperyalizminin bir operasyonuyla “türban” denilen özel bir giysi kadınlarımızın başına oturuldu, moda haline getirildi. İmam Hatip Okulları yaygınlaştırıldı. Özellikle 80’li yıllardan sonra “laik”lerle “müslümanlar” arasındaki tartışmalar iyice kızıştı. AKP’nin iktidara taşımasıyla 2007’lerde “Laik Türkiye Cumhuriyeti” yıkılarak yerine ilan edilmemiş ve henüz adı konulmamış “ İslam Cumhuriyeti” kuruldu. Her yeni dönem ve iktidar, kendi zenginini yaratır. Geleneksel olarak iyi bildiğimiz Koç’ların, Sabancı’ların, Eczacıbaşı’ların yanına yeni yeni bidiğimiz, bilemediğimiz zenginler eklendi.Eski zenginlerin 70-80 yılda yarattıkları serveti, yeni türedi zenginler 10-15 yıl gibi kısa bir sürede yaratarak, eskilere fark attılar. Bir yanda “modern” yaşayan burjuvalarımız, diğer yanda “İslami”yaşayan burjuvalarımız var. Bununla birlikte para, servet, ihtişam, “bir lokma- bir hırka”, İslam,tevazu, emperyalizm, kapitalizm, küreselleşme gibi kavramlar olgular iç içe girdi ve ortalık toz duman oldu.

Zaman zaman tartışılıp küllenen, sonra yeniden alevlenen bir tartışma konumuz var. O da, son günlerde, İslamcı kesimin lüks yaşamı, savurganlığı… Yıllarca en keskin bir dille eleştirdikleri “Doğum Günü Partileri”, “Bekarlığa Veda Partileri”, “ Dansözlü Eğlenceler” gibi modern yaşam biçimleri kamuoyunun gündemine getirilip tartışıldı. Toplumun her kesimi, konuyla ilgili düşüncelerini dile getirdi.

En masum(!) bebek mevlidi böyle olursa; kız kıza eğlence de böyle oluyor:

Görüntüler, sosyal medyada paylaşılınca kızılca kıyamet koptu. İslamcı kesim, Bürütüs’den hançeri yemiş Sezar gibi haykırdı. Abdurrahman Dilipak, “Parti” değil “Party” adlı makalesinde AKP’nin geldiği noktayı değerlendirerek şunları yazdı:

…Parti değil Party’yi konuşacağız.Kadın, aile, cinsiyet eşitliği, gençlik, aile, fuhuş, uyuşturucu bağımlılığı, marka ve lüks tutkusu, Piercing, Tatto, Moda derken geldiğimiz noktayı yazacağım bugün. Bizim “Modern muhafazakarlar”’ın geldiği nokta dudaklarınızı uçuklatacak noktaya geldi. Ha! Unutmadan, artık su geçiren oje ve abdeste mani olmayan dudak boyalarımız var. Helal likör, bira, şarap ve şampanyalarımız da var. Yakında rakı, votka da çıkar. Tabii ki , onlar da “Helal” etiketli satışa sunulacak! Hani biz onlara benzemeyecektik!? Bakın siyasilerimiz, bürokrasimiz benzer bir akıl tutulması ve ahlak zafiyeti içinde. “Bebeğin Cinsiyetini Tahmin Partisi” diye bir parti duydunuz mu siz! Yok yok, en ilginci “After Umre Party”si! “ Umrah Celebraty” veya “Umrah Mubarak” gibi yapılan, geleneksel kutlama ziyaretleri, törenleri yapılır ama bunlar doğrudan “Party” dedikleri şey yapıyorlar…Eskiden Hac ve umreden dönenlerin evinde tebrik ziyaretleri olur, gelenlere tesbih ve seccade hediye edilirdi ama bu işin bir adabı olur. Rock müzik eşliğinde “Zikir party”si bile var artık: “Tarikat Dans Party”, “Yatta Happy Birthday Party” gibi rezaletler de yok değil. Hepsi “tesettürlü” tabii…

