Erdal İnönü, 31 Ekim 2007 tarihinde ölmüştü.
CHP Genel Merkezi, onu anmak için Sarıyer Belediyesinin bir salonunda TÜSES’in rehberliğinde tören düzenledi.
Erdal İnönü, İsmet İnönü’nün en tanınan çocuğu idi.
O da babası gibi Kemalist devrime ihanet eden ve ondan olduğunca uzakta konumlanan birisiydi.
Baba İnönü, 1935li yıllarda Kemalist devrimi rotasından saptırmak ve onun önderini bir tertiple iktidardan uzaklaştırmak isteyen uluslararası bir ekibin içindeydi. Hastalığını fırsat bilen ve tümüyle masonlardan oluşan tıp heyetinin gayretleriyle Atatürk 1938’de ortadan kaldırıldı. Başını İngiltere’nin çektiği uluslararası burjuvazi, bağımsız bir politika izleyen ve kendine dair bir aklı olan bir liderden kurtulmuştu.
İktidara gelen İsmet İnönü yönetimi, Türkiye’yi Batı limanına demirlerken, Kemalist devrimin varmak istediği çağdaş uygarlığın yerine Batılılaşma diye yeni bir hedef koydu. Bu iki kavramın içeriği birbirlerinden çok farklı olmakla birlikte “Batılılaşma” fikrini ortaya atanların siyasi niyetlerini de açık ediyordu. 1938’den sonra Batılılaşma hedefiyle hareket eden siyasi iktidarlar yıllar içinde Türkiye’yi tam anlamıyla Batının uydusu haline getirdiler ve ülkeyi sömürge valisi anlayışıyla yönettiler.
2. Dünya Savaşı yılları içinde devlet bürokrasisi ve CHP içindeki Atatürkçü kadrolar, tasfiye edilerek yerlerine Batı işbirlikçisi kişiler getirildi. İstanbul’un işgali döneminde mandacılığı savunan İnönü’nün 1940lı yıllarda yeniden İngiliz muhipliği nüksetmişti. 1945’e kadar sıkı bir İngilizci olan İsmet, kendisini 1945’ten sonra dünyanın tartışılmaz lideri olan ABD’nin kollarına attı.
Aşağıdaki resimde İsmet İnönü, bakışıyla, sağ elini kaputunun içine sokarak duruşuyla kendini Atatürk’e benzetmiş ama o her haliyle, izlediği siyaset tarzıyla M. Kemal’in tam zıttıydı.

Cumhuriyet tarihini yazan sol kesimden bazı kişiler, onun Türkiye’yi 2. Dünya Savaşı’na sokmayarak ve çok partili hayatı başlatarak çok önemli iki işi başardığı yalanını söylemeyi çok severler. Emre Kongar gibi hocalar ve CHP’nin gelmiş geçmiş yöneticilerinin tümü de inanarak bu yalana hizmet ediyorlar.
Türkiye’nin o yıllarda savaşa sokulmamasının nedeni, eldeki savaş malzemelerinin çok yetersiz ve eski olmalarıydı. 2. Dünya Savaşı’na yön veren Batılı liderler, sonradan yazdıkları anılarında bu gerçeği açık açık ifade ederler.
1945 yılından sonra ABD yönetimi, İsmet Paşa’yı çok partili yaşama geçmesi için sıkıştırdılar. İnönü’ye yeşil kuşak için bir takım adımlar attıran ABD yönetimi, dünyada ve Türkiye’de dinci gericiliği örgütlemek için sağcı daha işbirlikçi çevreleri Türkiye’nin başında görmeyi tercih edince bu niyet 1950 seçimlerinde gerçeğe dönüştü.
İnönü’nün Pembe Köşkü’nde Celal Bayar’la yapılan bir anlaşma sonucu; Demokrat Parti’ye iktidar, CHP’ye de muhalefet rolü biçildi. Pembe Köşk Muvazaa’sı denilen bu anlaşma ile Türkiye, sağcı iktidarlara mahkum edildi.
Erdal İnönü de aynı babası gibi, Türkiye’yi Batı dünyasına bağlı olarak halkı Kemalist devrimden uzaklaştırmak ve Atatürk’ten soğutmak için elinden geleni arkasına koymadı.
CHP, 1938’den sonra Batı işbirlikçisi İsmet İnönücülerin partisi oldu.
CHP’de İsmet İnönü’nün fikri egemen düşünce oldu.
İnönü ailesinin Atatürk ve Türk devrimine bu kadar uzakta durmasında, ailenin Ermeni kökenli olmasının ne kadar etkili olduğu ise ayrıca araştırılması gereken önemli bir konudur.
1980 darbesinde tüm partiler kapatılınca ve Bülent Ecevit, CHP’yi terk ettiğini ilan edince Erdal İnönü’ye gün doğdu, hemen harekete geçerek kendisi gibi düşünen arkadaşlarıyla birlikte Sosyal Demokrat Parti’yi kurdu.
Sosyal Demokrasinin Türkiye gibi ülkelerde uygulanma koşullarının olmadığını, sosyal demokrat partilerin Avrupa kıtasına ait olduğunu ve en önemlisinin de sosyal demokrasi ilkelerinin Kemalist devrimin inkarı üstünden şekillendiğini, Atatürk’ün sosyal demokrasiyi reddettiğini daha önceki yazılarımda uzun uzun anlatmıştım. Burada aynı şeyleri tekrar etmeyeceğim. İsteyenler daha önceki yazılarıma bakabilirler.
Ne Deniz Baykal, ne Bülent Ecevit ne de Erdal İnönü, Kemalist devrimden yana değildiler. Kendi aralarındaki kavganın nedeni, %30’luk kitleyi kimin kontrol edeceği ile ilgiliydi. “Yeni Sol, Yeni CHP, Demokratik Sol, Anadolu Solu” gibi yapılan gevezeliklerden sonra değişen bir şey yoktu.
Türkiye’deki sosyal demokratların, Alman sosyal demokratlarından çok samimi arkadaşları oldu. Erdal İnönü, bu dostluğun oluşmasında köprü görevini üstlendi. Alman dostların tavsiyesine uyularak PKK’nın siyasi temsilcileri SHP marifetiyle Meclis’e taşındı. Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen bir olay gerçekleşti ve silahlı mücadele veren bir örgütün temsilcileri Meclis’te yer aldı, zamanla bu anlayış işbirlikçi medya marifetiyle halka benimsetildi. Öyle ki, Apo’nun özel temsilcisi Pervin Buldan gibi kişiler, Meclis oturumunu yönetirken PKK taleplerini, görüşlerini yüksek bir seviyede dillendirme fırsatını bile yakaladılar.
Aslan sosyal demokratlar, Avrupalı dostlarının tavsiyesiyle Kürt ayrılıkçılığının Türkiye’de meşrulaşması doğrultusunda çok çalıştılar. Sosyal Demokrasi düşüncesinin parti tabanında yaygınlaşması için parti okulu kurdular, buralarda liberal uzmanları çalıştırdılar, Sorosçu TESEV’in uzmanlarını belediyelerde görevlendirdiler, TÜSES, SODEV ve Sosyal Demokrasi Derneği, CHP’ye yön veren kurumlar olarak öne çıktılar. Ayrıca Alman Friedrich Ebert Vakfı, tüm bu işleri kotaran bir üst akıl olarak işlev gördü. Sömürge kafalı CHP yöneticileri, yüz yıl önce Enver Paşa’nın düştüğü tuzağa bilerek düştüler.
TÜSES’in örgütlediği Erdal İnönü’yü Anma Toplantısında Özgür Özel’in yaptığı konuşmayı CHP’nin web adresinden okuyarak; partinin tarihsel köklerinden ne kadar uzaklaştığını, Cumhuriyet devrimine düşman ideolojileri nasıl benimsediği ve uluslararası burjuvazinin temsilcilerini kılavuz edindiğini görebilirler.
TESEV Başkanı Altan Ertürk, dolandırıcılıktan dolayı içeri alındığından yapılan toplantıya katılamamış.
Özgür Özel yaptığı konuşmada “Biz de, benden önceki Genel Başkanımız da hep ısrarla Kürt sorununun çözümünün yerinin Meclis olduğunu ve Meclis’te kurulacak komisyon olduğunu söyledik.” diyor. “Masadan kalkacak mısınız?” diye soranlara “O masa fikrinin sahibi biziz.” diyerek azarlıyor. Erdal İnönü’nün Kürt sorununa yaklaşımını vasiyet olarak kabullenen Özel,
“Kürtler ‘Sorunum var’ diyorsa Türkiye’de Kürt sorunu var demektir. Siyasetin görevi; onlar ‘Sorunum kalmadı’ diyene kadar onları dinlemek, onların sorunlarına çözüm üretmektir.” diyerek de ekliyor.
Demek ki burada kavranması gereken halka, Kürtlere “Hiçbir sorunum kalmadı.” diyene kadar hak vermek.
Yedi düveli arkasına almış bir Kürt hareketini, ancak Birleşik Büyük Kürdistan’ın kurulması tatmin eder.
Gerisi laf-ı güzaftır.
Gidişat da o yöndedir.
Özgür Özel, CHP Genel Başkanı olarak Büyük Kürdistan’a giden yolları döşüyor.
Özgür Özel ve CHP’nin üst yönetimi, tabanı istemese de bu tarihi işte çok kararlıdır.
O bu anlayışını “O komisyonun dışında kalmak, bu sürecin dışında kalmak, tarihin yanlış tarafında durmak bizim işimiz değil. İlk sorulduğunda söylemiştim. Tarihin doğru tarafında durma sorumluluğumuz var.” diyerek gideceği yönü ve tuttuğu tarafı açıkça söylüyor.
Aslan Sosyal Demokratlar, emperyalizmin ve siyonizmin Türkiye’de ulus devleti, Cumhuriyet kazanımlarını tasfiye ederek çok dilli, çok kültürlü federal bir İslam Cumhuriyetini kurma projesinin görevlisi olduklarını daha net bir biçimde açıklıyorlar. Özgür Özel, Batının önlerine koydukları ulus devleti ortadan kaldırma görevini “tarihin doğru tarafında durmak” olarak açıklıyor.
Evet, CHP yöneticisi aslan sosyal demokratlar, emperyalist cephenin yazdığı tarihin bir unsuru olmakla, aynı cephede savaşmakla övünüyorlar
CHP yöneticilerinin bu tavrı, özelleştirmeler döneminde iş yerinde örgütlü olan sarı sendikaların tavrına ne kadar da benziyor. Yapılan özelleştirmelerin o iş yerinde örgütlü olan işbirlikçi sendikaların da sonunu getirdiğini bilmelerine rağmen, o sendika yöneticileri özelleştirmelere karşı tavır almadılar ve sonuçta tasfiye oldular. Çünkü o sendikalar; tavır olarak, yaşam tarzları ve savundukları görüş olarak karşı devrimin bir unsuruydular.
CHP yönetimi de, partileri de kurulduğu ilan edilecekyenidevlette var olamayacakları için tasfiye edilecekler.
Bu gerçeği bilen, yeni geleni az çok sezen aslan Sosyal Demokratlar, karşı devrimci cephede yer alarak kendilerini de yok edecek oluşumları kararlılıkla savunuyorlar.
Ne diyelim?
Aptallıklarına doymasınlar, bilerek girdikleri emperyalizmin ve siyonizmin çamur havuzunda debelenerek boğulsunlar demekten başka elimizden bir şey gelmez.
Türkiye’de Açılım Olur da İngiltere kayıtsız kalır mı?
1. Açılım döneminde Oslo’da PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan gizli görüşmelerde hakem ülke olarak İngiltere görev almıştı.
Orta Doğu’da sinek uçsa İngiltere’nin haberi olur.
Dünyanın neresinde iki kuzu kavga etse o işte mutlaka İngiltere’nin parmağı vardır.
Dünyada 3 yüzyıl süren kanlı sömürgecilik deneyiminin bilgisiyle bugün de İngiltere dünyanın her yerine ellerini uzatarak o bölgeyi istediği biçimde düzenlemeye gayret ediyor.
Yeni bir devletin kurulduğunun ilan edilmesine beş kala ülkemizdeki iktidara önerilen federal bir devlete geçiş için başlatılan Kürt açılımı düşüncesinin asıl sahibi İngiltere ve ABD’dir.
Türkiye’deki iktidara verilen ev ödevinin bitirilmesi için verilen sürenin çok kısa olduğunu, bütün yetkililer açıkladılar.
Komisyon üyelerini Apo’nun karşısına dikmeden önce bazı komisyon üyelerini İRA deneyimini öğrenmek için İngiltere’ye gönderdiler.
Daha doğrusu İngiltere’de kurulu olan Demokratik Gelişim Enstitüsü adlı kuruluş, komisyonu 3 günlük bir gezi için Londra’ya davet etti.
MI6’in kontrolünde olan bu kuruluşun özel olarak ilgilendiği alan “Kürt Sorunu”dur.
Enstitü Başkanı Kerim Yıldız ve ona bağlı heyet defalarca Türkiye’ye gelip toplantılar düzenledi.
Parti başkanlarıyla görüştüler, konuyla ilgili olarak raporlar düzenlediler. Örgütün yönetim ve danışma organlarında Ali Bayramoğlu, Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Prof. Dr. Mehmet Asutay, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Vahap Coşkun, Ayşe Doğan, Kezban Hatemi, Kadir İnanır, Bejan Matur, Avni Özgürel, Ufuk Uras, Ahmet Mümtaz Taylan gibi tanınmış kişiler yer alıyor.
CHP’yi temsilen bu geziye Sezgin Tanrıkulu ve Oğuz Kaan Salıcı katıldı.
Atatürk’e ve Cumhuriyete düşman olan bu kişilerin düşmanlıkları, taşıdıkları ideolojiden mi yoksa Kürt kökenli oluşlarından mıdır bilinmez. Ama bilinen bir gerçek varsa da CHP’nin aslan Sosyal Demokrat yöneticileri, İngiliz İstihbaratının yaptığı bir etkinliğe doğru kişileri arayıp bulmuşlar.
Tebrik ederiz.
Komisyon üyeleri Dublin’de; Kuzey İrlanda Barış Sürecini, Filipinler’deki deneyimleri dinleme ve öğrenme fırsatını yakalamışlar.

Kuzey İrlanda’da IRA’yı ABD destekliyordu.
ABD, yardımı kesti, Kuzey İrlanda sorunu bitti.
İspanya’da BASK’ı Fransa destekliyordu.
Fransa BASK’a yardımı kesti, BASK sorunu bitti.
Bugün dünyada bir devletin desteği olmadan hiçbir etnik kalkışma amacına ulaşamaz.
Sri Lanka’da Tamil Gerillalarının ayaklanması, Hindistan’ın yardımı kesmesiyle birlikte sona erdi.
Orta Doğu’da Kürt ayaklanması, bütün Batılı ülkelerin desteği ile 50 yıldır sürüyor.
Kürdistan’ı kurmak için ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İsrail gibi ülkeler var güçleriyle çalışıyorlar.
PKK, Türkiye’yi yıkmak için kullanılan bir koçbaşıdır.
Türkiye’nin aydını ve Cumhuriyetçisi bu gerçekle yüzleşmeden aydın sıfatını hak edemez.
Cumhuriyetçi kurumları, emperyalizmin yardımıyla ele geçirip gizlice bazen de açık açık onlara yardım eden maskeli işbirlikçileri içinden atmadan kurtuluştan, özgürlükten, güzel günlerden söz etmenin de bir anlamı yoktur.



