Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Köpek Üzerinden Türk’e Sövmek

Sarıyer Belediyesi’nin her ay çıkardığı “Kent Kültürü ve Yaşam Dergisi, Yeşil Martı ‘nın Temmuz 2018 sayısında Cezmi Ersöz’ün yazdığı, “ Türk’ün Köpeklerle İmtihanı” başlıklı yazısını dergiyi elime aldığımda merakla bir solukta okudum. Yazıyı okuyup bitirdiğimde de konuyla ilgili düşüncelerimi belirtme gereği duydum.

Bilindiği üzere; binlerce yıl önce evcilleşen köpek,tarım ve çoban toplumlarının önemli bir yardımcısıydı. Üretim sürecinde, günlük yaşamda, insanlarla olan dostluğunun yanında sayısız faydalar sağladığından korunup kollandı.Türklerin müslüman olmadan önce de müslüman olduktan sonra da köpekle bir sorunu olmadı. Metin And, Yapı Kredi Yayınlarından Çıkan; “16. Yüzyılda İstanbul (Kent-Saray-Günlük Yaşam) adlı kitabında; Busbec, Wratislaw, Vıage, Gerlach gibi gezginlerin kitaplarından alıntılar yaparak, Türklerin kedi, köpek gibi sokak hayvanlarına iyi davranıp, onları beslediklerini, kötü davranışlara engel olduklarını uzun uzun örnekleriyle anlatır.Merak edip, ilgilenenler Metin And’ın bu eserinden yararlanabilirler.


Ne oldu da Türkler, binlerce yıl “ Barış İçinde Bir Arada” yaşadıkları köpeğe karşı, 19.yüzyılda içine şeytan girmiş keşiş gibi kötü davranmaya başladılar. Bence bunun sırrını; kontrolsüzce büyüyen kentte, giderek günlük hayatın zorluklarının dayanılmaz hâle gelmesinde, sömürgecilikle gelişen kapitalizmin Osmanlı’yı dağıtma sürecine sokmasında aramak gerekir. Osmanlı 19. Yüzyılda büyük toprak kayıplarına uğradı. Türkler, Balkanlardan çekiliş sürecinde milyonlarca insanını göç yollarında yitirdi.Sağ kalan on binlerce insan yalınayak başıkabak İstanbul’a yığıldı. Ekonomisi Düyun-Umumi’ye teslim olan Osmanlı, batılıların müdahalesiyle bir de “köpek” sorunuyla uğraşmak zorunda kalmıştı. Bab-ı Ali’de üst seviyedeki bütün bürokratların tayini İngiliz Elçisi’nin tavseyeleriyle gerçekleşiyordu. Osmanlı paşaları ya İngilizci, Fransızcı, Almancı ya da Rusçuydu.Yeşilköy’e kadar gelen Rus Ordusu’nun çekilmesi için İngiltere araya girip yaptıkları “yardımların” karşılığı olarak da Kıbrıs elden gidiyordu.

Kimya, parfüm sanayinde köpekleri “ham madde” olarak kullanan Fransızlar, kendi ülkelerindeki köpeklerin soyunu kurutunca 1910’larda İstanbul’un köpeklerine müşteri olmuşlardı. Sokaklardan toplanıp mavnalara yüklenen köpekler, Fransızların son anda anlaşmayı tek taraflı bozunca, “çaresiz kalan” Osmanlı yönetimi tarafından adaya götürülerek ölüme terkedildiler. Sayın Cezmi Ersöz, köpeklerin adadaki ölüm sürecini uzun uzun anlatıp, “İttiat-Terakki zihniyetini” teşhir ederken, olayın suç ortağı, aynı derecedeki sorumlusu Fransızlar hakkında tek kelime olumsuz laf etmiyor her nedense? Bir tarihsel olay, kişi, durum, o çağın özellikleri,üretim ve insan ilişkileri,çevre coğrafya açısından değerlendirilip yorumlanmalıdır.Bugünün üretim ilişkileri üzerinden yükselen toplumsal değerlerle düne bakma özen ve dikkat ister. İnsan bilerek ya da bilmeden yanlışa düşer yoksa.

Batı Uygarlığının temeli sayılan Yunan ve Roma Medeniyetlerinde, arenalarda zevk için, eğlence için on binlerce insan katledildi. Roma’da Collesseum’un açılışında 9 bin “vahşi” hayvanın katledildiğini tarihçiler yazıyor. Bu kanlı zevk uğruna Kuzey Afrika’da aslan, kaplan gibi hayvanların kökü kazınmıştı. Yine Avrupa’da son yıllara kadar Bulgaristan, Romanya gibi birçok ülkede kürk yapımı için kedi, köpek katliamları yapılıyordu.Bugün Avrupa’ya gidenler sokaklarda kedi, köpek gibi sokak hayvanlarını göremeyince Batı Medeniyetini kutsarken, bizi de en olumsuz sıfatlarla suçlamaktadırlar.

Acaba gerçek söylenildiği gibi mi?
Elde edilen kaynaklara göre Avrupa’da yaklaşık 300 milyon ev hayvanı besleniyor. Ev. hayvanlarının dışında kalan hayvanlar barınaklarda tutulmaktadırlar. AB Yasalarında sokak köpekleri konusunda kesin hükümler yoktur. Her ülke kendi koşullarına göre alır. Barınaklarda toplanan hayvanlar bazı ülkelerde ölüme terkedilirken bazılarında da ölümlerine dek bakılmaktadır. Prof. Dr. Tamer Dodurka’nın belirttiğine göre, İngiltere’de 2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre öldürülen sahipsiz köpeklerin sayısı yüz bin civarındadır.

Ukalla Hayvan.com – 26.08.2018:

…barınaklarda tutulan hayvanlar bazı ülkelerde 2 ay, bazı ülkelerde 15 gün, bazı ülkelerde ise 7, evet sadece yedi gün gibi bir süre sonunda sahiplendirilmezlerse öldürülüyorlar. Bu hayvanların oranı % 70-99 gibi bir aralıktaseyrediyor. ABD’de her yıl 3-4 milyon kedi ve köpek barınaklarda öldürülüyor. Bunların 2,4 milyonu (% 80) sağlıklı tedavi edilebilir ve evde yaşamaya uyum sağlayabilir nitelikte. Belçika’da her yıl 10 bin kedi öldürülüyor, (sokakta yaşayan kedilerin 1/3’ü), Fransa’da her yıl barınaklarda kedilerin % 80’i (yaklaşık 30000) öldürülüyor. Konuyla ilgili kısa bir araştırma yapıldığında;

Euronews:

2012 Yılı Avrupa Şampiyonası’nda Ukrayna’da Kiev yönetiminin şampiyona öncesi köpek katliamı…

BBC News Türkçe – 19. 09. 2013:

Romanya’da 65 bin köpeğin itlafına onay verildi.

Halk Tv.com – 25 Ocak 2018:

Rusya’da Dünya Kupası öncesinde ihaleyi alan şirketler köpekleri topluca itlaf ediyorlar.

Mini Pati (Evcil Hayvanları Sahiplendirme Sitesi- 26 Aralık 2007:

Çin ve Güneydoğu Asya’da yılda 2 milyon kedi ve köpek öldürülüyor.

Bu gibi haberlerin yazılı ve görsel medyada yer aldığı görülüyor. Köpek katliamı dün olduğu gibi ne yazık ki bugünde sürmektedir. Tarihin bir döneminden hareket ederek, Türkler “köpek katliamcılığla” suçlanırken diğer toplumların aynı konudaki suçları her nedense görmemezlikten geliniyor.

Fransa’dan bir sokak fotoğrafı…

Bu çifte standart niye?
Türkler köpek sınavında sınıfta kaldılar da, Araplar, Fransızlar, Ruslar, İngilizler ( listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) yüzlerinin akıyla sınıf mı geçtiler? Fransız yazarlar; Robert Gillon, Piyer Loti uzun uzun acıklı cümlelerle Osmanlı’nın köpeklerini anlatırlarken, Fransızların köpeklere yaptıkları zulmü niye anlatmazlar? Niye köpekler adına adil davranmazlar? Ama ne yazıkki Batı aydınının çoğu, Doğu’ya bakarken gözleri şaşıdır. Aklı ön yargılıdır.

Olanı görmez, gördüğünü çarpıtarak anlatır. Nazım Hikmet’in Piyer Loti Şiiri batının bu iki yüzlü tutumuna, sömürgeciliğe karşı haykırıştır.Konu ile ilgili İnternet’te yaptığım araştırmada onlarca sitede 1910’daki olaydan hareket ederek, zavallı Türk’ün bol bol dövüldüğünü gördüm. Aydınlanma, modernleşme sürecine giren Osmanlı’da “İttihat-Terakki zihniyeti”nin, “Ermeni Soykırımı’ öncesi köpek katliamı yaparak deneyim edindikleri yazılmış, çizilmiş. “ Kemalist yönetim altında süren hayvan hakları ihlallerinin bu çarpık zihniyetin ürünü” olduğu gibi zeka yoksunu art niyetli tespitler yapılıyor.İşin ilginç yanı; tarihçisinden, komünistine, islamcısından, liberaline, hayvan hakları koruyucusundan, etnik milliyetçisine kadar aynı referanslarla hareket etmeleri…Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Belediye Başkanları ve devlet yöneticilerinin köpek düşmanı tutumlarını; “ Evet bu korkunç olaydan sonra Türk’ün köpekle imtihanı çok acı olaylarla devam etmiş, ediyor” diyen Cezmi Ersöz genellemede bulunarak açıkça Türk düşmanlığı yapmaktadır.Bilindiği gibi son yıllarda kuş gribi hastalığı bahane edilerek kırsal kesimdeki köylünün elinden tavuklar toplanarak, yüz binlerce tavuk yakılarak yok edilmişti.
Kümes hayvanları neden yok edildi?

Yetkili ağızların belirttiği üzere; Halkımızın sağlığını koruma-kollama isteği, duyarlılığı mı? Kapitalist pazarda tüketicileri piliç holdinglerinin vazgeçilmez müşterileri haline getirme niyeti mi? AB Kriterleri doğrultusunda kırsal bölgede yaşayan nüfusu aç bırakarak, kente göç ettirerek, kırsal kesimi % 5’e indirme vaadi mi etkili oldu? Sonuçta, hangi nedenle olursa olsun, bu işin ceremesini istenmeyen biçimde tavuklar ve köylüler çekti. Bu olaydan hareketle adı katliamcıya çıkmış, bunu alışkanlık haline getirmiş, her zaman yaptığı gibi tavukları da katlederek suçlarını katlayarak arttıran Türk’e mi faturayı keseceğiz yoksa? Köpek olayında Türk’ü suçlayanlar, tavukta da hiç zorlanmazlar her halde?
Sonuç olarak; sözü fazla uzatmadan söyleyecek olursak;

“…bu gidişle Türk’ün köpeklerle imtihanı hiç bitmeyecek gibi..” gören Cezmi Ersöz’ün korkarım ki Türk düşmanlığı hiç bitmeyecek gibi görünüyor.
Yüce Tanrı, Türk Edebiyatını böylesi yazarlardan korusun!

YAZIYLA İLGİLİ NOT: “ Köpek Üzerinden Türk’e Sövmek” yazısını Belediyedeki dergi bürosuna götürüp oradaki yetkili kişiye düşüncelerimi açıklayarak yazımın aynı dergide yayınlanmasını talep ettim. İlgili şahıs,” Siz yazıyı bırakın, biz Yayın Kurulu’nda durumu değerlendiririz” deyince, telefon numaramı yazarak verdim.Yayın Kurulu’ndan olumsuz bir karar çıkması halinde bunun gerekçelerinin tarafıma bildirilmesini özellikle belirttim. Görevli: “Tabii tabi döneriz,sizi mutlaka ararız.” demesine ve yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen yazım yayımlanmadığı gibi, telefonla bir açıklama da gelmedi. Yazımı yayımlamayan Yayın Kurulu, aynı Cezmi Ersöz gibi düşünüyor sanırım.

68 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :