Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Biden’in Kurşun Askerleri – II

Bizim sosyalistlerimizin durumunu en iyi ifade eden bir söz var. Eski medrese eğitiminde grameri içeren Bina” dersinde başarılı olamayan bir üst aşamaya geçemezdi. Bina’da başarılı olup da üst aşamaya geçenler hata yaptıklarında yeniden Bina okumaya mecbur edilirdi. Böyle öğrencileri ifade etmek için, “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” denirdi.

“Ermeni Soykırımı” konusunda solcularımız da her yıl aynı şeyleri tekrar edip dönüp dönüp yine okuyorlar. Liberaller ise bazen farklı sesler de çıkarabiliyorlar.

Artı Gerçek’te yazan Baskın Oran, bu yıl alışılmış ezberlerin dışında farklı şeyler söyledi.

29 Nisan 2021 de “İmparatorluk’ta Millet-i Sadıka, Ulus – devlette Muhalefet-i Sadıka” başlıklı yazıda şöyle dedi:

…1847’den önce ‘Ermeni meselesi’ diye bir şey yoktu. İstanbul’daki cemaat zaten Saray’a tamamen entegreydi. Doğu’daki Ermeniler (çiftçi, zanaatkar, tüccar) ise, devlete verdikleri vergilerin yanı sıra yerel Kürt beylerine ödedikleri yıllık haraçlar sayesinde çalışıyor ve yaşıyorlardı. 1839 Tanzimat’la Müslüman- Gayrımüslim eşitliği ilan edildi. Buna inanan Hakkari’deki Nasturiler(Süryanilerin bir kolu) haraç ödemeyi durdurunca, bölgenin hakimi Bedirhan Bey onları 1843 ve 46’da, Ezidileri de 1844’te kesip biçti, kiliselerini tahrip etti. Emperyalistlerin müdahalesi sonucu Babıali’nin mecbur kalıp devreye girmesi üzerine Bedirhan Bey’in başlattığı isyan 1847’de bastırıldı ve kendisi Sultan Abdülmecid tarafından Girit’e sürüldü…

Ne diyor Baskın Oran; Güney Doğu’da Nasturileri sonra da Ezidileri kesip biçen, kiliseleri yıkan, Ermenileri haraca bağlayıp soyanlar Kürtlerdir.

Hani Türkler yapmıştı?

Baskın Oran, sayı vermemiş. Sayıyı biz verelim.

10.000(on bin)’den fazla Nasturi, Keldani ve Süryani Hiristiyan’in, Bedirhan’in komutasındaki Kürtler tarafından öldürüldüğünü, pek çok kaynak teyit etmektedir. Kürt yazarları ise nedense bu vahşetin kurbanlarının sayısını hep gizli tutarlar. Örneğin M. Kalman, yukarıda yer verdiğimiz sözlerinde; bu soykırımı, ‘birçok kişiyi katlederler’ diyerek basit bir vak’a şeklinde görüp, gerçeği saklamaya çalışmaktadır…

Mezopotamya’da Hristiyan Katliamı – www.suryaniler.com

Baskın Oran, yazısının sonuna doğru, “…1878 Ayastefenos’un yerine geçirilen Berlin Anlaşması şöyle diyordu: ‘Ermenilerin oturdukları vilayetlerde Babıali derhal ıslahat yapmayı ve Çerkeslere ve Kürtlere karşı Ermenilerin güvenliğini sağlamayı taahhüt eder.’ Ayastefenos’ta Rusya’ya sorumlu olan Babıali artık ‘Büyük Devletler’e sorumlu olacaktı…” diyor.

1880 yılına kadar Nasturi, Keldani, Süryani ve Ermenilere baskı, kıyım, katliam yapıp mallarına el koyanların Kürtlerin ve Çerkezlerin olduğunu Berlin Anlaşması da teyit ediyor.

Bu yıl “Ermeni Soykırımı” tartışmalarına Taner Akçam damgasını vurdu. Yazdıklarıyla, konuşmalarıyla ses getirdi. Taner Akçam’ı tanımayanlar olabilir. Kendisi hakkında kısaca bilgi vereyim.

Akçam, Kars doğumlu olup 1980 öncesinin önemli sol örgütlerinden Dev-Yol’un çıkardığı Devrimci Gençlik dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü iken 10 yıla yakın cezaya mahkum oldu. Kaldığı Ankara Merkez Cezaevi’nden kaçarak Almanya’ya gitti. Akademik çalışmalar yürüterek profesörlüğe kadar yükseldi. Ermeni sorunları konusunda çeşitli kitapları var.

Akçam’ın Alman devleti ile ve Amerikan düşünce kuruluşları ile arası gördüğümüz kadarıyla çok iyi. Aralarından su sızmıyor. Sayın profesörümüz, yüz yılı geçmesine rağmen 1. Dünya Savaşı dönemine ait Alman gizli belgelerini açıklamayan dostlarına bunun nedenini sordu mu acaba?

Yoksa insanın aklına durduk yerde, “Ermeni Tehciri’nde Osmanlı Paşalarından daha çok Alman Paşaların etkisi var.” gibi bir şüphe geliyor. Bilindiği gibi o dönemde Osmanlı Genel Kurmayı’nın yönetimi tümüyle Alman Generallerinin kontrolündeydi.

Neden bu konuda hiç kimse bir araştırma yapmıyor anlamıyorum.(!)

Neyse biz asıl konumuza dönelim.

Bianet’ten Dilek Şen, Taner Akçam’la bir söyleşi gerçekleştirmiş. Akçam, “Soykırım” tarihini olabildiğince esnetmiş. Literatüre yeni bir katkı yapmış. Şöyle diyor:

…Ermeni Soykırımı terimi genellikle 1915-1918 arasındaki katliamlar için kullanılır. Bu kullanımda, elbette sorunun tarihi köklerinden bahsedilir ama soykırım esas olarak 1915-1918’le sınırlı bir olay olarak ele alınır, değerlendirilir. Oysa, Ermeni Soykırımı’nı, sadece üç yıl süresince yaşanmış bir vaka olarak tanımlamak doğru değildir. Doğru olan, Ermeni Soykırımı’nı, 1878 Berlin Anlaşması ile başlayıp 1923 Lozan Anlaşması’yla tamamlanmış bir süreç olarak kavramaktır…

Görüyorsunuz değil mi? “Soykırım Osmanlı’yı ilgilendiriyor. Türkiye ile bir ilgisi yok!” diyenlerin ve buna inananların kulakları çınlasın. Hazret, Genç Cumhuriyeti kuran bütün kadroları suçluyor. Alman yetkililer değişik dönemlerde yaptıkları açıklamalarda Türkiye’yi “yapay bir devlet” olarak tanımlıyorlardı. Şimdi ise suçlamayı Akçam’ın ağzından bir adım daha ileri taşıyarak Türkiye’nin kurucu önderlerini tümünü “soykırımla” suçlayarak sanık sandalyesine oturtuyorlar.

Söyleşiyi yapan Dilek Şen, Akçam’a yeni çıkan kitabı “Ermeni Soykırımı’nın Kısa bir Tarihi” hakkında “Kitapta ilk kez yayımladığınız bazı belgeler var. Kürtlerin, Ermeni Soykırımı’ndaki sorumluluğuna ilişkin. Sorumlu muydular ya da bu soru nasıl kurulmalı?” diye bir soru soruyor.

Taner Akçam bu soruya şöyle karşılık veriyor:

İkinci önemli husus, bu insanlar Müslüman olarak bu katliamlara katıldılar. Eğer öldürülmelerinin olduğu bölgelerdeki aşiretler buna doğrudan katılmamış olsalardı bu kadar Ermeni ölmezdi İki iki daha dört. Üçüncü husus, genelde kamuoyunda yaygınca kullanılan ‘Kürtler kullanıldı’ argümanı çok doğru değil. Gönüllü katıldılar…Osmanlı valileri, düzenli bir biçimde İstanbul’a raporlar göndererek Kürtlerin yağma yaptıklarını ve Kürtlerin Ermenileri imha ettiklerini rapor ederler. Güvenlik kuvvetleriyle Kürt milisleri arasında çıkan çatışmada ölen Kürtleri de rapor ederler…

Akçam bir başka konuda ise şöyle konuşuyor:

…Korkunç bir örnek vereyim: 19. yüzyıl feodal toplumlarında örneğin Kürt bölgelerinde Kürt ağaları, evlenen Ermenilerin ilk gece hakkına sahiplerdi. Onun ötesinde Ermeniler çifte vergi veriyordu. Bir devlete normal vergi veriyorlardı, bir de ‘hafir’ (veya hapir; kiafir) denen yöredeki Kürt feodal yöneticilerine vergi veriyorlardı…

Tartışma konusuna Bianet’ten “Ermeni Sorununda İki Yeni Gelişme” yazısıyla Hüseyin Şengül de katıldı. Yazısında Kürtlerin konumunu şöyle değerlendiriyor:

…Ermeni köylülerinin kadınlarına Osmanlı’nın son 30 yılı boyunca Kürtler tarafından yaşatılan ve kayıtlarla sabit onca tecavüz olaylarının içerisinden Akçam’ın ileri sürdüğü ilk gece hakkı hususunu öne çıkarmak ve bunun üzerinden bir savunu geliştirmek, doğrusu hiç de tutarlı değil. Diyelim ki ilk gece hakkı yoktu ve bu bir onursuzluktur! Peki, yaşanan binlerce tecavüz ve kadınlara zorla el koyma bir onursuzluk değil mi? Neden mesele onur kavramını içerisine takılıyor ki?

Gülizar’ın Kara Düğünü’ adıyla 1885’lerde yaşanmış bir olayı anlatan kitap okunduğunda Ermenilerin ne trajediler yaşadığı görülecektir. Abdülhamit’e dahi şikayet edilen Muşlu Musa Bey’in zalimliklerinin bir kısmı, mahkeme kayıtlarında da sabittir. 1896 yılında Abdülhamit tarafından Van bölgesine gönderilen müfettiş (Osmanlı Sarayı 1878 Berlin Anlaşması’nın 61. Maddesi gereğince, göstermelik de olsa Vilayet-i Sittelere ve Ermeni bölgelerine müfettiş gönderiyordu) Saadettin Paşa’nın anıları, Sami Önal tarafından 2003’te yayımlandı. O kitapta devletin paşası bile, Kürtlerin Ermeni köylülerin ekinine, malına, davarına el koyduklarını, tarlalarda kadınlarına tecavüz ettiklerini anlatıyor…

Prof. Taner Akçam, Kürtleri “ilk gece hakkı” ve Ermeni Kadınlara tecavüz etmekle suçlayınca aralarında İsmail Beşikçi’nin de olduğu 132 Kürt yazar, bir açıklama yaparak Akçam’ı şöyle eleştirdiler:

…İki halkın da uğradığı bunca haksızlık, mağduriyet varken; devasa sorunlar orta yerde duruyor iken, ‘ilk gece hakkı’ gibi absürt bir iddianın sansasyonel bir tarzda ortaya atılması anlaşılır bir durum değildir. Bu, her iki halka da hakarettir. Ayrıca Prof. Taner Akçam’ın üsttenci dilini ve bakışını reddediyoruz. Bu yaklaşım Türk resmi ideolojisinin sol tezahürüdür…

https://www.gazeteduvar.com.tr -30 Nisan 2021

Kürt yazarların iki halk dediği Ermenilerle Kürtler. Akçam, Türkleri her türlü aşağılık nitelemelerle suçladığında “çağına karşı sorumlu aydın” Kürtlerin kirli çamaşırlarını ortaya dökünce de “Kürtlere tepeden bakan Türk” oluyor.

Yüz yıl önce bu topraklarda Uluslararası Sosyalist Hareketin belirttiği gibi Türklerle Ermeniler arasında karşılıklı bir kırım yaşanmıştır. Her iki taraftan da masum binlerce insan can vermiştir. Alıntılardan da görüleceği gibi Ermenilere en çok zararı Türklerden ziyade Kürtler vermiştir. Kürt okumuşları bunun böyle olduğunu çok iyi bildikleri halde inatla HDP bildirisinde olduğu gibi Türkleri, Ermenilerin dışında diğer halkları da katletmekle suçluyorlar. El insaf, insan bu tür büyük iddialar öne sürerken önce kendi tarihine bakmalıdır. Yukarıda yapılan bunca alıntıyı bir kenara koyalım ve herkes kendi geçmişinde dedelerinin eşlerinin adlarına nüfus kayıtlarından bir baksın da öyle konuşsun. Kimin büyük ninesi Ermeni soylu olduğunu görsün.

Geçen yüzyılda dökülen kanların sorumlusu olarak hep Türkler gösterildi. Bu yalan furyasına cahil olan bazı Türkler de katıldı. Son zamanlarda Kürtlerin, Çerkezlerin işledikleri suçlar ortaya çıkınca bu çevreler rahatsız olmaya başladılar. Bazıları, “Efendim, o zamanlar bizi kışkırtan Osmanlı’ydı. Suç varsa onlarındır.” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Hadi geçmişte Abdülhamit, Kürtler’i bir maşa gibi kullandı. Onlar da bilmeden bu komploya kurban oldular. O zaman bu güne bakalım.

Suriye’nin kuzeyinde yaşayan, Araplar, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler yakın dönemde yaşadıkları bölgelerden zorla uzaklaştırıldılar. Boşaltılan bu yerlere Kürtler yerleştirildi. Hrıstiyan olan Ermeni, Süryani ve Keldaniler ya Lübnan’a ya da Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldılar. Araplar ise Türkiye’ye postalandı. Milliyetçi(!) Türkiye, yaklaşık 8 milyon Arap’ı besleyip, bakıyor. Suriye’nin kuzeyinden uzaklaştırılan Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin mallarına kimler el koydu? Bu sorunun yanıtını Fehim Taştekin veriyor. Fehim Taştekin, liberal görüşleriyle tanınan biri. Ermenilere, Kürtlere yakın duran bu kişi, Gazete Duvar’da köşe yazarlığı yapıyor. Taştekin, Suriye’nin kuzeyini gezip çeşitli çevrelerle görüşmede bulunduktan sonra izlenimlerini 26 Temmuz 2019 tarihinde BBC Türkçede kaleme almıştı.

Eskiler boşuna, “Can çıkar, huy çıkmaz!” dememişler. Demek ki başkalarının mallarına çökme bazılarının ata sporu olmuş da bizim haberimiz yok. HDP Türk ulusunu “katliam, soykırım yapmakla, Hristiyanların mallarına el koymakla” suçlarken önce aynada kendisine baksın da öyle laf etsin. Camdan sarayda oturanlar, başkalarına taş atarken üç kere düşünüp, isterse taşı atsın.

Ermeni ve Kürt milliyetçiliğinin bilim dışı tezlerini, emperyalizm işbirlikçiliğini bir dereceye kadar meşreplerine uygun görebiliriz ama sosyalistlerin durumunu nasıl açıklayacağız?

Bizim ülke solunun ülke tahlilleri de, pratiği de hastalıklıdır. Tarihe sınıf gözüyle nesnel olarak bir türlü bakamaz. Dahası, kendine ait bir tarih bilinci de oluşmamıştır. Geçmişe dönük saptamaları, daha çok Batılı yazarlardan alınıp düşünülmeden savunulan tezlerden ibarettir. 30 yılda; 30 görüş değiştirir de dönüp “en doğruyu biz getirdik” diye övünür. Bir başka önemli özelliğinden birisi de sol örgüt yöneticileri, mensubu olduğu milliyetin görüşlerini, çoğu kez sosyalizm diye sunarlar.Sosyalizm maskesiyle etnik milliyetçilik yaparlar. Bu yüzden solun son 60 yılında etnik milliyetçilik, esas çizgi olmuştur. Bunun başlıca nedeni; emperyalizmin bölge çıkarlarına uyumlu bir devrimcilik modelinin Türkiye’de sahneye koyulup oynanmış olmasıdır.

Son 60 yıl içinde emperyalizmin Türkiye’yi bölme, etnik olarak ayrıştırma planının baş görevlileri ne yazık ki “sol” örgütler olmuştur. 2000’li yıllardan sonra hızlanan, uluslararası boyuta taşınan “Ermeni” konusundaki solun olağanüstü gayretleri, emperyalist kurum ve örgütlerle açık işbirliği bunların niteliğini açıkça ortaya sermektedir.

Bugün sola bakıldığında sol, sol olmaktan çıkmış ve emperyalizmin taşeronluğunu yapan bir konuma savrulmuştur. Ortaya koydukları işçi sınıfı, kadın, devrimci mücadele, ittifaklar, milliyetler sorunu, bölgesel sorunlar gibi birçok alanda savunulan görüşlerin asıl sahipleri Batının düşünce kuruluşlarıdır.

Savundukları “Ermeni Soykırımı’ tezleri ile Biden’in tezleri arasında bir fark yoktur. Farkın olmadığını gören “sosyalist” yazarlar; ABD’nin bu konuyu istismar ettiğini, samimi olmadığını iddia edecek kadar yüssüzleştiler. Emperyalist çevrelerle bizim solculara, önümüzdeki günlerde Türkiye’de samimiyet testi uygulamak gerekecek herhalde. Yazının birinci bölümünde görüldüğü gibi sol partilerin “Ermeni” tezleri birbirlerinin kopyasıdır. Taner Akçam, katıldığı bir you tube kanalında, “Amerika’da Başkanın soykırımı dillendirmesi çok önemlidir. Başkan, Temsilciler Meclisi ve Senato kabul edince Mahkemeler de hemen harekete geçerler. Benim bildiğim Arizona eyaletinde bekleyen ve Türkiye’den tazminat talebinde bulunan en az 15-20 açılmış dava var. Mahkeme sonunda Amerika’daki Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası gibi banka ve Türkiye varlıklarına el konulacak” diyerek önümüzdeki günlerde emperyalist güçlerin sahneye koyacakları oyunun senaryonu şimdiden açıklıyor. Akçam’ın sol örgüt yöneticiliğinden Almanya ve Amerika avukatlığına uzanan hayatı, alınacak derslerle doludur. Türkiye, işlemediği bir “suç” yüzünden 50- 60 milyar dolar tazminat parası ödemeye zorlanıyor. Bundan sonra gelen de toprak talebidir. Kayseri’den Ermenistan’a kadar illerin Ermenistan’a verilmesi projesidir. Bugün emperyalizmin bu isteklerini açık açık savunan sol örgütler var. Aynı kalemden çıkmış tezler, farklı partilerce savunuluyor. Partiler, aynı çözüm önerilerini öne sürüp, dayatıyorlar. Son yıllarda ABD Bayrağı altında, AB parasıyla devrimcilik yapmak Türkiye’de moda oldu. Önümüzdeki süreçte bu kesimlerin yüzlerindeki boyalar döküldüğünde gerçek yüzleri daha net olarak ortaya çıkacaktır.

94 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

  69. Pingback:

  70. Pingback:

  71. Pingback:

  72. Pingback:

  73. Pingback:

  74. Pingback:

  75. Pingback:

  76. Pingback:

  77. Pingback:

  78. Pingback:

  79. Pingback:

  80. Pingback:

  81. Pingback:

  82. Pingback:

  83. Pingback:

  84. Pingback:

  85. Pingback:

  86. Pingback:

  87. Pingback:

  88. Pingback:

  89. Pingback:

  90. Pingback:

  91. Pingback:

  92. Pingback:

  93. Pingback:

  94. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :