Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Mustafa Kemal’in Nesi Olsak Acaba?

Her gün hiç aksatmadan bazı gazetelerin köşe yazılarını okumaya gayret ediyorum.

Hiçbir fikrine katılmasam da günlük yazılarını takip ettiğim yazarlar var.

11 Kasım günü birçok yazar, Atatürk, Cumhuriyet, 10 Kasım törenleri konusunu işlemeye devam etmiş. Özellikle bu 10 Kasım törenlerine halkın yoğun olarak katılması, rejime muhalif olan yazarlara cesaret vermiş.

Sıra Cumhuriyet gazetesine gelince baktım üç kadın yazar; Zeynep Oral, Yazgülü Aldoğan ve Elçin Poyrazlar Atatürk’le ilgili yazı yazmışlar.

Gerçi Emre Kongar ve Olaylar ve Görüşler köşesinin yazarı da aynı konuyu işleseler de onların yazılarını değerlendirme dışında bırakıyorum.

Zeynep Oral, 10 Kasım törenlerinin devletin resmiyetinden kurtularak halkla buluşmasını, sivilleşmesini bir sloganla ifade etmiş.

Siyaset literatürümüze yeni bir slogan kazandırmış.

Zeynep Hanım, “Mustafa Kemal’in sivilleriyiz!” diyor.

Bizim bildiğimiz, Mustafa Kemaal’in askerleriyiz!” sloganı var. Bu slogan Gezi Eylemlerinde yüz binler tarafından atılıp benimsenmiş bir slogandır.

Her toplu eylemde Atatürkçü, Cumhuriyetçi insanlar bu sloganı atarlar.

Kitlelerin benimseyip attığı bu sloganı, bazı aklıevveller fazla “militarist” bulduklarını ifade ederek başka sloganlar üretmeye kalkıştılar.

Kemal Kılıçdaroğlu Mustafa Kemal’in askeri olmaya karşı çıkarak, “M. Kemal’in yurttaşlarıyız!” diye bir slogan uydurup, “Bundan sonra bu sloganı atacağız arkadaşlar!” dedi.

Dedi ama bu sloganı kendisinden başka kimse atmayınca unutuldu gitti.

Şimdi Kılıçdaroğlu’ndan sonra Zeynep Hanım yeni bir slogan üretti.

Mustafa Kemal’in sivilleriyiz!” diyor.

Kitleler tarafından beğenilip ortak olarak atılıp atılmayacağını zaman gösterecek.

Zeynep Hanım’a tescilli bu sloganın, CHP üst yönetimi tarafından da çok sevileceğini buradan hemen söyleyeyim. Özellikle Canan Kaftancıoğlu’nun bu sloganı her toplantıda en önce atacağına iddiaya bile girerim.

Zeynep Oral, yazısının içinde bir ara başlık oluşturup, “Biz Kimiz?” diye sorup arkasından da yanıtını sıralamış.

Bir kadın olarak haykırıp “Mustafa Kemal’in sivili” olarak şunları söylüyor:

… Biz kim miyiz? Cehalete, kötülüğe, ihanete, yalana, talana karşı savaşmaktan asla vazgeçmeyenleriz.

Kadın erkek eşitliğine ve Cumhuriyetin bir kadın devrimi olduğunun bilincinde kadın ve erkekleriz. Kadınların her gün vahşice öldürüldüğü bir ortamda ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ diyenleriz. Anayasaya saygımız olduğu için de bunu yok saymaya kimsenin yetkisi olmadığını bilenleriz.

Laiklik ve hukuk devleti kavramlarının gerçek değerlerine dönüştürmek için seferberlik ilan edenleriz….

Zeynep Oral’ın yazısı bu çerçevede akıp gidiyor.

Sayın yazarın bu dediği şeyler için “Atatürk’ün sivili” olmasına gerek yok!

Her hangi bir demokrat bunları söyleyebilir ve nitekim söylüyorlar da.

Her akşam televizyona çıkan kadrolu tartışmacılar Kemalist olmadıklarını söyleyerek bu fikirleri savunuyorlar.

Zeynep Hanım, niye illâ Atatürk’ün bir şeyleri olmak için çırpınıp duruyor anlamış (!) değilim.

İkinci yazarımız Yazgülü Aldoğan da yazısında laikliğe ve kadınların kazınımlarına değinmiş.

Üçüncü yazarımız Elçin Poyrazlar, AKP iktidarı döneminde yapılan uygulamalardan örnekler vererek halkın yeni bir arayış içine girdiğini, “Kuruluşun temelini oluşturan Cumhuriyet ütopyasını yeniden yakalamak” gerektiğini belirtiyor.

Kuruluşun temelini oluşturan Cumhuriyet ütopyası” diye konuyla hiç ilgisi olmayan kişisel düşüncelerini sıralıyor.

Adlarını verdiğim üç köşe yazarının yazılarını okuyup bitirdiğimde Atatürkçülüğün eksik ve yanlış biçimde savunulduğunu gördüm.

Öne çıkarılıp savunulan görüşler kısaca kadın hakları ve laiklik.

Kadın haklarını ve laikliği savunmak için sizin Atatürkçü olmanıza gerek yok!

Tüsiad gibi Atatürkçü olmadan da bu konulara yazılarınızda yer verebilirsiniz.

Atatürkçü bir yazar olmak için kadın hakları ve laikliğin yanında çok daha fazlasını savunmak gerekir.

Medyada, politik mücadelede bazı kişiler Atatürkçülüğün sağını solunu budayarak, Atatürk’ün görüşlerinin çoğunu yadsıyarak Atatürkçülük(!) yapıyorlar.

Sözüm bu davranış içinde olanlara…

Niye hiç benimsemediğiniz halde Atatürkçü gibi görünmek istiyorsunuz?

Atatürk’ü rahat bırakıp kendi siyasal düşünceleriniz temelinde ortaya çıkmıyorsunuz?

“Atatürk; Saltanatı kaldırdı, kadın hakları, laiklik gibi olumlu olumlu işler yaptıysa da milliyetçiliği ırkçı özellikler barındırdığı gibi bu anlayıştan hareketle Kürtlere zulüm uyguladı, tekçi bir ulus devlet kurdu.” gibi fikirleri açık açık öne sürüp niye savunmuyorsunuz?

Bunları söylediğinizde Ahmet Altanların, Oya Baydarların, Hasan Cemallerin yanına giderek iflah olmaz bir liboşa dönüşürüm diye mi korkuyorsunuz?

Son 50 – 60 yıllık siyasal çatışmaların sonunda 2. Cumhuriyetçilik de, NATO milliyetçiliği de, dinci bağnazlık da, emperyalizmle uyumlu çakma solculuk da, bölücü etnik milliyetçilik de yıkıldı.

Bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasal, toplumsal projesi ayakta kaldı.

Kitleleri birleştiren, ortak değer Atatürkçülük kaldı.

Bu durum karşısında yukarıda adlarını sıraladığım görüş sahipleri yüzlerine birer Atatürk maskesi takıp ortaya çıktılar.

Maskeli Atatürkçüleri görüyorum.

O kadar çoklar ki…

Bir yandan bu 10 Kasım’da milyonlarca insanın Ata’sına sahip çıkmasına sevinirken diğer yandan da aydınlar içinde samimi Atatürkçülerin çok az olduğunu görerek, gelecek açısından üzülüyorum.

Bir Yorum

Cevap Ver

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :