Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Aşı Tartışmalarında Kim, Nerede Yer Alıyor?

11 Eylül 2021 günü İstanbul Maltepe’de bir miting gerçekleştirildi. Uzun zamandan beri Avrupa’da, Amerika’da ve Avustralya’da bazı insanlar aşı uygulamalarını ve alınan önlemleri sokaklara inerek protesto ettiler ve ediyorlar. Türkiye ise geç de olsa bu eylemler zincirinde yerini aldı.

Miting haberi medyaya düşünce tartışmalar hemen başladı. Mitingi organize edenlerin siyasal duruşlarına bakılarak eylem daha olmadan mahkum edildi. Aşı karşıtlığının, “Bilim düşmanlığı ve öne sürülen savların ise birer komplo teorisinden ibaret olduğu” söylendi. Miting günü mikrofondan gelen kitleye seslenen Abdurrahman Dilipak gibi yazarların olması laik kesimi oldukça sevindirdi. Dinci kesimin olayları ele alış biçimi genelde sakat olduğunda dolayı aşı ile ilgili söyleyecekleri de tutarsızlıklarla dolu olacağı düşünülüyordu. Dilipak, aslında uzun zamandan beri gazetesindeki köşesinde bu konuyu işleyip duruyordu. Öne sürdüğü bazı düşünceler, AKP uygulamalarıyla çelişiyordu. Aynı gazetede yazan Ali Akben ise aşı konusunda Dilipak gibi düşünmediğini belirterek Maltepe’de miting yapanları eleştirdi.

Ahmet Davutoğlu’na yakın olan Karar gazetesinden İbrahim Kiras, “Aşı karşıtları aslında neye karşı?” adlı köşe yazısında, Bunlara fazlaca şaşmamak lazım. Dünyada komplo teorilerine inanan büyükçe bir kesim var. Elvis Presley’in ölmediğine, Amerikalıların aya gitmediğine, 11 Eylül saldırısında ölenler arasında Yahudilerin bulunmadığına, dünyayı üç veya beş ailenin yönetmekte olduğuna inanıyor milyonlarca insan.” diyerek eleştirdi. Görüldüğü kadarıyla İslamcı, muhafazakar kesimde aşı konusunda görüş birliği sağlanamamış. Gazetelerde köşe yazarları aşı konusunu farklı ele alıp değerlendiriyorlar. İslamcı camianın aklı pek karışık. Kimi Sağlık Bakanının arkasında saf tutarken, kimileri de onu isim vermeden“küresel güçlerin adamı olmakla, İslam’a aykırı davranmakla” suçluyorlar.

Ama sol cephe öyle mi?

Sol bu aşı konusunda tek parça olmuş durumda. Hep birlikte -bir merkezden emir almışçasına – aynı şeyleri söyleyip duruyorlar. Geçmiş dönemde 40 fraksiyona bölünmüş solun bugün aşı konusunda mermer gibi tek parça olmasına sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum.

Birgün gazetesi eylemin ertesi günü haberi, “Aşı karşıtlarından bir garip miting” başlığıyla verdi. Acar muhabir, mitinge katılanlara mikrofonunu uzatarak onlardan istediği yanıtı almış. Mikrofona konuşanların, söylediklerinden yola çıkarak aşı karşıtlarının cehaletlerini, “Bir başka konuştuğum kişi araştırmalardan bahsediyor. Ama mesleğini soruyorum, konuyla alakası yok.” diyerek belirtiyor.

Aynı gazetenin köşe yazarı Kaan Sezyum, “Aşı ve ötesi” adlı yazısında aşı karşıtlarıyla dalga geçmiş.

Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan, Covid’e karşı Mrna aşılarının yarı insan yarı maymun çocuklar doğmasına neden olacağını söyleyince karşı tarafa büyük bir koz verdi.

Cumhuriyet gazetesinden Elçin Poyrazlar, “Erbakan’ın sözleri küresel boyutta devam eden bilim ile bilim karşıtlığı arasındaki amansız çatışmanın da yerel yansıması bir bakıma” diyerek karşıtları “hurafelere” inanmakla suçladı. Ayrıca dünyada da buna benzer eylemlerin olduğunu belirterek Almanya’daki Querdenken hareketini yazısında şöyle anlatmış:

…Almanya istihbaratı aşı karşıtlığını, yanlış bilgi ve komplo teorilerini yayan ve geniş çaplı eylemler düzenleyen Querdenker hareketini radikal gruplar kapsamında gözetim altına almak zorunda kaldı. Bu grupların aşırı sağcı fraksiyonlarla temas içinde olması, devlet sistemine karşı eylemlere girişmesi bir rastlantı değil. Aşı karşıtlığı kendine alan ve siyasi sermaye yaratmak isteyen radikal, gerici, köktendinci gruplar için artık ideolojik bir silah. …

Querdenken hareketi konusuna yeniden döneceğimden dolayı burada bir şey söylemeden yazıya devam edeyim.

Verdiğim örnekleri daha fazla uzatmadan son olarak da Evrensel gazetesinden Mustafa Yalçıner’in değerlendirmelerine bir göz atalım.

Evrensel gazetesi , miting haberini Birgün gibi vermiş. Hatta mitinge katılanlara saçmalama haklarını kullandırarak olayı trajikomik hale sokmuş. Yalçıner ise köşe yazısında salgınla ilgili bir tarihçe yazdıktan sonra durumu şöyle değerlendirmiş:

…Ancak bu yönüyle de insanlık önemli bir sıkıntı içinde. Kimilerince ‘demokratik hak’ olarak savunulan, kimilerinin de düpedüz bilim karşıtı bir gericilikle soyunduğu aşı karşıtlığı ülkelerin sınırlarını aşmış bir sorun oluşturuyor. En küçük bir bilimselliği olmayan gerekçelerle aşı karşıtları toplanıp mitingler düzenliyor ve sözde hak savunuculuğu yapıyorlar. Hak savunma adına olumlanabilir mi? Aşı olmayı reddetme ne tür bir hak kapsamına girebilir? Bu açıdan bir haktan söz edilecekse, bu ancak insanlara hastalık bulaştırma hakkı olabilir ki, bu kabul edilebilir şey değildir!…

Sol parti, sendika, dernek gibi kuruluşlar TTB’nin ve her gün tüm kanalları gezen Mehmet Ceyhan’ın arkasında saf tutmuş durumdalar.

Aşı önlemlerini savunan çevreler şu tezleri öne sürüyorlar:

  • Aşı karşıtlığı bilim düşmanlığıdır.
  • Bill Gates ve küresel güçler söylemi birer komplo teorisi olup uydurmadır.
  • Aşı karşıtları, aşı olmadan insanların arasında gezerek başka insanlara hastalığı bulaştırıyorlar. Bu yüzden tecrit edilip hakları elinden alınmalıdır.
  • Aşı olmak istemeyenler ikna edilerek, olmuyorsa zorla aşılanmalıdır.
  • Aşı olmayanlar; eğitim kurumlarına, sinema, tiyatro ,salonlarına vb. alınmamalıdır.
  • Aşı olmayanların işten çıkarılmaları normaldir.
  • Aşı karşıtlığı yapan kesimler dünyada olduğu gibi ülkemizde de faşist, dinci, gerici, cahil insan topluluklarıdır.

Yukarıda yer alan maddeler, öne sürülen savların temelini oluşturuyor. Dünya çapında ortaya çıkan salgından sonra medyada yoğun bir korkutma kampanyası başlatıldı. Her gün saatlerce televizyonlardan tek yanlı olarak insanlar koşullandırılıyor. Programlarda karşı görüşü savunan bilim çevrelerine yer verilmiyor.

İnsan aklı soru sorar.

Bilimde kuşkuculuk esastır.

Bilim, baştan peşin olarak hiçbir şeyi kabul etmez. Tüm kanallarda karşı görüşü olan profesörlere ambargo uygulanıyor. Aşı uygulamalarının bayraktarlığını yapan Mehmet Ceyhan, “Ben arkadaşlara gereken uyarıları yaptım. Hiçbir arkadaşımız aşı aleyhinde görüş belirten bir kişiyle tartışmayacak. Onları muhatap almıyoruz.” diyor.

Peki; doğruyu, bilimi temsil ediyorsanız neden korkuyorsunuz?

Onların savundukları hurafeleri, akıl ve bilim dışı tezlerini çürüterek de halkın gözünde kahraman olmayı neden seçmiyorsunuz.

Yoksa öğrenilmesini istemediğiniz, gizlediğiniz bir şeyler mi var?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, pandemi konusunda ulusların, halkların ortak bir karar alamadıklarını belirterek “çılgın senaryoya geçilmesi” gerektiğini söyledi. Bu plana göre; “Acil Durum Platformu” kurulacak. Bu oluşturulacak yapıda; hükümetler, BM, uluslararası finans kurumları, özel sektör ve diğerleri yer alacak ve bu kurum, küresel hükümet gibi davranacak . Guterres, BM Vesayet Konseyi’nin oluşturulduğunu belirterek “dezenformasyon ve komplo teorileriyle mücadele etmek için” yalan söylenebileceğini savundu.

Sayıları az da olsa, küresel yalanlara karşı duran bilim çevrelerini susturmak için BM devreye sokulmak isteniyor.

Tüm dünyada küresel çetenin. aşı bahanesiyle insanlığa yönelik saldırılarına karşı çıkan bilim adamları da var. Onların açıklamaları kurulan tezgahı deşifre ediyor.

Yurdumuzda mutasyonlara karşı üçüncü, dördüncü aşıların mutlaka olunması gerektiği savunulurken ABD’den mNRA teknolojisini bulan Dr. Robert Malone ise Washington Times’ta yazdığı makalede şöyle diyor:

Gerçek bilim, ne kadar çok aşı yaparsanız, aşıya dirençli mutasyonlar üretme ihtimalinizin o kadar yüksek olduğunu söyler. Bu nedenle, aşılanmış olanların mutasyonlara yakalanma olasıllığı daha yüksektir. Başka bir deyişle, aşılanan insan sayısını en aza indirmek, en savunmasız kişileri korumanın en iyi yoludur.

Yazısında aşıların her birinin çok çeşitli ciddi yan etkilerinin olduğu ve insanları öldürebildiğini belirtiyor. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün bu tür olayları göz ardı ettiğini, AB’nin ise verileri kamuoyuna açıkladığını, 31 Temmuz 2021 itibarıyla Avrupa’da 20.525 ölüm ve 1.960.607 vaka kaydedildiğini makalesinde yazıyor.

Şimdi hangi tarafa inanacağız?

Konuşmaktan, tartışmaktan kaçarak, olayları, bilgileri karartarak tehdit ve şantajla sonuç almaya çalışanlara mı inanacağız?

Diğer tarafta kamuoyu önünde gerçekleri konuşmak isteyen, maddi bir çıkarı olmayan bilim çevrelerine mi?

Doymak bilmez ilaç şirketlerinin ilaç mümessili olmuş Prof. etiketli kişilere mi?

Kimlere inanacağız?

Bizim medyaya bakılırsa özellikle ABD ve AB aşıları çok güvenli olup hiçbir yan etkisi yok.

Yan etkiden ölen, başka hastalıklara yakalanan, ciddi sağlık sorunları olanlar söylenmiyor.

Bilim çevreleri ise; aşı diye insanlara şırınga edilen sıvıların hiçbirinin aşı ruhsatının olmadığının altını kalın çizgilerle çiziyorlar.

Evrim geçiren virüsün hızına hiçbir aşının yetişemeyeceği gün gibi ortadadır.

Aşı tartışmalarında en çok adı geçen Bill Gates’in küresel salgınla ilgili olarak yaptığı açıklamalarıyla dikkatleri üstüne çekiyor.

Salgının nasıl seyredeceği konusunu ondan öğreniyoruz.

Microsoft’un sahibi Gates, bir yanda bilgisayar, yazılım, teknoloji alanlarında etkinliklerde bulunurken aynı zamanda genetiği değiştirilmiş yiyecekler üreterek insanlığı açlıktan kurtarmaya(!) çalışıyor. Hissedarı olduğu Monsanto Şirketi ile bu alanda dünya çapında faaliyette bulunuyor.

Bill Gates aynı zamanda aşı işi ile yakından ilgilenen biri. 2010 yılında katıldığı bir konferansta küresel aşı ve yeni tedavi yöntemleri ile dünya nüfusunun % 10 – 15 azaltılabileceğini söylemişti.

Değerli bilim adamı Prof. Sait Yılmaz’ın yazdığı Medikal Derin Devlet ve Bill Gatesadlı uzun makaleden Bill’in aşı maceralarından bazılarını görelim:

… Gates Vakfı son yirmi yılını Afrika’da yoğun çocuk aşısı programları ile geçirdi. 2014 ve 2015’de WHO ve UNICF ile birlikte Kenya’da kitlesel tetanos aşı programı yürütüldü. Kenya Hükümeti, tetanos aşısında kullanılan bir maddenin, 500 bin civarında 14 – 49 yaş arası genç kızlar ve kadınlarda kalıcı kısırlığa yol açtığı açıklamasında bulundu. Bu aşıları yapan kamu özel ortaklığı ve GAVI, WHO ve UNICEF’in parçası ve pek çok özel ortağı olan büyük bir ilaç devi. Gates’in aşı geçmişine bakalım;

* Önce Hindistan’daki Ulusal Bağışıklık Teknik Danışmanlık Grubu’nun (NTAGI) 1,2 milyar dolarlık hissesinin 450 milyon dolarlık bölümünü alarak çocuk felci için aşı yapmalarını istedi. Ancak, daha sonra Hintli doktorlar Gates’in bu aşıyı salgın hastalık vasıtası haline getirerek Afrika’da 2000 – 2017 yılları arasında 490 bin kadar çocuğun ölümüne yol açtığını iddia ettiler ve Gates ile ilişkilerine son verdiler. Çocuk felci salgını en çok Kongo, Afganistan ve Filipinler’de görüldü. 2017’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gönülsüzce çocuk felci salgınının öncelikle aşıdan kaynaklandığını kabul etti. 2018’de küresel olarak çocuk felci vakalarının % 70’i aşıdan kaynaklanıyordu.

* 2002 yılındaki Gates’in MenAfriVAc menenjit kampanyası ile zorla aşı yapılan yaklaşık 500 çocuktan 50’si felç oldu. Güney Afrika gazeteleri olayı ilaç şirketleri için kobay (guiena pig) olduk diye yazdı. Nelson Mandela’nın eski ekonomi danışmanı Prof. Patrick Bond, Gates’in hayırseverlik işlerini acımasız ve ahlaksız olarak niteledi.

*2010’da Gates Vakfı, GSK’nın sıtma aşısını fonlarla destekledi. Afrika’da test yapılan 5.949 çocuktan 151’i öldü, 1048’inde başta felç olmak üzere ciddi hasarlar oluştu.

* 2017’de WHO’nun DTP (Difteri, Tetanos ve Boğmaca) aşısının Afrika’da önlediğinden daha fazla çocuğu öldürdüğü ortaya çıktı. Aşıyı alanların almayanlara göre 10 kat daha fazla öldüğü tespit edildi. Afrika’da her yıl on milyonlarca çocuk bu tür ölümcül aşılara zorlanıyor….

Küresel güçler, insanlığı projeleri doğrultusunda büyük bir felakete sürüklerken onlarla işbirliği yapan devletleri ve işbirlikçileri kullanıyorlar. Ulus devlet içinde yer alan parti, sendika, dernek, vakıf gibi kurumlar ve medya onların en sağlam dayanaklarını oluşturuyor. Ellerinde tuttukları medyadaki yazarların kamuoyu oluşturmada büyük güçleri olduğu herkesçe bilinmektedir. Atatürkçü, devrimci, ilerici, yurtsever bilinen çevrelerin zaman içinde bu küresel güçlerin etki alanına girdiklerine her olayda tanık oluyoruz. Bugün aşı konusunda çok az sayıda insanın dışında herkes bu işin bayraktarlığını yapıyor. Muhalif gibi görünen parti, dernek ve basın organları Dünya Sağlık Örgütü’ne bakıp o kurumun her dediğine inanıyor. İnanmakla da kalmayıp bayraktarlığını yapıyor. Bu kurumun ardındaki Bill Gatesleri, ilaç tekellerini, küresel şirketleri görmüyorlar. Daha doğrusu işbirliği içinde oldukları bu çevrelerin çirkin yüzlerinin görülmesini istemiyorlar.

Bizim solun söyleminden emperyalizm kavramı çıkmış. Çok zorunlu hallerde “Emperyalizme karşıyız.” demekten öteye bir şey söylemiyorlar. Emperyalizm; bankaları, holdingleri, uluslararası kurumları, vakıfları, savaş aygıtları, medyası, çakma kahramanları, sahte muhalefeti, ajanları ile devasa bir aygıttır. Solcularımızın söyleminde bunların ilişkilerini, ülke içinde yaptıklarını göremezsiniz.

Türkiye’de aşı konusunda karşı duruş sergilemeye çalışanların büyük çoğunluğunu dindar, muhafazakar kesimler oluşturuyor.

Bu sol, açısından acınacak bir durumdur.

Küresel çıkar zincirine bağlanmamış ya da onun dışında kalan dindar kesim, İslami kaygılarla aşıya karşı çıkmaya çalışıyor. Gelmekte olanın laik, ateist, Müslüman, yaşlı, genç, bebek tüm insanlığı yıkıma uğratacağını görüyorlar. Bu yıkıntıların altında her dinin yanında Müslümanlığında kalacağını gördükleri için dini kaygılarla hareket ediyorlar.

Dini duygu ve düşünceleri esas alan kesimlerin gördüğünü aydınlanmacı, çağdaş, laik kesimler neden göremiyorlar?

Türkiye’nin aydınlanmacı, çağdaş, ilerici kesimi, ideolojik olarak Batı kapitalizminin kölesidir. Oradan gelen her türlü telkini düşünmeden kabullenir.

Kendisi kopyacıdır, düşünmeyi pek sevmez.

Solcudur ama sorgulamaz.

Sosyalisttir ama sosyalizmi bir eylem kılavuzu olarak görmekten çok ona değişmez bir dogma olarak kavradığından ona iman boyutuyla bağlıdır.

Diyalektik materyalizmden çok idealizme daha yakındır.

Düşünce tembeli olduğu kadar; okumaktan da sıkılır, hiçbir konuda yeterli bilgisi yoktur.

Zaten çevresinde de böyle bilgisi olan kişi olmadığından, dost meclislerinde slogan düzeyinde söylenen sözlerle günler gelir geçer.

Sosyal medya icat olduğundan bu yana, görüşleri 200 – 300 karakteri geçmez.

Alanlarda, toplantılarda savunduğu siyasi görüşlerinin Batı vakıflarında hazırlandığından da haberi yoktur.

Önder olarak seçtiği, saygı duyduğu birçok kişinin emperyalizmin görevli ajanları olduğundan da kuşkulanmaz.

Önümüzdeki günler içinde Türkiye’de bazı Müslümanlar küresel eşkiyalara karşı sokağa indiklerinde bizim solcularımız(!), “gericiler, bilim düşmanları” diyerek saldıracaklar.

Ne acı bir durum.

Bir eylemi ilerici ya da gerici yapan şey, o eyleme katılanların siyasi görüşleri değil o eylemin içeriğidir.

Sokağa inen küresel dayatmalara karşı çıkan herkes düşüncelerinden bağımsız olarak ilerici bir eylem yapmış olur.

Küresel çetenin emrine giren, onun gönüllü avukatlığını yapan ise kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın iflah olmaz bir gericidir.

Marx, 1848 eylemlerinde sokağa inen gösteri yapan işçi hareketine omuz veren lumpen proletaryanın en düşük kesimlerinin aslında bu davranışlarıyla tarihte ilerici bir rol oynadıklarını ifade eder. Bizim ülkedeki bazı dindar kesimin oynadığı rol de buna benzer.

Türkiye’de ilericilik, gericilik; kapitalizm ve sınıf hareketinden koparılarak sırf inanç boyutuyla ele alındığından her zaman yanılgıya düşülüyor.

Yazının başında Cumhuriyet gazetesinden Elçin Poyrazlar’ın makalesinden bir bölüm aktarmıştım. Poyrazlar, “Aşı karşıtlığı kendine alan ve siyasi sermaye yaratmak isteyen radikal, gerici, köktendinci gruplar için artık ideolojik bir silah” diyerek bir tespitte bulunuyor. Dünyada da bu çevrelerin aşı konusunda etkin olmaya çalıştığını söyleyerek ABD’den ve Almanya’dan örnekler veriyor. Almanya örneğinde, “Almanya istihbaratı aşı karşıtlığını, yanlış bilgi ve komplo teorilerini yayan ve geniş çaplı eylemler düzenleyen Querdenker hareketini radikal gruplar kapsamında gözetim altına almak zorunda kaldı.” diyor.

Acaba gerçekler Elçin Poyrazlar’ın dediği gibi mi?

Yoksa tam tersine mi?

Köln Radyosu, euronews, Amerikanın Sesi gibi haber kanalları Elçin Poyrazlar’ı doğruluyor. Almanya’nın Anayasayı Koruma Örgütü, (bizim MİT’e denk düşen bir kurum) Querdenken hareketini; toplumsal barış için tehdit olarak gördüğünü açıklayarak hareketi izlemeye aldıklarını belirttiler. İçinde emekli askerlerin ve polislerin olduğunu belirterek aşırı sağcı, faşist bir hareket olarak nitelediler. Bu hareketi, siyasi sistemi bir darbe ile devirme planları yapmakla suçladılar.

Türkçe’ye Aykırı Düşünenler olarak çevrilen bu hareket ilk olarak Stutgart’da 50 kişilik bir gösteri ile başladılar son yaptıkları eylemde 40 bin kişi olduğunu polis çevreleri de doğruladı.

Yukarıdaki fotoğrafa bakıldığında eylemlere katılanların halktan kişiler olduğu açıkça belli oluyor. Aykırı Düşünenler hareketi içinde her siyasal düşünceden insan var. Bu hareketle ilgili yapılan bir araştırmaya göre göstericilerin yarısı daha önce hiçbir sokak eylemine katılmamış.

indigodergisi.com bu harekete katılanlarla bir röportaj yapmış. Eyleme katılanların hiç birinin faşizmle ilgisi olmadığı gibi faşizme karşı olduklarını, salgınla ilgili olarak yapılan dayatmaları kabul etmediklerini, aşı bahanesi ile toplumsal yaşamın daraltılmasını kabul etmediklerini belirip kendileri hakkında “faşist, darbeci, ırkçı” suçlamalarını polisin uydurduğunu belirtiyorlar.

Tüm dünyada küresel dayatmalara karşı çıkan çevreler özellikle sağcılıkla, fanatik dindarlıkla, ırkçılıkla suçlanıyor.

Evrensel gazetesi köşe yazarı Mustafa Yalçıner’in yoldaşları Almanya’da Türkçe-Almanca yayın yapan Yeni Hayat adlı bir gazete çıkarıyorlar. Gazete, Querdenken hareketinin yaptığı eylemi verirken, “Bütün dünyada insanlık pandemi salgın belası ile uğraşırken, Stuttgart merkezli aşırı sağcı hareket, Querdenken (Aykırı Düşünenler), insanların iyi niyetlerini suistimal ederek, sözüm ona insan hak ve özgürlükleri ve Almanya anayasasını savunduklarını ileri sürerek eylemler yapmaya devam ediyor.” diyor.

Haberin veriliş tarzı polis söylemiyle oluşturulmuş. Eylemde taşınan pankartlarda, “Kendi halklarına karşı savaş sürdürüyorlar.”, “Her gün milyonlar kalp durmasından ölüyor.”, “Sadece yalan söyleyen politikacılara inanılmaz.”, “Özgürlüğün en büyük düşmanı memnun kölelerdir.”, “Kendinizi kötü hissettiğinizde maskeleri indirin.”, “Biz halkız.” yazılı imiş.

Bu cümlelerin hangisi yanlış?

Faşizm bir halkçı hareket oldu da bizim haberimiz mi olmadı?

Her hafta sonu Fransa’da yüz binlerce insan sokaklara inip salgın bahanesiyle kişisel özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını, baskıları protesto ediyorlar.

İtalya’da, Yunanistan’da İngiltere’de gösteriler oluyor.

İnsanlık, giderek gerçeği kavramaya başladı.

Korona salgını ile ilgili olarak dünya çapında bir yalan ağı örgütlendi. İnsanlık korkutularak, tek yanlı haberlerle köleliğe razı edilmeye çalışılıyor. Salgın önlemleri sonucunda ulus devletlerin ellerindeki maddi değerler pula döndü ve bunların mülkiyeti küresel şirketlerin ellerine geçti. Önümüzdeki zaman içinde dünya çapında alınacak önlemlerle ulus devletlerde açlık ve kaos çıkarma planları yapılıyor. Paranın ve ekonominin dijitalleşmesi ile birlikte ulus devletlerin sonu gelirken buralarda yaşayan milyarlarca insan mesleğinden, gelirinden, sosyal haklarından mahrum olacak. Birçok meslek ortadan kalkacak ve insanlar yoksullaşacak.

Küresel güçler yapacakları bu işe “Büyük Reset” diyorlar.

Dünya yeni baştan kurgulanacak.

İnsan bu süreçte tüm özgürlüklerini yitirecek.

Hes kodu ile dünya üstünde yaşayan insanların sağlık bilgileri, vücudunun tüm özellikleri Küresel çetenin elinde olacak şekilde süreç gelişiyor.

Dijital takip sistemi ile insan düşüncesi tümüyle kontrol altına alınacak. Değil toplu olarak bir konuda görüş bildirmek, birey olarak küreselcilerin kabul etmediği bir düşüncenin akılda barınmasına bile izin verilmeyecek.

Yukarıda dile getirdiğim düşünceler benim kara ütopya fantezilerim değildir.

Küresel çete taraftarları birçok yerde bundan daha fazlasını söyleyip duruyorlar.

Yaşadığımız olaylar ve gelişmeler söylediklerimi doğrular niteliktedir.

Bugün yapılması gereken şey, küresel medyanın yalanlarına kanmayıp muhalif seslere kulak vererek gerçeği öğrenmek olmalıdır.

Bizi bu konuda uyarıp aydınlatması gereken çevrelerin küreselcilerle iş tutup halkı kandırmaları acı olan bir gerçektir.

Yurdumuzdaki tüm kanallar, gazeteler, partiler yalan söyleyip gerçeği gizliyorlar.

Küresel şirketler, ilaç endüstrisi, holdingler, medya tekelleri, partiler, sivil toplum kuruluşları zincirin uç uca bağlanmış halkalarıdır. Hepsi birbirlerini tamamlıyor. Bu zincirin halkalarında siyasi düşüncelerin tümünü görüyoruz. Sahte solcu, Atatürkçü, milliyetçi, dinci ne ararsanız hepsi var.

Tümü de insanlığı, küresel çetenin elinde birer koyuna dönüştürmek için yırtınıp duruyorlar.

Biz kasapta kesilmek için sırasını bekleyen koyun değiliz.

Baskısız, sömürüsüz bir dünyada özgürce yaşamak istiyoruz.

Bu taleplerimize kavuşmanın yolunun, yalancı çobanlara kanmadan haklarımıza sahip çıkmayı bilmekten geçtiğini hiçbir zaman unutmayalım.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :