Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Demirtaş’ın Mektubu

HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Fox TV’ye bir mektup göndermiş. Konu, Fox Televizyonu’ndan ayrılarak Halk TV’ye geçen İsmail Küçükkaya’nın gittiği yerde taşları yerinden oynatıp ortalığı karıştırması falan falan değil.

Malum yakında cumhurbaşkanlığı seçimi var.

Bu seçimde yenilen tarafı acı dolu günler bekliyor.

O yüzden taraflar işi sıkı tutarak kazanmak için her türlü seçeneği masaya yatırarak hamleler yapıyorlar.

Siyasetin kotarılması bir bakıma satranç oyununa benzer.

Siyasetin gerçek dünyasında; piyonlar, vezirler, kaleler, filler ve en önemlisi şahlar vardır.

Şah, çakalların eline düşerse yenildin demektir.

İki cepheye bölünmüş siyaset satrancında hamle üstüne hamle yapılıyor.

Karşı tarafın şahını yakından tanıyoruz. Yirmi yıldır ensemizde boza pişiriyor. 2023, 2053, 2073 diye tarihler verdiğine göre Osmanlı hanedanı gibi sülalesi de bu milletin başında en az 800 sene kalacak demektir.

Bu yüzden seçimin nasıl sonuçlanacağı her iki taraf için de çok önemli olduğu görülüyor.

Aritmetik toplamda HDP’nin vereceği oylar Cumhurbaşkanını belirleyecek.

HDP, sıradan bir parti değil.

Ayrılıkçı bir Kürt partisi…

Geçen aylarda Demirtaş, “Biz Türkiye partisi olmalıyız.” dedi.

Demek ki yüz yıldan beri – kendi deyimleriyle – Türkiyelileşmeyi becerememişler.

Her 24 Nisan’da “Ermenileri soykırıma uğrattınız, özür dileyin, kirli tarihinizle yüzleşin.” diyerek parmak sallayıp duruyorlar.

Onlar, Cumhuriyet değerlerine çok uzak oldukları gibi gibi Orta Doğu’da çağdaş bir ulus devletin Türkler tarafından kurulmasına ve aydınlanmacı felsefesine karşılar. Öcalan, İmralı’da kendisini ziyarete gelen HDP liderlerine Batılı ülkeleri ima ederek “Orta Doğu’da bir ulus devletin kurulmasına müsaade etmezler.” diyordu. Şimdi ise yeni bir anayasa yazma peşindeler. AKP’den HDP’sine kadar tüm partiler, etnik ve mezhep temelli bir anayasayı topluma dayatıyorlar. Böyle bir anayasa; halka demokrasi ve özgürlük getirmediği gibi toplumda var olan farklılıkları da derinleştirerek çatışmaya uygun ortam hazırlar. Örnek olarak Irak önümüzde duruyor. İşgalci Amerikalılar özellikle sünni, şii ve Kürt ekseninde bölünmeyi anayasaya yerleştirdiler. Şimdi Irak’lı insanların birbirlerini boğazlamalarını keyifle izliyorlar. Türkiye’de de Irak’daki gibi bir anayasayı savunanlar, hangi partiden olurlarsa olsunlar tarihi olarak gerici oldukları gibi aynı zamanda emperyalizmin ve siyonizmin maşasıdırlar.

HDP’nin siyasal gündeminde sadece demokrasi var.

Şu demokrasi denilen şey nerede yaşar, nerelere uğrar bilinmez. Yüz yıldan beri bizim memlekete uğramamış. Gerçi başka ülkelerde de yaşayıp yaşamadığını bilen yok. Aynı Zümrüdüanka kuşu gibi bir şey. Kendisini gören, bilen, varlığını yaşamında hisseden yok ama herkes onun tüm özelliklerini ballandıra ballandıra anlatıyor.

Demokrasi denilen kavrama takılıp kalmaya hiç gerek yok. Batı ülkelerinde olduğu öne sürülen demokrasinin sırları Amerika’da yapılan son seçimden sonra döküldü. Demokrasinin mabedi bir boynuz darbesiyle yerle bir oldu.

Demirtaş, “Geçen yüzyılda olmadı olmadı ama en azından bu yüzyılda Cumhuriyeti gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırarak yolumuza devam edelim.” diyor ve sonrasında aynı “Ben Kalender Meşrebim” kantosunda olduğu gibi gönlünden geçen demokrasi güzelini tarif ediyor.

Kantoda ne diyordu?

Ben kalender meşrebim 
Güzel çirkin aramam
Gönlüme bir eğlence isterim olsun

Dideleri şahbaz
Gerdanı beyaz
Biraz da tombul olsun

Kaşları da kare olur ise olsun
Yanağında bir beni mutlaka olsun
Yanakları parlakça
Cilvesi bolca
Biraz da nazlı olsun...

Kantodaki erkek, sahte bir alçak gönüllülükle “Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam.” diyerek ardı arkası gelmeyen isteklerini sıralıyor. Bizim Demirtaş’tan ise kalendelik beklemek eskilerin deyimiyle nafile bir çabadır. O isteklerini karşı tarafa deyim yerindeyse, dayatıyor. Öyle bir aday tanımı yapıyor ki evlere şenlik, gören, bilen varsa bir adım öne çıksın. Ben böyle bir şahsiyeti Türkiye’nin siyaset pazarında ne gördüm ne de duydum.

Şöyle diyor Demirtaş:

…Bunun için adayın, bunca kutuplaştırılmış toplumun tüm farklılıklarını kucaklayabilecek olgunlukta ve demokratik bir anlayışta olması gerekir. Daha adayken bile herkesin cumhurbaşkanı olabileceğini gösterecek yetkinliğe, birikime sahip olması da önemlidir. Ayrıca nasıl bir kadroyla, hangi somut projelerle sorunları çözeceklerini sade bir şekilde halka anlatabilecek, rakipleriyle polemiğe girmek yerine sürekli toplumla konuşabilecek ferasete sahip, sinirleri de sağlam biri olmalıdır.

Bu sıralanan özelliklerin çeyreğini bile üstünde taşıyan bir aday var mı?

Yok.

Demirtaş adaylar içinde “saz çalan biri” diyerek kendini de sayıyor. Kendisi de dahil olmak üzere böyle bir aday Türkiye’de yok.

Sistemli bir biçimde ayrıştırılmış, bölünmüş bir toplumdan “herkesin cumhurbaşkanı” çıkmaz. “Herkesi kucaklayacak bir cumhurbaşkanı” da olmaz.

Demirtaş’ın söylediklerinin Türkiye gerçekliği ile yakından uzaktan bir ilgisi olmadığı gibi hoş ama boş laflardır.

Selo’nun isteklerinin bu özelliklerle sınırlı olduğunu sanıyorsanız fena halde yanıldığınızı buradan söylerim.

Turbun büyüğü heybede…

Selo ne düşündüğünü, ne istediğini bizlere net bir biçimde sunuyor. Mantığını ve içinde var olan gericiliği iyi görmek için alıntıyı biraz uzun tutuyorum. Hazret şöyle diyor:

…Eğer cumhuriyetin ikinci yüzyılını gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırıp birlik içinde yolumuza devam edeceksek ortak aday kolektif çalışmaya, ortak akla önem vermeli, geçiş sürecini başarıyla yönetebilecek deneyime sahip olmalıdır. Geçen yüz yılın hatalarından dersler çıkarabilmeli, değişime açık ve cesur olmalı, helalleşme, yüzleşme, hesaplaşma dengesini iyi tutturmalıdır.

Kadınların eşitliği, emekçilerin alın teri, çevre hakları, özgürlükçü laiklik gibi konularda duyarlı ve bilinçli olmalı; kimlik, inanç ve dil hakları gibi kolektif haklar konusunda demokratik çözüm perspektifi sunabilmelidir.

İkinci yüzyıla girerken ezberletilmiş resmi kalıpları, şablonları yıkma cesaretini göstererek cumhuriyeti bu defa alttan, tabanlarından halkla birlikte inşa etme anlayışına sahip ve buna açık omalıdır. Son yirmi yılın değil, son yüzyılın bütün yaralarını sarabilecek somut bir programla toplumun karşısına çıkmalı ve inandırıcı olmalıdır.

Selahattin Demirtaş, Türkler geçen yüzyılda kendi ulus devletlerini kurarak çok büyük bir hata yaptılar. Buna hata bile denmez düpedüz faşist olarak kendilerinin dışında kalanlara zulüm uyguladılar. Soykırım yaptılar. Ortak adayımız eskisi gibi faşist olan Kemalizme özenmeden eskisini mahkum ederek geçmişle hesaplaşmalıdır diyor. Yalnız bu hesaplaşmayı yaparken “kerizleri” uyandırmadan, fazla rencide etmeden yapılmalıdır. Atatürk gibi tarihi şahsiyetleri geçmişe gömerek etnik, dini farklılıkları derinleştirerek her etnik topluluğa anadilde eğitim hakkı verilmelidir. Şeriatçıların, cemaatlerin, tarikatların, melelerin kazanılmış haklarına dokunmadan ve aynı zamanda onlara saygılı olan “özgürlükçü laikliğin”getirilmesi gerektiğini savunuyor. Mektupta dile getirilen; laiklik, kadın hakları, alın teri, çevre hakları gibi kavramlar, aydınlanmış ve belli bir siyasi olgunluğa ulaşmış kitleleri avlamaya yönelik tuzak yemlerdir.

Bizim solcuların, bazı Atatürkçülerin tarihi en büyük yanılgısı, HDP’yi ilerici, devrimci bir parti olarak görmeleridir.

HDP ve onun temsil ettiği siyasi hareketin programı da eylemi de karşı devrimcidir. O emperyalizmin ve siyonizmin Türkiye’deki Truva atıdır.

Demirtaş, Cumhuriyeti tümüyle reddederek onun yalan üzerine, tavanda kurulduğunu iddia ediyor. Bu Cumhuriyet kanla, gözyaşıyla, işgalcilere ve içteki ihanete karşı verilen savaşla, tabandan kuruldu.

Uzun lafın kısası Selo, “ Kürdistan’ın tapusunu bize verin, verdiğinizi de yedi cihana duyurun ve bunun için gerekli olan adımları atın , biz de size seçimlerde oy verelim.” diyor.

Demirtaş’ın mektubu ve daha önce kamuoyuna gönderdiği mesajların hiçbiri eleştirilmiyor. Aksine olumlu düşünceler denilerek destekleniyor. Adam “ezberletilmiş resmi kalıpları, şablonları yıkalım” diyerek cumhuriyete, Atatürk’e hakaret ediyor, Atatürk maskesi takmış çakma solcular tarafından alkışlanıyor. Bu mektupta dile getirilen düşüncelerin, altılı masa liderleri tarafından da benimsendiğini görüyoruz. Davutoğlu, Babacan ve Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda topluma verdikleri mesajlarda öne sürdükleri düşünceleri Demirtaş’nı görüşleriyle birebir örtüşüyor.

Son günlerde padişah Vahdettin üzerinden bir tartışma hız kesmeden devam ediyor.

Türkiye’deki dinci gericiliğin diline dolayıp sürekli eleştiri konusu yaptıkları şey, Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’tür.

Bütün çabalarına rağmen toplumdaki Atatürk sevgisini ve Cumhuriyet değerlerine sahiplenmeyi bir türlü yıkamadılar.

Atatürk ve Cumhuriyet’e en az dinciler kadar düşman olan diğer bir çevre de Kürtçü bölücülüktür.

Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine saldırı, dinci yobazlardan geldiğinde hop oturup kalkan çevreler, aynı nitelikte bir saldırı Kürtçü çevrelerden geldiğinde susup görmezden geliyorlar.

Son günlerde AKP çevresinden Atatürk’e ve Türk Devrimine yapılan saldırılarla Demirtaş’ın söyledikleri arasında en ufak bir fark yoktur.

Her iki çevre de Atatürk’e ve Kurtuluş Savaşı’na karşı olduklarını her fırsatta dile getiriyorlar.

Bizim şaşkın solcular, Atatürkçüler birini düşman ilan ederlerken diğerini baş tacı ediyorlar. Türkiye’de etnik ve dini ayrışmayı destekleyen Batılı çevreler, ayrılıkçı Kürt siyasal hareketine her türlü maddi manevi desteği sunuyorlar. Ülkedeki sağ, sol, liberal, dinci medyada sürekli olarak etnik ve dini ayrışma kutsanıyor ve bölünmüşlük üstünden toplum şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu durum bize Türkiye’deki solculuğun, Atatürkçülüğün ve diğer siyasal hareketlerin emperyalizmin ve siyonizmin tümüyle kontrolünde olduğunu gösteriyor.

Yirmi yıldır dinci gericiliğin yönetiminde bunalan kitlelere umut olarak altılı masanın çakma kahramanları sunuluyor.

Altılı masa, bula bula en güzel örnek anayasa olarak 1921 Anayasası’nı bulup övmüşlerdi. Türkiye’de yapılmış diğer anayasaları mahkum etmişlerdi. Şavaş koşullarında yazılmış ve o döneme özgü olan anayasa Kurtuluş Savaşı bitiminde ortadan kaldırıldı.

Devrimin özüne uygun bir anayasa Atatürk döneminde uygulandı.

Bizim altılı masa liderlerine bakılacak olursa bu anayasalar kusurlu ve üstten ikameci… Bir de bir etnik guruba – Türk ulusuna- ait olduğu için ırkçı özellikleri içinde barındırıyormuş.

Cumhur İttifakı da, Millet İttifakı da Atatürk’le kavga edip Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

Şu iyice bilinmelidir ki; Atatürk’le, Cumhuriyetle kavgalı olanların bu halka kölelikten ve dağılmadan başka verecekleri bir şey yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :