Haberler

Seçimler Milliyetçilik ve Sol

Son anda durumu kurtarmak için söylenen sözlerin hiçbir inandırıcı niteliği yoktur.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu 14 Mayıs’ta yapıldı. Adaylar seçilmek için yeterli oyu alamayınca seçim 2. tura kaldı.

Esas olarak Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında geçen seçimde hiçbir şans tanınmayan Sinan Oğan, yüzde 5’i geçen oy alınca bütün dikkatleri üstünde topladı.

Herkes bu başarının altında yatan gerçeği aramaya başladı.

Ata İttifakı’nın heterojen bir yapıda olduğu öne sürülerek tepki oylarının toplandığı bir platform olduğunun altı çizildi.

Bizler Horozlu Ayna’da uzun bir zamandır iktidardaki AKP’nin uluslararası sermayenin bir uzantısı olarak dinci, şeriatçı örgütlenme olarak milliyetçiliği her zaman dışladığını belirttik. Nitekim bu hareketin önderi Erdoğan, konu ile ilgili yaptığı konuşmalarında, “Bizler her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık. Bizler, kavmiyetçiliği reddeden ve Hz. Muhammed’in ümmeti olmayı seçen bir hareketiz.” diyordu.

AKP, esas olarak Anadolu’dan Türklüğü tasfiye etmeye, emperyalizmin, siyonizmin yararına İslam ülkelerini kontrol altına almaya çalışan uluslararası siyasi bir harekettir. İslam ülkelerinin konfederal birliğini hedefleyen bu oluşumun siyasal temelini şeriat oluşturmaktadır. Bu yüzden toplumu ikna etmek için eğitim ve kültürel yapı, tepeden tırnağa dini temelde şekillenmektedir. Anadolu’dan Türk ulusunun tasfiyesi, şu anda 13 milyona yaklaşan ve daha sonra getirilecek milyonlarca yeni istilacılarla süreç tamamlanmak istenmektedir.

AKP’nin böyle bir siyasal hedefinin olması, onun seçimlerde milliyetçilik yapmasına engel değildir. Her seçimde AKP ve ittifakları milliyetçilik yapıyor. Onun muhalifi olan CHP de Kürt bölücülüğüyle işbirliği yapıyor. Gelenekselleşmiş bu davranışla AKP her seçimi CHP’nin yardımıyla fazla zorlanmadan alıyor.

Son yapılan bu seçimde de böyle oldu.

Seçim kampanyasında CHP’li kanallarda her gün Selahattin Demirtaş övgüleri, kayyum, özerklik vaatleri, Kürt açılımı gibi konularda HDP ile özdeşleşilmesi ve bunu AKP’nin sürekli olarak dile getirmesi sonucunda Millet Cephesi büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

Seçim değerlendirmelerinde, son yılların yükselen değerinin milliyetçilik olduğu konusunda herkes fikir birliğine varmış gibi gözüküyor. Bu durumun geç de olsa farkına varan ve Ata İttifakı’nda toplanmış milliyetçi, Atatürkçü oyları kazanmak için CHP yönetimi hemen harekete geçti.

Kılıçdaroğlu, Millet Cephesi oluşumu döneminde Atatürkçü ve milliyetçi çevreleri özellikle uzakta tutarak küreselcilerin istediği gibi gerici bir platform oluşturmuştu. Bu platform iktidara geldiğinde de emperyalizmin istekleri doğrultusunda Türkiye’yi ekonomik olarak yağmalatırken siyasal olarak da özerklik uygulamalarıyla ulusal birliği dağıtmayı hedefliyordu. Kürt ayrılıkçılığı ile yapılan dans, seçimleri kazanmaya yetmedi. Seçimi mutlaka kazanmaya koşullanmış kitleler, yaşanan bu yenilgi ile büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Millet Cephesi destekçileri özelde CHP tabanı, 2. turda seçimlerin alınacağına dair inançlarını yitirdiler. Bu dağılma ve çöküntü içinde Kılıçdaroğlu, bazen göğsüne bazen de masaya vurarak, “Burdayım bee! Burdayım! Yıkılmadım ayaktayım” diyerek -inanmadan- tarihinin en milliyetçi (!) konuşmasını yaptı.

Daha önce gerçek Atatürkçülerin dile getirdiği gerçekleri söylemek zorunda kaldı.

İnandırıcı oldu mu peki?

Hayır!

Halk, 10 günlük kısa bir dönem için yapılacak sahte milliyetçilik rollerini asla satın almayacaktır.

CHP’de, solda 60 yıldır oluşmuş ve katılaşmış fikirler 10 günde değişmez.

Erdoğan’la aradaki 4-5 puanlık farkı kapatmak için Sinan Oğan’la, Zafer Partisi’yle yapılan görüşmelerden Kürt milliyetçileri ve onun kuyrukçusu bazı sol örgütler, milliyetçilere ödün verilmesine karşı çıkmaya başladılar. Seçimlerin kaybedilmesi pahasına milliyetçi çevrelerden uzak durulmasını ve öne sürülen şartların tartışılmasını istememektedirler. Çünkü mülteciler, anayasanın ilk dört maddesi, laiklik, tarikatlar, terör örgütleri konularında halkın ezici çoğunluğunun da benimsediği taleplerdir. Onlar, böyle ilkeler temelinde bir ittifaktan ziyade ne olduğu belirsiz “Tayyip Düşmanlığı” ile kitleleri yönetebileceklerini sanıyorlar.

Bu yıl, iki seçim arasına denk gelen 19 Mayıs’ı kutladık.

Solun, 19 Mayıs’ı ele alış biçiminin ve siyasal bakışının, alınan seçim yenilgisine rağmen hiç değişmediğine tanık oluyoruz.

Siyasi liderler 19 Mayıs’la ilgili basın açıklamaları yaptılar. Kemal Kılıçdaroğlu da bir açıklama yaptı.

CHP liderinin açıklamasında, “Cumhuriyet, Atatürk, emperyalizm, gençlik” her şey var ama Türk ulusu yok!

Türk ulusu, “millet” sözcüğü ile ifade edilerek millet sözcüğünün içine gömülmüş.

“Türk” adı sansüre uğramış.

Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı’nı biliriz. Atatürk o konuşmasında adını koyarak “Ey Türk Gençliği!” diyerek seslenir. Atatürkçü olduklarını öne süren CHP yöneticileri, parti faaliyetlerinde “Türk Gençliği”, “Türk Ulusu” nitelemesini kullanmaktan özellikle kaçınıyorlar. Böyle bir düşünce ve davranış, Türkiye solunun en büyük ve iflah olmaz bir hastalığıdır. Onlara göre, “Türklük; Türkiye toplumunu oluşturan ve sayısı 40’lara ulaşan etnik gruplardan sadece biridir. Türklüğü öne çıkaran bir anlayış, diğer etnik yapıları da inkar etmeyi getireceğinden dolayı ırkçı özellikleri içinde barındırır. Asıl olan Türkiye’deki tüm etnik grupların eşitliğidir. Devlet örgütlenmesinde tüm etnik yapılar eşit olarak temsil edilmelidir.” diyorlar.

Böyle diyerek 1919’da gerçekleşen devrimin Bir Türk devrimi ve yapılan Kurtuluş Savaşı’nın Türk Kurtuluş Savaşı olduğu gerçeğini inkar ediyorlar. Kurtuluş Savaşı sürecinde Türk ulusu işgalcilere karşı mücadele ederken bu topraklarda yaşayan ve işgalden rahatsız olan başka etnik gruplar da sürece katılarak omuz verdiler. Çerkes Ethem’in kuvvetleri, Arnavut, Boşnak, Yahudi çevreleri de mücadelede yer aldılar. Onların bu Kurtuluş Savaşı’nda yer almaları devrimin bir Türk devrimi olduğu gerçeğini değiştirmez. 1919- 1922 sürecine milyonlara Türk katılarak o devrime niteliğini vermiştir. Nitekim uluslararası siyasal değerlendirmelerde ve tarih kitaplarında bu savaşın bir Türk Kurtuluş Savaşı olduğu belirtilir. Bu en basit sosyolojik ve tarihsel bir gerçektir. Uluslararası marksist literatür de bu devrimi böyle kaydeder. Onların böyle bilim dışı davranmalarının altında iflah olmaz Türk düşmanı oldukları gerçeği yatar. Kürt, Ermeni, Rum gibi azınlık milliyetlere mensup olan bu kişilerin siyasal bakışlarını şekillendiren şey etnik milliyetçiliktir. Sıfatı ister solcu, ister sosyalist olsun değişen bir şey yoktur. Onlar işine gelmediği zaman inatla bir şeyin niteliğinin adını koymaktan özellikle kaçınırlar. Böyle bilim dışı, saçma bir davranış bizim solculara mahsustur. Bir Yunan, Bulgar, Macar, Rus, Alman veya herhangi bir ulustan devrimci bizimkiler gibi kendi ulusal kimliğinden nefret etmez.

Kimliksiz solculuk, bizim ülkenin solcularına ait olan bir siyaset tarzıdır.

Sosyalist EMEP, 19 Mayıs’la ilgili bir açıklama yapmış. Açıklamanın başında, “Türkiye gençliğine çağrımızdır:” diyorlar.

Türk gençliği değil, Türkiye gençliği…

Kafa aynı kafa, kendine komünist de desen düşünce hiç değişmiyor.

Bu anlayış bir topluma baktığında o toplumu bir sürü etnik ve dini inançların toplamı olarak görür. Toplumu emek- sermaye olarak bölmesi gerekirken o, toplumu tam da burjuvazinin istediği biçimde etnik ve dini temelde bölmeye çalışıyor. Bu yüzden bu kişiler topluma hitap ederlerken, “Türkler, Kürtler, Lazlar, Ermeniler, Aleviler, Ezidiler! Kardeşlerim!” diyerek söze başlıyorlar. Toplumun böyle algılanış biçiminin solculukla, sosyalistlikle bir ilgisinin olmadığını en basit sosyalizmi anlatan tanıtım kitapları bile yazar. Sosyalist anlayış ne derse desin onlar için önemli olan emperyalizmin dilini kullanarak etnik milliyetçilik yapmaktır.

Kendini “komünist” olarak tanımlayan TKP’ye bakıyorum.

Gözlerim haber sitesi haber.sol.org.tr’ de dolaşıyor, 19 Mayıs’la ilgili ne söylemişler diye. Sayfanın bir yerinde Kurtuluş Savaşı’nı anlatan Türk bayraklı bir tablo görüyorum.

Bildiğiniz gibi TKP, Mustafa Kemal’le, Türk bayrağı ile barıştı. Türkiye’de Atatürk’ü aşağılayarak bir yere varamayacaklarını anlayarak fikir değiştirdiler ama genel kavrayışları değişmediğinden ötürü bu davranışları eğreti duruyor ve samimi olmuyor.

Türkiye Komünist Gençliği, 19 Mayıs’la ilgili bir bildiri kaleme almış. Açıklamada başka şeylerin yanında, “…104 yıl önce Anadolu’da işgale karşı cesur ve kararlı bir adım atıldı.” deniliyor. Her şey söylenmiş ama “Anadolu’da işgale karşı cesur ve kararlı adım atanların” kimler olduğu bir sır gibi saklanmış. Adı söylenmemiş.

Adı komünist de olsa içindeki Türk düşmanlığı ve etnik milliyetçi fikirler söyleminin ana temasını oluşturuyor.

Son günlerde satılık medya tarafından yıldızı parlatılan Türkiye İşçi Partisi’nin internet sayfasına bakıyorum. 19 Mayıs’la ilgili bir haber, açıklama göremiyorum. Yine aynı şekilde Sol Parti’nin resmi internet sitesinde 19 Mayıs diye bir gündem maddesi yok!

Görülmemiş.

Sol Parti’nin twitter adresine bakıyorum, karşıma temsili bir Bandırma Vapuru çıkıyor.

Tablonun üst tarafına, “Kurtuluş yolunda vazgeçmediler.” diye yazmışlar. Alt tarafa da “Konu memleket olduğunda asla vazgeçme” diyerek yazıp Sol Parti olarak imzalamışlar.

Bu kadar…

19 Mayıs’a verdikleri değer ve yerin iki cümle ile sınırlı olduğunu görüyoruz.

Türkiye solu, Atatürk’le ve onun ulusuyla kavgasından bir türlü vazgeçmiyor. Ya ona küfrediyor, ya da görmemezlikten geliyor. Bir şeyler söylemek zorunda kaldığında ise konuyu çarpıtarak içeriğini boşaltıyor.

Türkiye solu, Atatürk’le ve Türk ulusuyla kavga ettiği sürece bi bok olamaz.

Ancak kendi çöplüğünde eşinerek zaman geçirir, durur. Bu olumsuz durumun nedeni, Türkiye’deki sol hareketin ve kültürel ortamın etnik milliyetçiler tarafından ele geçirilmiş olmasıdır. Bu abluka kırılmadığı ölçüde solun bir adım ileriye gitmesi mümkün değildir.

Bizim solcularımızın, sosyalistlerimizin 19 Mayıs açıklaması ile Nurcu Demokrat Parti, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi’nin açıklamalarının aynı olduğu görülmektedir.

Hepsinin ortak özelliği; Türk ulusunu inkardır.

Bayram açıklamalarında Türk ulusu yok!

Kurtuluş Savaşı’nı yapan ulusun, Türk ulusunun olduğunu gizleyerek politika yapıyorlar.

İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının açıklamalarında da Türk ulusu yok!

Peki, Nerede var?

AKP’nin açıklamasında…

AKP’li Erdoğan’ın 19 Mayıs açıklamasında şöyle deniliyor:

Bugün Milli Mücadelenin Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 104. yıl dönümünün sevincini ve coşkusunu yaşıyoruz. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nızı en içten dileklerimle tebrik ediyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine armağan ettiği 19 Mayıs 1919 tarihi ecdadın imkansızlıklar içinde dahi büyük bir iman ve inançla direniş ruhunu yeniden canlandırmasının sembolüdür.

19 Mayıs, Türk Milletinin emperyalist güçlere karşı birlik ve beraberlik içinde zulme boyun eğmeyeceğini haykırarak tarihin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından birini yazmaya başladığı gündür…

Bir CHP’nin, bir Kılıçdaroğlu’nun söylemediğini şeriatçı Erdoğan söylüyor.

Erdoğan’ın Kurtuluş Savaşı önderlerine, “iki ayyaş” diye saldırdığı, bazı konuşmalarında hakaret ettiği öne sürülebilir ki doğrudur.

Erdoğan 28 Mayıs’ta seçimi kazandığında bir daha böyle bir açıklamayı kolay kolay yapmayacaktır. Şeriat konfederasyonu kurmaya azimli birinin buna inanması mümkün değildir.

Seçim kazanma konusunda oldukça yetenekli olan Erdoğan, Türk ulusunun önderine sahip çıktığını ve onu çok sevdiğini biliyor ve bu gerçeklik üstünden de siyaset yapıyor.

Yapılan anketlerde toplumdaki Atatürk sevgisi yüzde 80’lerin altına hiçbir zaman inmiyor.

Erdoğan bu sevgiyi istismar ederek her kesimden oy alarak seçimleri kazanıyor.

Şurası bir gerçek ki, Türkiye’de hiçbir parti bölücülükle kırıştırarak iktidar olamaz. Türk halkı bu anlayışa prim vermez.

Türkiye’deki ahmak solcuların görmek istemediği gerçek budur.

İşte bu yüzden akıllanmayan ve hastalıklı davranışlarında ısrar edip durmadan Demirtaş, Kavala güzellemesi yapan, PKK ve onun yasal görünümlü uzantılarına karşı tavır almayan solculuk, bu seçimi de kaybedecektir.

AKP ve onun türevlerine karşı yapılacak mücadelenin en büyük engelleyicileri bu etnik milliyetçilerdir. Emperyalizm ve siyonizmle işbirliği içinde olan bu sahte solculuk biçimi, mahkum edilmeden Türkiye’de siyasal bir başarı ancak hayallerde olur.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

  +  3  =  10

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.