Siyasal konulara ilgi duyanlar, Taner Akçam’ı son dönemlerde “Ermeni Soykırımı” üstüne yazdığı kitaplardan, köşe yazılarından ve bu konuyla ilgili olarak gazetelere verdiği demeçlerden tanırlar.
Jeopolitikle bağlantılı olarak kullanılan ‘coğrafya kaderdir’ diye bir cümle vardır. Bu ifadeyle toplumların yaşadığı coğrafyadan kaynaklı olarak başlarına gelen her türlü olumlu veya olumsuz durum anlatılmaya çalışılır. Taner Akçam da içinde yaşadığı tarihsel dönemin ve kurduğu insan ilişkilerinin bir ortalamasıdır.
Yazarımız, 23 Ekim 1953’de Ardahan’ın Ölçek köyünde doğdu.
Vikipedi, yaşam öyküsünü anlatırken daha ilk cümlede onun Ahıska Türkü olduğunun altını çizse de başka kaynaklar, büyük dedesi Agop Ağa’nın Gürcistan’ın Ahilkelek- Mesketya bölgesinden zengin bir Ermeni, büyükannesinin de Gürcü olduğunu belirtiyorlar.
Bir insanı değerlendirirken onun etnik kökeninin çok fazla öne çıkarılmasının yanlış olduğuna ben de inanırım ama söz konusu Türkiye toprakları olunca geçmişte yaşanmış bazı etnik kavgaların travmasını üstünden atamayan bir takım insanlarda bu yön, daha da belirleyici hale geliyor. Ermeniler,“Dersimliler”, Rumlar, kendilerini tek başına çektikleri acılar üstünden tanımladıkları için kendilerine karşı “suç” işlediklerine inandıkları Türklere karşı bitmez tükenmez bir nefret duygusu besleyerek, yaşamları boyunca düşmanlarını zor duruma sokarak onlardan öç alma yoluna gidiyorlar. Tarihsel travmalara takılıp kalmış bu kişiler hangi siyasi düşünceyi savunurlarsa savunsunlar, davranışları hiç değişmiyor. Sonradan edinilen Müslüman, milliyetçi, Kemalist, liberal, sosyalist gibi kimlikler; etnik, mezhepsel acıları biraz dindirdiği ölçüde bir anlam kazanıyor. Kendini siyasal bir davanın neferi olarak gösterenlerin etnik-mezhep kimliğine bakıldığında hep bu gerçekle karşılaşıyoruz.
Taner Akçam’da da olan budur.
Ermeni kimliği, onun siyasal macerasında hep belirleyici bir unsur oldu.
Vikipedi’de yazıldığı gibi “Ahıska Türkü” olduğunu gerçek saysak bile, fanatik bir Ermeni’den daha fazla bu davaya hizmet etti.
Liseyi bitirdikten sonra girdiği ODTÜ’de ekonomi eğitimi alarak 1976’da mezun oldu.
1970li yıllar, siyasal çatışmaların yoğun olarak yaşandığı yıllardı.
Sağ- sol çatışmaları içinde Türkiye; hızla emek hareketinin ezildiği, işçi sınıfının kontrol altına alındığı, yetişmiş insan kaynağının biçildiği, ekonominin küresel ekonomiye bağlandığı, dinciliğe yol verildiği 80 darbesine doğru hızla koşuyordu.
Baba Dursun Akçam, Türkiye’de tanınmış bir yazardı.
Ailedekilerin hepsi DEV-YOL’u destekliyorlardı.
Taner Akçam, kısa zamanda örgüt içinde yükselerek Devrimci Gençlik dergisinde Yazı İşlerinden Sorumlu oldu. Dergide çıkan yazılardan ve bir kişinin öldürülmesine azmettirme suçlarından dolayı hakkında çeşitli davalar açıldı. Yapılan yargılamalar sonunda 8 yıl 9 ay hapse mahkum oldu.
Ankara Merkez Cezaevinde hapis yatarken örgütten arkadaşlarının yardımıyla kaçarak sahte pasaportla Almanya’ya gitti.
O, artık siyasi bir mültecidir.
Gittiği Almanya, onun siyasal dönüşümünün de bir merkezi oldu.
Almanya’ya yasa dışı yollardan giren Taner Akçam, Alman polisince yakalandı ve Alman Gizli Servisi (BND)’nin 3 ay misafiri oldu.
DEV-YOL gibi 80 öncesinin en kitlesel sol örgütün yöneticisi olan Akçam’a, Alman Gizli Servisinin kayıtsız kalması düşünülemezdi. ABD’nin Türkiye’den sorumlu masası da Berlin’deydi.
ABD ve Almanya; Türkiye’de Nurculuk gibi şeriatçı örgütleri finanse edip örgütlerken diğer yandan Milliyetçiler ve solcular arasından da adam devşiriyorlardı. 1965’ten sonra Türkiye’de silahlı çatışmaların yaygınlaşmasında Almanya’daki bu istihbarat merkezlerinin payı oldukça büyüktür.
80 sonrası Almanya’ya siyasi mülteci olarak giden sol örgüt yöneticilerinin bir çoğu, BND tarafından devşirildi.
1980’den 2025 yılına kadar geçen süre içinde şeriatçı örgütler(Nurcular, Milli Görüş, Kaplancılar, Süleymancılar vb.), Kürtçüler, Sosyalist Örgütler, Aleviler, Ülkücüler Alman istihbaratının koridorlarından geçtiler. Türkiye’deki ajan faaliyetlerinin ardında genellikle Amerikan, İngiliz parmağı aranır ama nedense Almanların eli atlanır.
Taner Akçam’nın 3 ay süren konukluğundan sonra ona kapılar bir bir açıldı ve bir siyasi mülteci olarak Nordrhein Westfalia Eyaletinde bir dil okuluna kaydı yaptırıldı, sığınma başvurusu kabul edildikten kısa zaman sonra Alman vatandaşı da oldu.
Berlin Hür Üniversitesinde Türkiye ve Kafkaslar’da Azınlık Çatışmaları konularıyla ilgilenen ve Almanya’nın Kafkaslarda özellikle Gürcistan’da yayılmacılık politikaları için tezler üreten BND Ajanı Tessa Hofmann’ın yanında çalışmaya başladı. Bu arada Hamburg’da Dev-Yol örgütlenmesini de yönetti.
Prof. Fischer’le birlikte Osmanlı’nın son dönemleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu konuları üstüne çalıştılar. Akçam, yazdığı “Türk Kültüründe İşkence” adlı tezi ile akademik yeterliliği uygun bulunarak 1988 yılında Hamburg Sosyal İncelemeler Enstitüsü’nde çalışmaya başladı.
“Ermenistan Sorunu, İstanbul Duruşmaları ve Türk Milli Hareketi”, “Türkiye ve Doğu Sorunu”, “İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu” adlı tezleriyle akademik basamaklarda hızla yükseldi. Alman devletinin resmi görüşü olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yapay bir devlet olduğu ve devletin halksız olduğu tezini her söylediğinde sırtı sıvazlandı. Kurulan Cumhuriyeti karalamak için “Ermeni Soykırımının faşist Hitler’e Yahudileri yok etmekte ilham verdiği” yalanını ortaya atıp Atatürk’le Hitler’i özdeşleştirme yoluna gidildi.. BND’nin uydurduğu sahte belgelerle Atatürk ve genç Cumhuriyet karalanmaya çalışıldı.
Taner Akçam’ın çalışmaları, ABD’de kurulu olan Zoryan Enstitüsü tarafından da destekleniyor. Bilindiği üzere Zoryan Enstitüsü, Ermeni Taşnak Partisi anlayışı doğrultusunda faaliyet yürütüyor.
Vurun Mustafa Kemal’e, Vurun Cumhuriyete!
Son yıllarda yurt dışında ve onlarla bağlantılı olarak çalışan bazı çevrelerce Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel ömrünü tamamladığını, zaten kuruluş aşamasında yanlış kurulduğunu, tekçi bir anlayışla kurulan Cumhuriyetin başka etnik grupları, mezhepleri dışarıda bırakarak demokrasiyi reddettiğini, diğerlerine zulüm uyguladığını, artık yeni bir Cumhuriyet kurulması vaktinin geldiğini öne sürüyorlar. Emperyalist-siyonist merkezlerde üretilen bu tezlerin içteki sözcüleri ise dinci gericilik, Kürtçü bölücülük ve küresel sistemin ulus devletleri yıkma programının destekçisi olan liberal çevrelerdir.
80’den sonra ortaya atılan ve liberallerin savunduğu “2. Cumhuriyet” ile Öcalan’ın dillendirdiği “demokratik Cumhuriyet” fikirlerinin esas hedefi, ulus devleti yıkarak emperyalizmin kurulmasını istediği federal devletlere bölerek Türk ulusunun devlet kurma hakkını tümden yok etmektir.
Bu amaca yönelik olarak son zamanlarda çalışmalar hızlandırıldı. 1. ve 2. Kürt Açılımı kampanyası ile eski rejim tüm kurumlarıyla tasfiye edilerek Batı’nın istediği yeni bir devlet kurulmak isteniyor, yeni bir Anayasa ile bu girişime hukuki bir kılıf uydurulmaya çalışılıyor.
Bu kampanyada en öne çıkan kişiler ise; Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’dır.
İçine girilen süreçle ilgili konuda, en çok onların söyledikleri önemseniyor.
Adı anılan kişilerin temsil ettikleri İslamcı, Milliyetçi ve Kürtçü anlayış, yeni devletin kurucu omurgasını da oluşturuyor.
İslamcı, Milliyetçi ve Kürtçü ittifak, bütün uğraşlarına rağmen halkın %72’sini hâlâ ikna edemedi. Meclis’i Apo’nun ayağına götürme konusunda bile adım atamadıkları gibi kurmak istedikleri şeyin ne olduğuna dair en ufak bir şey söyleyemiyorlar. İslamcı ve Milliyetçilerin bu korkaklığından yakınan Kürtçüler, onlara dönüp “Haydi konuşun! Haydi adım atın! Haydi biraz cesaretli olun!” diye bağırıyorlar.
Alman devletinin derin sesi ve emperyalizmin-siyonizmin avukatı olan Taner Akçam da alaca karanlıkta öten baykuş gibi, Batılı bazı kurumlarca fonlanan Medyascope sayfalarında ötmeye başladı.
2. Kürt Açılımının başlamasıyla birlikte Taner Akçam da medyascope’ta yazmaya başladı. Onun dile getirdiği düşünceler Alman devletinin Türkiye hakkındaki düşünceleridir. 1919 ile 1938 yılları arasındaki Atatürk’ün yönetimde olduğu dönem, hedefe konarak her makalede ateş edilmiş. Batı dünyası, Türklerin Anadolu’da kendi ayakları üstünde duran, bağımsız bir politika uygulayan, laik, modern bir devlet kurmasını bir türlü kabullenemedi. Böyle bir girişimin dünyada, özellikle Müslüman ülkeler nezdinde “kötü” bir örnek olduğu düşünülerek onu yıpratma ve yıkma yoluna gittiler. Uyduruk demokrasiyi reddeden, siyaseten Jakoben olan Kemalistleri, ırkçılıkla suçladılar.
İslamcılardan 2. Cumhuriyetçilere, Kürtçülerden Daron Acemoğlu’na kadar tümü, Kemalizmin demokrasiyi reddettiği gibi bir saçmalığı öne sürüyorlar. Daha dün padişahın kulu olan ve okur yazarlığı olmayan vatandaşla hangi demokrasi oyununu oynayacaktın? Devletin en üst seviyesindeki paşaların bile “Ben padişahın ekmeğini yedim. Saltanatın kaldırılmasına onay veremem.” dediklerini ne çabuk unuttuk. Cumhuriyetin ilan edildiğinin bir gün öncesi Mustafa Kemal, “Yarın Meclis’te birçoklarının kellesi uçacak” lafını neden etti acaba? Yapılan devrimler halka sorulsaydı, hangi devrimler halktan onay alırdı?
Halk bir yana, yönetimdeki bürokrasiye rağmen birçok iş başarıldı.
Evet Atatürk bir Jakobendi.
Geçmişte aydınlanmanın ateşini yakan burjuvazi, bugün Fransız Devriminin devrimcileri olan Jakobenlerden nefret ediyor.
Hele de geri kalmış ülkelerdeki Jakobenleri bulsa bir kaşık suda boğacak.
Alman borazanı Taner Akçam; 1919-1938 arası dönemde apartheid bir rejim sürdüğünü iddia ediyor.
Apartheid, Güney Afrika Cumhuriyetinde 1948-1994 yılları arasında Beyazların siyahiler üstünde kurdukları azınlık yönetiminin adıdır. Beyazlar, kurdukları diktatörlüklerini yasal düzenlemelerle pekiştirerek yerli halkı yıllarca yönettiler.

Dünyadaki en kötü bir yönetim şeklinden yola çıkan Taner Akçam, 20. yüzyılın başında kurulan genç Cumhuriyetle bir benzerlik kurmaya çalışıyor. Neymiş Türkler; kendilerinin dışında kalan Kürtlere, Çerkeslere, Boşnaklara, Alevilere baskı uygulayarak onların varlığını inkar etmiş ve eşit vatandaşlık ilkesini uygulamayarak ırkçılık yapmış. Öne sürülen bu kıstasları doğru kabul edecek olursak Almanya, Fransa, İtalya, ABD gibi ülkelerdeki yönetimleri de kolayca apartheid ilan edebiliriz. Öyle ya o ülkelerdeki baskın olan uluslar da diğer azınlıkları inkar ederek iktidar olmadılar mı?
Deli saçması bu fikirleri o ülkelerde öne sürenleri ya hapse atarlar ya da akıl hastanesine.
Türkiye’ye gelince bu fikirleri savunanlar; aydın oluyorlar, özgürlük, demokrasi yanlısı oluyorlar.
Taner Akçam, Almanlardan cesaret alarak vites yükseltiyor.
Neymiş, Cumhuriyet değerleri denilen görüşler, 1919 ile 1938 yılları arasında iktidar olan Kemalist yönetimin öne sürdüğü “ırkçı” tezlerin toplamıymış.
Yüzünü Batıya dönen laik, modern Türk çoğunluk, bu gerçekle yüzleşmeden Türkiye’ye demokrasi de gelemezmiş, Kürtler de özgürlük kazanamazlarmış. Kürt açılımının önündeki en büyük engel, laik-modern Türk çoğunlukmuş.
Kürt açılımının selameti için Türkler, 1919-1938 yılları arasında savunulan düşüncelerle, Cumhuriyet değerleriyle ve işlenen “suçlarla” yüzleşmeleri gerekiyormuş.
AKP de MHP de bu gerçeği kabul ederek ve bu döneme saldırarak yeni bir devleti inşa edebilirlermiş.
Erdoğan’ın bir takım sebeplerle açılımı zaafa uğratma davranışı sergilemesinden korkan Akçam, demokrasi adına CHP+MHP+ DEM ittifakını da öneriyor.
CHP’ye, CHP’nin yüzü Batıya dönük, laik kitlesine Cumhuriyet değerlerini ortadan kaldırmayı ve Atatürk’ü reddetmeyi öneriyor.
Taner Akçam, Türk ulusundan “20. yüzyılın ilk çeyreğinde modern bir devlet kurarak hata ettik. Hata etmekle de kalmadık ayrıca azınlıklara da zulüm uyguladık. Biz suçluyuz! Biz katiliz! Biz vahşiyiz!” demesini bekliyor.
Bu kafayla çok bekler.
Sosyalistlikle başlayıp kavga ettiği düşmanlarına dönüşerek Mankurtlaşan Taner Akçam’ın içinden çıktığı topluma hakarettir bu söyledikleri.
Emperyalizm, kullandığı işbirlikçileri işte bu tür durumlara sokar.
1970’lerde DEV-YOL’da başlayan siyasal mücadele, bugün emperyalizmle işbirliğine dönüşerek karşı cephede sürüyor.
DEV-YOL gibi bir sol örgütten Taner Akçam gibi işbirlikçilerin bol sayıda çıkması düşündürücüdür.
Bu örgütün günümüzdeki izdüşümleri olan parti ve gazetelerde sinsice işlenen Cumhuriyet karşıtlığının sebeplerini nerede arayalım?
Soros vakıflarıyla iş tutmak Mahir’in Kesintisiz Devrim’in neresinde yazıyor?
Her neyse bu sorun, ayrı bir yazının konusu olacak kadar derin olduğu için biz yeniden konumuza dönelim.
Taner Akçam, yaşadığımız dönemin Ali Kemal’idir.
Medyada çok çok konuşan Ali Kemallere inat, Türk ulusu bu 10 Kasım’da da önder Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkarak ne düşündüğünü açıkça ortaya koydu.