…Moda ve yaşama dair son trendler muhteşem! Ya hu, “çocuğum tuvaletini yapıyor party’si pastası” bile var. ‘Birileri keler deliğinden girse bizimkiler de peşinden gidecek’ diyorduk ya olan bu!. Sakal bırak, başörtüsü tak sonra da onlar ne yapıyorsa benzerini yap. Seremoni, ritüel, ikonolar hepsi aynı. Gay dergahlarına az kaldı. Gökkuşağı sarığı, çiçekli cübbesi ile kapıda bekliyorlar. Aşağılık kompleksi bizi mahvediyor. Gâvur aşığı bunlar…

…Kimi Lale devri sosyetesinin yaptıklarını “Osmanlı” zanneder, kimi mevlidleri bile “ Party’ye dönüştürür. Din, seremoni, ikonalara ve ritüellere mi boğdurulmaya çalışılıyor yoksa?!…


İlahi Dilipak,Osmanlı’da Lale Devri’nde Sadâbat’da yapılan eğlenceleri az çok bilirsin. Köşklerde yapılan şenliklerden de mutlaka haberin vardır. Lale bahçelerindeki eğlenceleri Lehistan’dan, Nemçe’den gelen “gavurlar” mı düzenledi? “Gay”lı, köçekli eğlenceleri ne çabuk unuttun! Lale Devri şairi Nedim’in şiirlerini yeniden okumanı tavsiye ederim. Nedim, o dönemin zevklerini, alışkanlıklarını, eğlence anlayışını şiirinde çok güzel anlatır. Osmanlı Sarayı ve çevresinin sefih yaşamı, bu günün Osmanlı savunucularını rahatsız etmektedir. Onlar, bu olguyu kabullenip savunma yerine, Dilipak’ın yaptığı gibi gizleme ve inkâr yolunu seçmektedirler.

Neyse, biz şimdilik Osmanlı’da ki eğlenceleri bir kenara koyarak günümüze bakalım. Dilipak, bizim yeni türedi zengin müslümanlardaki yozlaşmayı (!) eleştirirken yerden göğe kadar haklı. İslamcılar, “para/mal, kadın/fahşa, makam/güç” konularında o çok eleştirdikleri, “dünya hayatına kendilerini kaptıran” modernistleri geride bırakıp, fark attılar.

Aynı sağ cenahtan bu kez Star Gazetesi yazarı Sibel Eraslan, “ Görgüsüzlük Üzerine kötü Bir Sınav” başlıklı yazısında, “Bebek Mevlidi Videosu”nu ele alıp değerlendiriyor. Adı geçen videodaki kadının görgüsüzlüğünü anlattıktan sonra lâfı solculara getirip şöyle diyor:

…Kendini sol ve demokrat zanneden insanların bizim toplumumuzda mütemadiyen düştükleri politik körlük burada da işliyordu. 35 yaş altı rençlerin hangi sosyal, siyasi çevreden olurlarsa olsunlar, aynı sanal çöplükte dönüp dolandığını görmezden geliyorlardı. Başı örtülü kadınla alay edip, küfürlerini müslümana, İslam’a, boca edince rahatlıyorlardı. İş bitiyordu. Toplum? Boşver toplumu! Oysa sosyal medya ile ilgili en çarpıcı eleştirileri solcular yapıyor dünyada, bizimkilerin uyuduğuna bakmayın, bizimkilerin tek bildiği Müslüman dövmek…

…Bir de bu gerizekalı görüntülerin ‘İslamcılıkla, AK Partili olmakla’ ilgili olduğunu iddia eden muhafazakarlar vardı. Yaptıkları tam anlamıyla utanmazlıktı…

