Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı sonunda Almanya ile birlikte yenildikten sonra galip devletler Osmanlı üzerinde baskılarını iyice arttırmaya başladılar.
Ekim ayında imzalanan Mondros Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Galip devletlerin tüm dayatmalarını kabul etmek zorunda kaldı.
1913 yılında olan Bâb-ı Âli Baskını ile iktidara gelen İttihat ve Terakki Fırkası, Sadrazam Talat Paşa’nın 1918 yılının Ekim ayında görevinden istifa etmesine kadar ülkeyi yönetti. 1 Kasım 1918’de Fırka, son kongresini yaparak kendisini fes edince örgütün yöneticileri olan Enver, Cemal Paşa ve Bahattin Şakir, ülkeyi terk ettiler. Sadrazamlık yapan ve partide önder konumda olan Talat Paşa, çeşitli yerlere uğradıktan sonra Berlin’de yaşamaya karar vererek oraya yerleşti.

Avrupa’ya kaçan parti üyelerini yeniden bir araya getirmek ve siyasal bazı faaliyetleri yürütmek için Şark Kulübü’nü kurdu. Sade bir yaşam sürmesine rağmen parası iyice azalan Talat Paşa, Avrupa’daki bazı arkadaşlarında para istemek zorunda kaldı.
1. Dünya Savaşı, dünya ülkeleri arasındaki dengeler açısından olduğu kadar savaşa katılmış ülkelerin halkları açısından tam anlamıyla bir yıkım olmuştu. Milyonlarca insanın canını kaybetmesinin yanında şehirler yıkılmış ve ekonomiler çökmüştü.
Konumuzla ilgili olarak 1. Dünya Savaşı içinde özellikle İngilizlerin ve Rus Çarlığının kışkırtmalarıyla Ermeniler, bağımsız bir devlet kurma isteğiyle ayaklandılar. 19. yüzyılın sonuna doğru yaptıkları ayaklanmalarla Osmanlı’yı epey uğraştıran Ermeniler, arkalarına emperyalist devletleri de alınca Doğu Anadolu’da ayaklandılar. Osmanlı Devleti, Rus Çarlığı ile birlikte hareket eden ve yerleşim yerlerinde terör eylemleri gerçekleştiren bu azınlığı, Suriye’ye gönderme kararı alındı.
Savaş ve maddi koşulların yetersizliği koşullarında her iki taraftan da çok sayıda insan öldü. Abdülhamid dönemi ile birlikte Alman etkisine giren Osmanlı’da devlet yönetimine Almanlar da ortak olmuşlardı. Özellikle ordu içinde resmi görev alan Alman generaller, 1. Dünya Savaşı boyunca orduyu sevk ve idare etmişlerdi. Ermenilerin tehcir edilmesi gibi yüz binlerce insanı çok yakından ilgilendiren bir konuda Almanların sorumluluk almaması elbette düşünülemez. Aradan 100 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Alman Silahlı Kuvvetleri’nin o döneme ait belgelerine erişim yasağı halen devam ediyor. Bu davranışı, içinde Almanların da olduğu emperyalist merkezlerce Türkiye’ye yönelik olarak sürdürülen “Ermeni Soykırımı” yalanında suçları(!) gizleme çabası olarak tanımlayabiliriz.
Osmanlı Devleti’nde İttihat yönetimi sona erince İngilizci Damat Ferit Sadrazam oldu. Eski yönetimde görev almış yöneticiler için tutuklamalar başlarken Ermeniler de intikam alma düşüncesiyle İttihat Parti yöneticilerine suikastlar yapmaya karar verdiler. Yapılacak bu operasyonun adını da “Operasyon Nemesis”olarak koydular.
Nemesis, Yunan mitolojisindeki adalet ve intikam tanrıçasıydı.
Bu organizasyonu örgütleyen de Taşnak Cemiyeti’nin bir alt koluydu.
Operasyonun başına da Türkiye kökenli ABD’den Ermeni Sahahan Natali (Hagop Der Hagopian) getirildi.
Osmanlı devlet yöneticilerine ve Osmanlı yönetimi ile işbirliği yapan bazı Ermenilere karşı yapılan bu suikastların Ermeni Merkez Komitesi, İstanbul Merkez Komitesi ve Ermeni Devrimci Federasyonu tarafından gerçekleştirildiği ortaya konulan belgelerle bugün gün yüzüne çıktı.
Bu arada İngiliz istihbaratı, Talat Paşa’yı Berlin’de tutuklama isteğinden Almanlarla aralarında sorun çıkar endişesiyle vazgeçerken Paşa’nın Anadolu’da ve Müslüman halkların yaşadığı alanlarda yaptığı faaliyetleri deşifre etmek için izlemeye başladı. Bu niyetle alanında uzman olan gazeteci ve aynı zamanda İngiliz devletine çalışan Aubrey Herbert’i Talat Paşa’yla röportaj yapmak için görevlendirdi. Paşa’nın öldürülmesinden sadece dokuz gün önce yapılan bu görüşmede İngilizler, Paşa’nın Anadolu’da başlayacak bir direnişe ve Orta Asya’da, Müslüman ülkelerde İngilizlere karşı bir mücadeleyi organize etmeye çalıştığını tespit ettiler. Yayımlanan bu röportajdan Sovyet yöneticileri de rahatsız oldu. İngiliz ve Rus istihbaratı, Paşa ile ilgili bilgileri Berlin’deki ajanlarına ilettiler.
15 Mart 1921 tarihinde Ermeni militanı Solomon Teilirian, Paşa’yı sokakta ensesinden vurarak öldürdü. Paşa orada ölürken katil çevredekiler tarafından yakalanarak polise teslim edildi.
Teilirian, polis karakolunda tercüman aracılığıyla verdiği ifadede Berlin’e Talat Paşa’yı öldürmek amacıyla geldiğini ve bu cinayeti önceden tasarlayarak işlediğini itiraf etmesine rağmen yapılan duruşmalarda sanığın akli dengesinin yerinde olmadığı sonucuna varılarak beraat ettirildi. Sanık, bir kahraman gibi mahkeme salonundan çıktı. Berlin duruşması’nda verilen beraat kararı,, Ermeni militanlarını daha da cesaretlendirdi.
Sait Halim Paşa, 6 Aralık 1921 salı günü Ermeni terörist Arşavir Şıracıyan tarafından Roma’da Nemesis intikam operasyonları kapsamında öldürüldü.
17 Nisan 1922 tarihinde Behaeddin Şakir ile Cemal Azmi Berlin’de Aram Yerganlan ve Ajan T. adlı iki katil tarafından öldürüldü.
25 Temmuz 1922 tarihinde Ahmet Cemal Paşa, Tiflis’te Stefan Çekiçyan ve Bedros D. Bogosyan tarafında öldürüldü.
Enver Paşa, 4 Ağustos 1922 tarihinde Tacikistan’daki Belçivan yakınlarında Agop Melkovyan komutasındaki Bolşeviklerce öldürüldü.
Gel zaman git zaman Batılı emperyalist merkezler, “Ermeni Soykırımı” tezlerini 2. Dünya Savaşı sonrasında piyasaya sürdüler. Türklerin yaşadığı bölgelerle ilgili projeleri olan bu çevreler, Türkleri, Anadolu’da Ermeni, Pontus, Dersim soykırımları yapmakla suçlamaya başladılar. Tarihi gerçeklerden uzak bu iddialara Türkiye içinden; Ermenilerden, Kürt milliyetçilerinden, kaderini Batıyla birleştirmiş etnik olarak Türk kökenli olmayan solculardan, liboşlardan ve bazı İslami çevrelerden destek verenler oldu.
Ermeni terörist Teiliriyan’ın heykeli 22 Nisan 2015 tarihinde Ermenistan’da dikildi. Açılış törenine devlet yetkilileri de katılmıştı.
Heykelde Talat Paşa’nın başı, teröristin ayağının altında yer alıyordu.

Türk düşmanlığında zirvelerde oynayan Sevan Nişanyan, Ermenistan’daki heykeli sosyal medyasında paylaşarak ;
“1. Bireysel suikast etkili ve eğitici bir siyasi mücadele yöntemidir. Desteklenmelidir.
2. Kurumların sağlayamadığı adaleti kendi canını tehlikeye atarak icra edenler kahramandır. Yüceltilmelidir.
3. Ermenistan’da heykeltraşlık Sovyet devrinden bu yana gerilemiş. Düzeltilmelidir.” diyordu.

Birincisi, bireysel suikastların kitlelerde birikmiş olan nefret gazının boşaltılması dışında bir etkisi yoktur.
İkincisi, Berlin duruşmasında Batılı emperyalistlerin her türlü desteğini alan düzmece bir mahkeme ile Ermeni terörist sırtı sıvazlanarak ödüllendirilmiştir. Teiliriyan, bir kahraman değil, hasmını ensesinden vuran bir korkaktır.
Mayıs 2016’da Azerbaycan Türklerine karşı katliam yapmış ve Nazi savaş suçlusu olan ancak Ermenistan’da ulusal kahraman ilan edilen Garegin Njdeh / Ter Harutyunyan’ın heykeli resmi törenle Erivan’da dikilmiştir.
Ermeni terör örgütü ASALA militanı Monte Melkonyan’ın Erivan’da büstü vardır.
Sevan Nişanyan’ın 3. şıkta belirttiği üzere heykeltraşlık, Ermenistan’da devlet yetkililerinin himayesinde gelişiyor.
Türkleri sürgün, soykırım yapmakla suçlayan Ermeni çevreleri, 1. Dünya Savaşı döneminde Erivan çevresinde yaşayan 1,5 milyon Türk’e ne olduğunun hesabını vermelidir. Bugün Ermenistan toprakları üstünde kaç tane Türk yaşıyor ve Ermenistan meclisinde kaç tane Türk asıllı milletvekili var?
Sorunun yanıtı, sıfırdır.
Yakın dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesi, Talat Paşa Bulvarı üstünde Asala militanları tarafından öldürülen Dışişleri mensuplarını hatırlatmak ve Talat Paşa’nın anısını yaşatmak amacıyla bir heykel dikti.

Dikilen bu heykelden yukarıda adlarını saydığımız çevreler, rahatsız oldular.
İlk ses, DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan’dan geldi. George Aslan, “1915’te öldürülen, sürgüne gönderilen ve malları gasp edilen on binlerce Ermeni için bir anıt dikilmesi gerekirken onların ölüm emrini veren biri için anıt dikilmesini kabul etmiyoruz. Bir halk için bazı kişiler kahraman olabilirler ama başka halklar için bu insanlar kahraman değil birer katildir.” dedi. Bu konuşmanın ardından İyi Parti Milletvekilleri ile kürsüde başkanlık yapan Tekin Bingöl arasında tartışma yaşandı. Tekin Bingöl Kürt kökenli bir CHPli olarak George Aslan’dan yana tavır alıp soykırım iddiaları karşısında sessiz kalması dikkat çekti. Süryani kökenli Mardin Milletvekilinin bu konuşmasını hiçbir CHP Milletvekilinin eleştirmemesi ve sessiz kalması, Tuncer Bakırhan’ın “Biz Mecliste 15 yıldır CHP ile tek parti gibi hareket ediyoruz.” sözlerini akıllara getirdi. Meclis’teki AKP ve MHP Milletvekilleri de yapılan bu tartışmaları keyifle izlediler. AKP, CHP ve DEM Parti oylarıyla İyi Parti Milletvekiline kınama cezası verdiler.
İşin ilginç yanı, tarihte Süryani Katliamı olarak bilinen 50 bin Süryani’nin katledildiği olayın faili Kürtlerdi.
Şaşkın Milletvekili, kürsüden Süryani Katliamı’nı dile getireceği yerde o Batılı efendilerinin öğrettiği şekilde Türkleri katliam yapmakla suçladı. 19. yüzyılın son çeyreğinde ve “Ermeni Soykırımı” döneminde Kürt ağalarının Ermeni kadınlara ne yaptıklarını ve Ermeni mallarını nasıl yağmaladıklarını Alman beslemesi Taner Akçam’ın yazdığı kitaplardan biraz öğrenseydi böyle sakil gibi konuşmazdı.
Yavuz hırsız misali arkasına Batının tüm gerici güçlerini alan Soykırımcı şarlatanlar, ev sahiplerini bastırmaya çalışıyorlar.
Batılı merkezler tarafından fonlanan bianet’te yazan Cihan Ekinci, “ Talat Paşa’nın gölgesinde ‘solculuk’ oynamak” adlı yazısında Sabahat Akkiraz’ın Talat Paşa’yı sahiplenmesine çok alınmış.
Londra’da konser vermek üzere sanatçıyla anlaşan konser tertip komitesi, Sabahat Akkiraz’ın Talat Paşa’yla ilgili paylaşımını görünce hemen onu aforoz ettiler. Fikir özgürlüğü, sanatçı duyarlılığı,Alevi hakları gibi lafları ağızlarından hiç eksik etmeyen Kürtçüler, Alevi kökenli bir vatandaşı işlerine gelmeyince adeta kamuoyu önünde linç ettiler.
Yıllardır Alevi vatandaşları bir koyun sürüsü gibi Kürt gericiliğinin kuyruğuna takmaya alışmış çakma solculuğun “sürüden” aykırı bir ses duyunca yaşadığı hayal kırıklığının feryadı olmuş bu yazı. Emperyalizmin fonladığı bir platformda solculuk yapmayı kendine yakıştıran yazarımız, aynı Fetullah Gülen gibi ulusalcılığı hedefinin ortasına koyarak ateş ediyor. Ateş ederken de durmadan küfür ediyor ve defalarca çürütülmüş olan iddiaları peş peşe sıralıyor. Yüz yıl önce Berlin’de İngiliz istihbaratının bir elemanından kahraman yaratan etnik milliyetçiliğin suratına sürdüğü solculuk boyaları, pul pul dökülüyor. Bugün de her türlü etnik milliyetçilik ve dincilik kol kola girerek Cumhuriyetin aydınlığına karşı son vuruşu yapmaya hazırlanıyorlar. Ellerine aldıkları emperyalizmin kılıçlarını bizlere karşı sallarken bu kadar gürültü çıkarmalarının nedeni de bu yüzdendir.



