Ahmet Özer, CHP ile DEM Parti’nin son yerel seçimlerde yaptıkları Kent Uzlaşısı temelinde Esenyurt Belediye Başkanı oldu.
Dem Partili Ahmet Özer’in çevre ilçelerde “Esencilıs” olarak adlandırılan ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir ilçede Belediye Başkanı olması kamuoyunda çok tartışıldı.
“Atatürk’ün Partisi” diye anılan CHP’de bir DEM Partilinin olmasını AKP çevresi diline çok dolayarak “demlenme” söylemi ile CHP’yi köşeye sıkıştırmaya çalıştı. CHP yöneticileri de Ahmet Özer’i bağırlarına basarak onu kahramanca savundular.
Bir ara CHP’ye yapılan operasyon kapsamında Ahmet Özer, “terör” suçundan tutuklanarak hakkında dava açıldı.
Cumhur İttifakı ile CHP arasında süren bu polemikler ve söylemler, Amerika’dan gelen bir talimatla 2. Kürt Açılımı başlatıldığında baştan aşağı değişti.
Demlenme söylemi terk edildi ve herkes birdenbire Kürtçü oldu.
Bebek katili, “kurucu önderliğe” terfi ettirildi.
Yeni ittifaklar kuruldu.
Yeni bir rejimin inşası için AKP+MHP+DEM ortaklığı, bismillah diyerek işe başladı.
DEM Parti ilan edilmemiş ortak olarak ittifakta yer alınca, Ahmet Özer hemen tahliye edildi.
Dışarı çıkan Ahmet Özer, önce üyesi olduğu CHP Genel Merkezine giderek dostlarıyla hasret giderdi.

CHP yöneticileri AKP’den gelen saldırıları savuşturma amacıyla, açılımda sözcülük ve koçbaşılık görevi yapan, iyi polis rolünü oynayan Bahçeli’ye elçi olarak Ahmet Özer’i MHP’ye göndermeye karar verdiler.
Ahmet Özer, elçi olarak bulunmaz kaftandı.
Kürt’tü, DEM Partiliydi ve aynı zamanda CHP üyesiydi.
Bahçeli, Ahmet Özer’i Parti Genel Merkezinde samimiyetle misafir etti.
Ahmet Özer, Özgür Özel’den gelen selamı ilettikten sonra Einstein den alıntı yaparak “Bir işe yaramadığı görülen yöntemleri uygulayarak sorunlar çözülemez.” dedi.
Neydi o “işe yaramayan yöntemler”?
“Güvenlikçi politikalar”, yani diğer bir deyişle terörün silahla yok edilmesi yöntemi…
Şimdi bütün partiler, “güvenlikçi politikaların” bir işe yaramadığını savunarak PKK ile masaya oturulmasının doğru olduğunu söylüyorlar.
Oysa o “güvenlikçi politikalarla” PKK, Türkiye içinde silahlı eylem yapamaz hale getirilmişti. Kuzey Irak’da da iyice köşeye sıkışmıştı. Tepelerine dolanan SİHA belasından dolayı burunlarını dışarı çıkaramaz hale gelmişlerdi.
‘Türkiye’de siyaset, her zaman Amerika’dan verilen emir doğrultusunda tanzim edilir.’ kuralı bu açılımda da uygulanarak Türkiye PKK’nın masasına, eşit koşullarda oturtuldu.
Ahmet Özer, Bahçeli ile yaptığı sohbette “Aman etmeyin, eylemeyin! Açılımın selameti için CHP’ye bu kadar yüklenmeyin. Barış, kardeşlik, eşitlik çabalarını zedelemeyin. Zaten biz CHP olarak bu açılıma kayıtsız şartsız destek veriyoruz. Lütfen, size yalvarıyorum.” dedi.
Ayrıca “Partim görev verirse Abdullah Öcalan’la görüşmeye hazırım.” diyerek ekledi.
Bu tatlı sohbetten sonra Ahmet Özer, Bahçeli’ye yazdığı “Köklere Yolculuk: Bir Aşiret Destanı” ve “İnsanlık Nereye Gidiyor?” kitaplarını hediye etti.

Ahmet Özer’in kitap seçkisi, yerinde olmamış.
Bence dönemin ruhunu yansıtması açısından en uygun kitap “Dağ Sancısı” dır.
Ahmet Özer, öğretim üyesi olduğu 2017 yılında “Dağ Sancısı” adlı bir roman yazmıştı.

Bu romanda Şervan adlı bir kahramanın(!), başından geçen olaylar anlatılıyor.
Şervan, “faşist TC’nin” Kürt halkına yaptığı zulümlere tanık olunca dayanamayarak örgüte katılır.
Romanda, Şervan’ın dağdaki “gerilla üssüne” katılmasından sonra yaşadığı ideolojik dönüşüm, Ahmet Özer’in kıvrak kaleminden çok güzel anlatılmış. Şervan bir yandan kendini ideolojik olarak geliştirirken diğer yandan da “faşist TC’nin” güvenlik güçlerine karşı kahramanca savaşıyor.
Romanda PKK militanları; ne kadar kahraman, özverili, cesursa “faşist TC’nin güvenlik güçleri de o kadar korkak, bencil, zalim ve göbeklidirler.
Roman bir propaganda kitabı olarak baştan sona iyilerle kötülerin savaşı…
Aynı Hollywood filmi gibi…
Ahmet Özer, kendini PKK cephesinde mevzilendirerek “faşist TC’ye salvo ateşinde bulunmuş.
Ahmet Özer “Dağ Sancısı” adlı romanıyla, yakın tarihimizde Doğu ve Güney Doğu’da yaşanan olayları kendi cephesinde yorumlarken aynı zamanda 1937 yılının Tunceli çevresine gitmeyi de ihmal etmemiş.
“Dersim’de”, “zalimin”, “çekirge sürülerinin” Kürt halkına ettikleri, Şervan’ın ağzından anlatılmış.
“Zalim” kim?
Mustafa Kemal Atatürk.
Ahmet Özer Dağ Sancısı adlı kitabını, bence Bahçeli’ye ve Özgür Özel’e imzalayarak armağan etmeliydi. Bu romanı okuyan liderler de “tekçi, zalim, diktatör” olan Cumhuriyet rejiminin “faşist yüzünü” görerek bir an önce açılımı tamamlayıp ülkeye demokrasiyi ve barışı getiriler diye düşünmeliydi.
Şaka bir yana dursun, Mustafa Kemal Atatürk’e “zalim” diyen bir kişinin, Atatürk’ün partisinde ne işi var?
Atatürk’e “kefere” diyen kişi, dün nasıl el üstünde tutulduysa, bu gün de aynı amaçla “zalim” diyen kişi, CHP’de baş tacı ediliyor.
CHP içinde hiç kimse “Bu PKKlı adamın CHP’de ne işi var?” demiyor, diyemiyor.
CHP içinde Atatürk’e “zalim, kefere” diyen ve “Dersimci” olan o kadar çok kimse var ki, saymakla bitmez. Son yapılan kurultayda en çok oyu alan kişinin Dersimli ve “Dersim” takıntısı olan birisinin olması, bizi bu konuda haklı çıkarıyor.
Aslında DEM Parti içinde politika yapması gereken kişiler, son 15 yılda yapılan operasyonla CHP’ye doldurularak partinin fabrika ayarları değiştirildi.
Bu dönemin CHP’si, Atatürk maskeli 2. DEM Partidir.
Türkiye’de CHP’nin ele geçirilip “değişim” ve “dönüşüme” tabi tutulması, Ergenekon operasyonu büyüklüğünde bir operasyondur.
Emperyalizm, CHP’yi iktidara getirmek için değil ama Türkiye’nin çökertilmesi, laik, aydınlanmışkesimleri ikna etmesi için dönüştürdü.
Emperyalizmin, siyonizmin en gıcık olduğu şey; ulus devletten yana, bağımsızlığı önceleyen ve laik çağdaş bir devlette yaşamak isteyen kesimlerin 25 yıldır direnerek ikna olmamasıdır.
Atatürk’ten vaz geçmeyişleridir.
İşte bunun için bütün şer güçleri birleşerek bu aydınlık kesime saldırıyor.
Halk örgütsüz olarak kendiliğinden direnmeye çalışarak ve son bir umut olarak CHP’ye tutunmaya çalışırken kendi örgütünün karşı devrim tarafından işgal edildiğinin de farkına varamıyor.
Atatürk maskesi takmış işbirlikçilerin çevirdiği dolaplarla, saraya karşı verilen mücadele iç içe geçmiş bir biçimde günler geçip duruyor.
Siyaset uzmanı kişiler bile, olan bu tüm gelişmeleri, doğru yorumlamakta oldukça zorlanıyor.
Ahmet Özer’in “Partim izin verirse Öcalan’la görüşmeye hazırım.” hülyası, yakın bir zamanda gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi, bilinmez.
Ama bilinen bir şey varsa o da CHP’nin “Kürt Sorununu” çözme doğrultusundaki kesin kararlılığıdır.
Ne diyordu Özgür Özel?
“Kürtler, ‘tamam oldu’ diyene kadar ne isterlerse vereceğiz. Anadilde eğitimi destekliyoruz.”
Yukarıda yer alan tırnak içindeki cümleler söylendikten sonra Adaya gitsen ne yazar, gitmesen ne yazar? Zaten sen, Apo’ya açık çek yazıp Pervin Buldan’la göndermişsin.
Apo da bu çeki bozdurarak “Barzani bölgesinde uygulanan özerklikten daha geniş yetkileri olan bir özerklik, Türkiye Kürdistan’ında uygulanmalıdır. Doğu, Güney Doğu Bölgelerinde çıkarılan petrolden ve elde edilen elektrikten pay istiyorum. Kürtçe anadilde eğitim olsun, Kürtçenin resmi dil olması Türkleri kızdırmaması için sonraya ertelensin. Yeni Anayasada Türklerle Kürtler eşit olarak yer alsın.” laflarını İmralı Adası’na giden MHP temsilcisi Feti Yıldız’ın suratına bakarak söyledi.
Apo, bunları söylemeden önce DEM temsilcisi Gülistan Koçyiğit’e dönerek “Yaz, Gülistan yaz!” dedi.
Ben tüm bunları, orada olmadığım halde Saygı Öztürk’ün Sözcü’de yazdığı ve halen yalanlanmayan yazısından biliyorum.
Apo, kendisini ziyarete gelen kimselere “Özgür Özel’e söyleyin, o da buraya gelecek!” diyordu.
Özgür Özer Apo’nun ayağına gitseydi ona ne derdi kim bilir?
Yüce Gökler; Kürt ağası, zorba üsluplu Öcalan’ın şerrinden -tüm yaptıklarına rağmen- Özgür Özel’i saklı tutsun!