Sibel Hanım, yazının diğer bölümleriyle birlikte : “Ey! Solcular, laikler, başı açıklar, bizim de en az sizin kadar sanal çöplükte gezinmeye, o mekanları kullanmaya hakkımız var. Müslümanız diye bizi bu haktan mahrum edemezsiniz.” diyor. Sonra kendi tarafındakilerine dönüp: “Ne alakası var, bir kendini bilmez kadının yaptıklarıyla, Müslümanlığın…Hele hele rüküş, gösteriş budalası insanlardan yola çıkarak AK Parti’yi asla suçlayamazsınız! Utanmazlar!” diyor.Bu arada Abdurrahman Dilipak ve onun gibi düşünen ve ulu orta konuşan muhafazakarların da bir güzel ağzının payını vermiş(!) oluyor.

Türkiye’de İslami sermayenin güçlenmesi, Muhafazakar yaşam tarzını ve beraberinde “Muhafazakar Giyim”i yarattı. Bu alana yatırım yapan firmalar büyük cirolara eriştiler. Her yıl yenilenen giyim tarzları yapılan defilelerle kamuoyunun bilgisine sunuluyor. Albenisi yüksek, modern giyim tarzına yakın ve dikkati üstüne çeken giysiler, eleştiri konusu oldu. Yeni Şafak yazarı Fatma Barbarosoğlu, Kiğılı’nın düzenlediği “Tarz-ı Bahar” adlı defileyi: “Yiyin için, eğlenin. Hayat size güzel. Cenneti kazanan sizsiniz. Mutluluk en çok sizin hakkınız, diğerleri yani ölenler, yani savaştan kaçanlar sizin sorumluluğunuzda değil. Zaten sizi mutsuz edecek hiçbir haberi okumuyor, dünyada olan bitenler ile ilgilenmiyorsunuz.” diye eleştirmişti. Bu eleştiriye defilenin stil editörü Esra Seziş Kiğılı: “Namaz kıldığımı, Umreye gittiğimi, Suriyeli çocuklar için neler yaptığımı bilmiyorlar mı? Ben hakkıyla tesettürü yaşayamıyorum, çünkü gencim ve nefsim ancak bu kadarına izin veriyor” diye cevap vermişti.

Gördüğünüz gibi İslami kesimde şeytanın “Para/mal, kadın/fahşa, makam/güç” tuzaklarına kapılıp, “cehennem ehlinden” olanlarla daha henüz kapılmayanlar arasında kavga giderek büyüyor. “Süslümanlarla Müslümanlar birbirlerini ağır bir dille suçluyorlar. Kadının giyimi ve örtünmesi(!) üstünden büyük servetlere sahip olan tekstil firmalarıyla, kadının nasıl giyinip yaşayacağını dayatan dinci çevreler arasında tartışma giderek sertleşiyor. Thomson Reuters’in raporuna göre 2015 yılında dünyada, muhafazakar moda ve tesettür giyime 44 milyar dolar harcandığı belirtiliyor.Ortada bu kadar büyük bir pasta olunca dünyanın ünlü giyim firmaları da işin içine girip; “Biz de varız” dediler. Milyar dolarların ortada dolandığı, kazanılldığı bir pazarda, kadın ve onun giyim tarzı bir metadır. Alınır,satılır,paraya tahvil edilir…Bu pazarda din, sadece türbandaki süstür, motiftir. Türkiye’de paraya, iktidara sahip olanların maceralarını, yaptıklarını hep birlikte ulusça görüp,izliyoruz. Daha önceden paraya, iktidara sahip olan Arap ülkelerini, özellikle de petrol, doğalgaz yataklarına sahip olanların durumu daha da ilginç… Suudi Arabistan ve Körfez Ülkelerindeki lüks hayat, akıl almaz boyutta. Dünyada “en” le başlayan ne varsa onlarda var. “En pahalı otomobil”, “En yüksek gökdelen”, “En lüks yat”, “En satılmış yönetim”, “En çürümüş toplum”, En adaletsiz gelir dağılımı”, “En baskıcı, zalim diktatörlük” say sayabildiğin kadar, ne varsa hep Araplarda var.

  • fotokopi_hayatlar3
  • fotokopi_hayatlar4
  • fotokopi_hayatlar5

Bazılarının dediği gibi “Küreselleşme Çağı”nda yaşıyoruz. Emperyalizmin elindeki maddi, manevi silahlar eskiye nazaran çok daha büyük ve etkili. Haberleşme, kitle iletişim araçları, sosyal medya insanları derinden etkiliyor. İnsanlar ellerindeki akıllı telefonlarla belli merkezlere bağlanıp gönüllü olarak köleleşiyor. Paraya, iktidara,iletişim ağlarına sahip olan emperyalist güçler insanlığı tektipleştiriyor. Emperyalizm, aynı hamburgeri yedirip, aynı kolayı içirip, aynı filmi izletiyor. Aynı anda bütün dünyadaki insanlara, alış-veriş çılgınlıkları yaptırıp, aynı günleri kutlatıyor. “Anneler Günü”, “Babalar Günü”, “Cadılar Günü”, “Keller Günü” “Körler Günü”nü kutlayarak, üretilmiş ürünleri tüketerek mutlu(!) olunuyor. Emperyalist, kapitalist sistem; bize tüm dünyada aynı fotokopi hayatları yaşamamızı salık veriyor. Hırıstiyan’ı da, Müslüman’ı da, Budist’i de, Ateist’i de tek potaya atıp, eritiyor.

Sonuçta; kapitalizm içinde kalarak, onun nimetlerinden faydalanıp,onunla iş ortaklığına girenler bu sarmaldan kurtulamazlar. Türkiye’deki Müslümanların açmazı da budur. Gördüğüm kadarıyla olanların suçlusu olarak tek başına kişileri ve onların tek tek birbirinden soyutlanmış politikalarını hadef alıyorlar. “ Hata” yapan kişi ve “politikaların” ardındaki kapitalist sistemi görmüyorlar ya da görmek istemiyorlar. Böylesi bir siyasi körlük size bu dünyada da “cehennemi” yaşatır. Aslında dinlerin hiçbirisi, yaşanan döneme ilişkin tutarlı bir eleştiri ve önermede bulunamamıştır. Son yüzyılda, İslamdan hareketle kapitalizme karşı tutarlı bir görüş öne sürülememiştir. “Kapitalizme Karşı Tek yol İslam” diyenler,kısa zamanda holding sahipleri, yeşil dolar tutkunları olarak firavunlaştılar. Türkiye’den Malezya’ya, Pakistan’dan Fas’a bütün İslam ülkeleri aynı çelişkileri ve kaderi yaşıyor. Atatürk’ün dediği gibi:” Hayatta en gerçek yol gösterici ilimdir”. Akılcı, ulusal bağımsızlıktan yana, dinsel önyargılardan arınmış,laik demokratik halkçı bir yönetime sahip olmadan yukarıda belirtilen sıkıntılardan kurtulamayacağımız açıktır. Hayatın her alanının dinselleştirildiği ve Hilafete geçme hazırlıklarının yapıldığı bu günlerde dikkatli olunmalı ve Türk insanını Arap çöllerinde kırdırma niyetli emperyalist politikalara “Dur!” denilmelidir.

95 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

  69. Pingback:

  70. Pingback:

  71. Pingback:

  72. Pingback:

  73. Pingback:

  74. Pingback:

  75. Pingback:

  76. Pingback:

  77. Pingback:

  78. Pingback:

  79. Pingback:

  80. Pingback:

  81. Pingback:

  82. Pingback:

  83. Pingback:

  84. Pingback:

  85. Pingback:

  86. Pingback:

  87. Pingback:

  88. Pingback:

  89. Pingback:

  90. Pingback:

  91. Pingback:

  92. Pingback:

  93. Pingback:

  94. Pingback:

  95. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :