Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

TUS Sınavı

Siyaset bilimci Doç. Dr. Kenan Karataş Twitter hesabından bir görüntü paylaştı. Birbirine eklenmiş iki fotoğrafın bir tarafında yurdumuza kaçak giren Afganlar, diğer tarafında ise ameliyata hazırlanan bir grup doktor yer alıyor.

Afganların üzerinde “Gelenler”, doktorların üzerinde de “Gidenler” yazıyor.

Doktorumuz, “Yeni Türkiye’nin eğitim ve liyakat sistemi bu olsa gerek!” diyerek yorumunu yapmış.

Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan da, geçtiğimiz günlerde, yurt dışına çalışmak için giden doktorlar için Doktorlar az para aldığı için ayrılıyorlarmış, gidiyorlarsa gitsinler, buralar boş kalmaz!” diyerek yapılan tartışmalara katılmıştı.

Son yıllarda ülkemizin yetiştirdiği kalifiye elemanları olan doktorlar, mühendisler, akademisyenler görevlerinden ayrılarak yurt dışına kaçıyorlar.

İyi eğitim görmüş beyinler Batı’da kendilerine yeni bir hayat kuruyorlar.

Onların boşalttığı yerleri hızla Afganlar, Suriyeliler, Afrikalılar dolduruyor.

Gidenler sadece doktorlar, mühendisler, akademisyenlerle mi sınırlı?

Hayır!

Bu ülkenin işvereni, üç- beş kuruşu olan da gidiyor.

Okumuş, okumamış milyonlarca insan, Batı’da iyi bir hayat sürme hayalleri kurarak, olabilecek en kısa zamanda kapağı yurt dışına atmaya çalışıyorlar.

Yurdumuzun batısı boşalıyor, doğudan milyonlarca insan gelerek bu topraklara yerleşiyor.

Gelenlerin sayısı daha şimdiden 8-10 milyonu buldu.

Uzmanların deyişine göre kuraklık, iklimsel değişme, savaş gibi etkenler sonucu daha 20 – 30 milyon mültecinin ülkemize geleceği söyleniyor.

Biz bu duruma nasıl geldik?

Ana vatanımız elimizden alınıp birilerine teslim ediliyor.

Dünyanın en güzel ülkesini bırakarak elin ülkesinde ekmek arama noktasına kadar nasıl geldik?

Oluşan bu durumun mutlaka bir açıklaması olmalıdır diye düşünüyorum ve uzun zamandan beri emperyalistlerle işbirliği yapan politikacıların el birliği yaparak bizi bu noktaya kadar getirdikleri sonucuna varıyorum.

Anaokulundan başlayıp son noktaya gelene kadar bir insanın yetişmesi için devletin ve ebeveynlerin milyonlarca lira harcaması gerekiyor.

Anne ve babalar, tüm maddi olanaklarını kullanarak çocuklarını okutmak için çırpınıyorlar.

Çocuklar, eğitim süreçlerini tamamladıklarında Türkiye’de bir yerlere tutunamayınca kendilerini yurt dışında buluyorlar.

Ülkemizin kaynakları ile yetişmiş bu değerli beyinler, ülke yararına bir çivi çakmadan Amerika’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya çalışmaya giderek oralara yerleşiyorlar.

Uzmanların dediğine görebu alışverişten Türkiye’nin kaybı 200 milyar doları aşıyor.

Yani sözün kısası Batılı ülkeler beş kuruş para harcamadan ihtiyaç duydukları elemanları Türkiye gibi ülkelerden karşılıyorlar.

Yapılan masrafları da bizim sırtımıza yüklüyorlar.

O yüzden de eğitim sistemimiz anaokulundan üniversiteye kadar bu amaçlar doğrultusunda kurgulanıyor.

Batılı ülkelerin ellerindeki nalıncı keseri, eğitim sistemimizi hep kendilerine göre yontuyor.

Türkiye’de iktidar olan partiler, bu göreve göre şekillendiriliyor.

Eğitim alanında yaşadığımız bu olumsuz süreçlerin tümünü sağlık, ekonomi, kültür, medya gibi alanlarda da yaşıyoruz.


Politikacı Şahin Mengü’nün kızı Nevşin Mengü liberal görüşleriyle bilinen bir gazetecidir. Geçtiğimiz günlerde Tıpta Uzmanlık Sınavında (TUS) gözetmenlik yapan bir arkadaşının değerlendirmelerini sosyal medyada paylaştı. Arkadaşı, sınava katılan 28 adayın 18’i yabancı uyruklu olduğunu ve Türkçe bilmediklerini söylüyor.

Nevşin Mengü de kendi hesabı üzerinden aşağıda yer alan paylaşımlarda bulundu:

Geçerken bir düzeltmede bulunayım.

Bizim Batıda eğitim almış okumuşlarımız, aynı çevrelerin uydurduğu kavramları hiç düşünmeden kullanmayı bir marifet sayarlar.

İnsanlar fikirlerle ve oluşturulan kavramlarla düşünürler.

Kavramların yeri düşünce hayatımızda pek büyüktür. Bu yüzden düşünce üreten merkezler kavram üretmeye ve onları hedef kitleye benimsetmeye çok dikkat ederler.

Batılıların uydurduğu deyimlerden biri de “Türki Cumhuriyetler” lafıdır.

Bu ifadenin anlatmak istediği şey; “Aslında bu topluluklar Türklere her ne kadar benzese de aslında bu uluslar çok farklı uluslardır.” düşüncesidir.

Bu ifadeden beklenen siyasal menfaat; Türk topluluklarını birbirlerinden ayrıştırarak, parçalamaktır.

Türklere düşman ve onların yaşadığı topraklar üzerine hesabı olan Batılı, Rus, Çin ve siyonist çevreler bu kavramı kullanmayı çok seviyorlar.

Onların kültürel hegemonyasına giren hariciye görevlileri, gazeteciler de bu kavramı kullanmakta bir sakınca görmüyorlar.

Nevşin Mengü de onlardan biridir.

Nevşin Mengü sınava Suriyeli, Türkmen, Kırgız, Afgan, Somali ve Iraklı adayların katıldığını söylüyor.

Ben daha fazlasını söyleyeyim.

Ülkemizdeki üniversitelere on binlerce Afrikalı, Arap, Afgan, Tacik, Pakistanlı ve Türk Cumhuriyetlerinden öğrenci sınavsız olarak yerleştirildi.

Bu öğrenciler, çok yakında kuruluşu ilan edilecek olan Asrika Devleti’nin yetişmiş elamanları olacak.

Hayatın her alanında bu devletin temelleri atılıyor.

TUS sınavı da bu faaliyetlerden sadece birisidir.

Asrika Devleti’nin anayasası bile yazıldı.

Kuruluş aşamasındaki bu devletin başkenti İstanbul olacak.

Asrika’nın resmi dili; Arapça, İngilizce ve Türkçe olacak.

Emperyalizmin Bölgesel Devletler Projesi doğrultusunda işler tıkır tıkır yürüyor.

Nevşin Mengü emperyalizmin Asrika temelinde bölgesel çapta yaptığı operasyonları, siyaset düzenlemelerini, göçmenlerin Türkiye’ye yığılarak Türklerin elinden vatanlarının alındığını görmezden geliyor ve Türkiye ile Almanya arasındaki sınav farklarını kıyaslayarak hedef şaşırtıyor.

Bu davranışıyla da siyasete, olaylara şaşı baktığını bizlere kanıtlıyor.

Batılı tüm ülkeler, mültecilerin eğitimli, işlerine yararlı kesimlerini alıp, bize sadece “insan çöplerini” bıraktılar.

Medyada da Kürt, Ermeni milliyetçilerini, Batı yalakası kişileri, siyonizme bağlı çakma Müslümanları da bu duruma karşı çıkanlara küfür ettirmek için görevlendirdiler.

Bu görevliler, Türk ulusunun çıkarlarını savunan insanlara ırkçı, faşist diye saldırıyorlar.

AB ve Alman vakıflarından milyonlarca dolar para alanlar, sosyal medyada açtıkları sahte hesaplar üzerinden küfür ederek ve kurdukları haber sitelerinde hep bu konuları işliyorlar.

Mülteci haberleriyle yatıp, mülteciyle kalkıyorlar.

Oluşturdukları siyasal hegemonya ile insanların doğru düşüncelere ulaşmalarını engellemeye çalışıyorlar.

Irkçı, faşist görmek isteyenler, yüzlerini Batıya, Amerika’ya doğru çevirdiklerinde oralarda bu sorunları yaratan suçluları ve ırkçı kültürü fazlasıyla bulacaklarından adım gibi eminim.


Onedio adlı bir internet sitesinin konuyu ele alış biçimine değinmeden geçemeyeceğim.

Adını andığım sitenin yayın politikasına ve ele aldığı konuları işleyişine baktığımda kendilerini; insanların doğru düşünmesini engellemekle görevli kılmış olduklarını görüyorum.

Nevşin Mengü’nün paylaşımları üzerine bir haber hazırlamışlar.

Gazeteci Nevşin Mengü’nün TUS Denklik Sınavına Giren Mültecilerle İlgili Paylaşımına Gelen Yorumlar”ı derleyip bir paket oluşturmuşlar.

Seçtikleri yorumlarla okuyucuyu bir düşünce doğrultusunda yönlendiriyorlar.

Ayrıca yorum yapan insanlarımızın medyadan etkilenerek o bilindik fikirleri nasıl tekrar ürettiklerini gördükçe de içim sızlıyor doğrusu.

İnsanların süreçleri kavrayış durumunu ve fikir seviyesini görme açısından paylaşımlara bakmakta fayda var.

İşte medya papağanlarının her birinin diğerlerinden daha ilginç olan görüşleri:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :