Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Hayvan Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellallık ederlermiş eski hamam içinde. Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğimin cebi var, yakası yok…

Az gittik uz gittik… Dere tepe düz gittik. Çayır çimen geçerek, arpa buğday biçerek; soğuk sular içerek, altı ay düz, altı ay da güz giderek bir de baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz.

Bir varmış, iki de varmış. Fakat üç yokmuş. Dünyanın akıllısı çok, aptalı yokmuş.

Antarktika’ya yakın, Güney Amerika’ya uzak, Patagonya’ya yakın, Türkiye’ye çok uzak bir ülke varmış.

Ülkeyi yöneten padişahın çok akıllı bir eşi varmış. Son günlerde Sultanın yüzü hiç gülmez olmuş. Bu durum padişahın gözünden kaçmamış. Gönlünün sultanını yanına çağırıp:

– Sevgili zevcem, neden böyle üzgün ve mahzun duruyorsun? Seni üzen, kaşlarını gözlerinin üstüne indiren sebep nedir? Söyle de derman olayım, demiş.

Sultan, gözlerini eşinin gözlerinden kaçırarak:

– Yücelerin yücesi, devletimizin bânisi, Sevgili eşim! Yaratıcımıza çok şükür, her şeyimiz tam. Başımızda sen ve oğullarımızla, kızlarımızla mutluluk içinde sarayımızda yaşayıp gidiyoruz. Halkımızın durumu ise bizden bile daha iyi. Daha başka ne isteyebilirim ki? Demiş.

Padişah, eşinin bir şeyleri söylemek istemediğinde her zaman böyle davrandığını bilerek konuşmayı ilerletmiş:

-Sevgili zevcem, seni en iyi ben tanırım. Senin canını sıkan bir şeyler var. Gözlerinden belli…Bu derdini bana söylemeyeceksin de kimlere söyleyeceksin?

Sultan, yüzünü padişahın yüzüne doğru çevirerek:

-Bunca devlet işlerinin arasında kişisel isteklerimi söyleyerek değerli zamanını almak istemem.

-Ne demek? Öyle şey olur mu? Her şeye çözüm bulan eşin, herhalde senin sorununa da bir çözüm bulur. Değil mi?

Sultan; bir yere, bir eşinin yüzüne bakarak:

-Kendi hesabıma hiçbir eksiğim yok! Vatandaşlarımız da bolluk, bereket içinde yaşıyorlar. Yalnız ülkemizdeki hayvanların durumu beni ziyadesiyle üzüyor. Bu alanda gelişmiş ülkelerden geride kalmak çok ağrıma gidiyor. Bu durum bize hiç yakışmıyor. Ülkemizin hayvanlarının da gelişmiş ülke hayvanlarının seviyesine gelmesini istiyorum. Hayvanlarımız aynı insanlar gibi hak sahibi olsunlar, güvenceye kavuşsunlar.

-Üzüldüğün şeye bak! Derhal bu konuda adım atalım. Yerden göğe haklısın. Bizden önceki atalarımızın yapamadığını biz yapalım.

Sultan, mutluluk içinde gülümserken padişah ellerini çarpınca salona görevli biri girmiş.

Padişah görevliye:

-Tez zamanda yanımıza hukukçu olan danışmanlar gelsinler, demiş.

Padişahın gür sesi sarayın yüksek tavanlarında yankılanmış.

Aradan günler gelip geçmiş. Sarayda çalışmalar son aşamaya gelmiş.

Sarayda bunlar yaşanırken ülkenin kente bir köyünde Veli Baba adında kendi halinde yaşayan biri varmış. Veli Baba’nın eşi komşu gezmesine gidince Veli Baba da koltuğa uzanmış televizyonda haberleri izliyormuş. Haberlerde ülkenin padişahı, hayvan hakları konusunda adım atma zamanının geldiğini ve bu konuda devrim gibi yenilikler yapacaklarını anlatıyormuş. Yerde yatan kedinin kulağına, “hayvan hakları, devrim” gibi sözler gelince yerinden doğrularak, haberlere kulak kabartmış. Haberlerin sonunda kedi yerinden bir ok gibi fırlamış ve açık olan camdan dışarı atlayarak gözden kaybolmuş. Bu duruma tanık olan Veli Baba kendi kendine, ‘Noldu bu kediye? Bir fare mi gördü yoksa?’ diye söylenmiş.

Kedi, camdan dışarı atlayınca koşarak karşıda oturan köpeğin yanına gelmiş. Heyecanla:

-Duydun mu köpek kardeş, duydun mu?

Köpek yerinden kalkıp, doğrularak:

-Neyi duydum? Neyi?

Kedi patilerini kaldırıp havada sallayarak:

Devrim oldu kardeş devim…

-Ne devrimi? O nasıl şey?

-Eeee… Çok iyi bir şey.

– Nasıl yani? Kemik, et gibi bir şey mi?

-Ondan daha iyi bir şey.

– Bunda sonra biz mal olmaktan çıkıyoruz. Can oluyoruz.

Kedi, uzun uzun televizyondan duyduklarını köpeğe anlatmış. Kedi ve köpek sevinç içinde bahçede sevinç çığlıkları atarak, koşarak ileride otlayan koyunların yanına gitmişler. Koyunlar bunları görünce otlamayı bırakıp merakla seyretmeye başlamışlar.

Köpek, koyunların yanına gelince:

– Müjde, müjde arkadaşlar! Artık özgürüz. İnsanların baskısından, zulmünden kurtulduk artık.

Koyunların gözleri kurt görmüş gibi açılmış ve çeneleri düşmüş olarak sadece bakakalmışlar.

Kedi patisiyle koyunları göstererek:

– Zavallılar… Birden söyleyince şoka girdiler.

Kedi kendi çevresinde bir tur atarak:

– Bakın arkadaşlar, tane tane anlatıyorum. Bundan sonra siz ve biz, mal değil canız. Artık bizim de bir canımızın olduğunu insanoğlu kabul etti artık. Artık özgürüz, biz kendi kendimizin efendisiyiz. Yaşasın özgürlük! Yaşasın özgürlük!

Koyunlar şaşkınlığı üstlerinden atarak kedi ve köpeğin sevincine ortak olmuşlar. Hayvanlar grup halinde bahçede zıplayarak, hoplayarak, slogan atarak yaşlı armut ağacının altına kadar gelmişler. Hayvanların sesini duyan baykuş, kovuğundan dışarı çıkarak grubu sessizce seyretmiş.

Kedi, ağacın dalına tünemiş baykuşu görünce:

-Bi dakika arkadaşlar! Hayvanların en akıllısı baykuşa da müjdemizi söyleyelim. O da sevincimize ortak olsun, demiş.

Kedi, haberlerde duyduklarını bir bir baykuşa anlattıktan sonra:

-Ey! Bilge kuş! Sen bu olup bitene ne dersin? Demiş.

Baykuş, iri gözlerini daha kocaman açarak sürüdeki hayvanların gözlerine bakmış, bakmış.

Hayvanlar, baykuşun iri gözlerine büyülenmiş gibi bakıp kalmışlar.

Kedi, kendini bu etkiden kurtararak:

– Eeee… Sen bu işe ne diyorsun?

Baykuş, başını sağa, sola döndürmüş ve gözlerini açarak:

– Dinleyin beni saftirik dostlarım. Keşke gerçekler sizin söylediğiniz gibi olsaydı, ben de size katılır sizinle birlikte dans ederdim ama gerçekler, ne yazık ki sizin hayalleriniz gibi değil.

Köpek:

-Ne demek? Yani umduğumuz gibi, bildiğimiz gibi değil mi? Onu mu demek istiyorsun?

Baykuş, kanatlarını açıp kapatarak:

-Biz hayvanız…İnsanlar da insan… Bu, binlere yıldır hiç değişmeyen bir yasadır. Bunu hiçbir zaman unutmayıp kafanızın içine iyice sokun.

Koyunlara dönerek:

-Siz koyunlar, vücudunuzda o tatlı ete sahip olduğunuz müddetçe mal olsanız ne yazar, can olsanız ne yazar. Tepenizde kasap gibi bir cani durdukça yazgınız hiç değişmez. Can taşıyarak, pirzola, biftek, kaburga olarak insanoğlunun bitmez tükenmez iştahını doyurmaya çalışacaksınız. Bu dünyada tek bir işiniz var; o da insanları insanları doyurmak.

Koyunlardan biri:

– Ama yasa çıkacakmış. Bütün haklarımız yasal güvenceye alınacakmış.

Baykuş, bu cümleyi duyunca çığlık gibi bir ses çıkarıp gülmeye başlamış. Sonra iki kanadını da açarak:

– Şimdi beni çok güldürdün. Ne kadar da safsınız ve de gerçeklerden habersiz. Sizin hiç bilmediğiniz bir şeyi size söyleyeyim. İnsanoğlunun da yasaları var. Hatta anayasaları bile var. Peki, uygulanıyor mu? Geçen gün bir kentin üstünde uçarken gördüm ve duydum insanlar, “Hukuk isteriz. Adalet isteriz. Yasalara saygı diye bağırıyorlardı. İnsanoğlu kendi cinsine tanımadığı hakları size mi tanıyacak? Güldürmeyin beni…

Kedi, ağlamaklı bir sesle:

-Peki ne olacak? Kanun çıkarsa insanlar bunu uygulamayacaklar mı?

Baykuş:

– Kanun çıkarırlarsa işlerine geldikleri gibi uygulayacaklar. Yine her zaman olduğu gibi etimizden, sütümüzden, derimizden, yünümüzden yararlanmak için bizi tepe tepe kullanacaklar. Sokakta olan evcil hayvanları kısırlaştıracaklar.

Köpeğe doğru dönerek:

– Ey! Sen köpek! Kısırlaşmak ister misin?

Köpek başını iki yana doğru sallayarak:

– Hayır! Hayır! Asla istemem!

Kedi, heyecanla ileri atlayarak, patilerini baykuşa doğru sallayarak:

– Bizim için hiçbir kurtuluş yok mu?

Baykuş, kanatlarını çırparak:

– Bana bakın… Ben insanların yanına gidiyor muyum? Onlardan olabildiğince uzakta yaşıyorum ve özgürüm. Hangi hayvan insanoğlunun yanına giderse boynuna esaret zincirlerini gönüllü olarak takmış olur. Özgürlük, insanlardan yasa bekleyerek değil, onlardan uzaklaşarak gelir. Bunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.

Hayvanlar kendi aralarında hararetli bir biçimde tartışırlarken onları uzaktan gören Veli Baba:

– Yav! N’oluyor bu hayvanlara böyle? Hep birlikte bağrışıp durduklarına göre deprem olmasın sakın, diyerek sağına soluna bakıp durmuş.

Masalımız da burada bitmiş.

Gökten üç elma düşmüş. Hayvanlar o kadar derin bir tartışmanın içine girmişler ki, kimsecikler elmaların yere düştüğünü görememiş

67 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :