Genel

Durum Analizi

Türkiye’de milyonlarca insan, Cumhuriyete ve onun kazanımlarına sahip çıktığını bir kez daha dosta düşmana gösterdi.

ABD ve CIA’ya stratejik arge çalışması yapan RAND Corperation adlı düşünce örgütünün, George W. Bush yönetimine “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” adlı raporunu sunmasının ardından tam 19 yıl geçti.

Kamuoyunda kısaca “Büyük Orta Doğu Projesi” olarak bilinen bu projenin hışmına uğrayan Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi, Saddam Hüseyin Tunus’un diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali gibi liderler tasfiye edildi. Proje mimarları, Orta Doğu’da Türkiye’nin de dahil olduğu 23 ülkenin haritalarının değişeceğini ilan etmişlerdi. 2004’ten bu yana, Libya, Irak ve Suriye parçalandı. Irak ve Suriye’deki iç çatışmalarda milyonlarca insan öldü. Büyük Orta Doğu Projesi’nin “bitti- devam ediyor” tartışmalarının yapıldığı bu zamanlarda Hamas’ın İsrail’e saldırmasıyla proje yeni bir evreye girdi.

İsrail’de, Gazze’de olan gelişmeler, anında Türkiye’nin tüm televizyonlarından veriliyor.

Bebek cesetleri, yaralıların kan revan içindeki durumları, kadınların feryatları, bomba, siren sesleri televizyonlardan odamıza doluyor.

İnsanı tedirgin eden, insanlığından utandıran görüntüler…

Irak’ta, Suriye’de olan insan kayıpları, şimdiye kadar Filistin’de gördüğümüz ölümlerden çok daha fazla olduğu halde bu tür görüntüler nedense bizim televizyonlara ulaşamamıştı. Irak’ın, Suriye’nin parçalanma süreçlerini gözlerden saklayan hükümet, bugün uygulanan vahşeti gözümüze, kulağımıza sokuyor.

Savaşın başında ılımlı mesajlar veren AKP, Batı kulübünden yüz bulamayıp görüşme trafiğinden de çıkarılınca üslubunu sertleştirdi. Devletin zirvesi, Hamas’ı “kurtuluş örgütü” ilan etti. Hamas konusunda akıllar oldukça karışık. Solcular arasında Hamas’ı, “kurtuluş örgütü” olarak görenler de var. Bu ortak değerlendirmeler yorumlara da yansıyor. Halk TV, KRT, TELE1 gibi kanallardaki yorumların, yandaş kanallarla neredeyse birebir aynı olması mücadele açısından çok dikkat çekicidir. Kendilerine sol, sosyalist diyenlerin o çok eleştirdikleri gericilikle aynı çizgiye düşmelerini, ideolojik açıdan açmaz içinde olduklarının bir göstergesi olarak saymalıyız.

Cumhuriyetin 100. yılını kutladığımız bu günlerde, AKP’nin eline tarihi bir fırsat geçti. İktidara gelen AKP, adım adım kendi rejimini inşa etti. Bu inşa süreci, 2008’li yıllarda tamamlanmıştı. Aradan geçen bunca zaman içinde rejim pekiştirildi. İktidara hizmet eden uyumlu muhalefetin katkılarına rağmen toplumun yarısını yeni rejim konusunda ikna edemiyordu. Sınırlar açılarak dışarıdan getirilen ithal vatandaşlarla bu denge iktidar lehine değiştirilmeye çalışıldı. AKP’nin eski devlete ait Anayasanın değiştirilmesi önerisi, yandaşlardan bile yeterli bir desteği alamamıştı. AKP, eski devletin çökertildiğini ve yeni bir devlet kurmanın gerekliliğini bile söyleyemiyordu. İşte bu koşullarda AKP’nin imdadına Hamas- İsrail savaşı yetişti. AKP elindeki tüm kanalları kullanarak, 24 saat yayım yaparak ve insanı rahatsız eden görüntüleri, sesleri vererek insanları şeriat temelinde eğitiyor. Toplum, “Ümmetle dayanışma, Müslüman kardeşliği” ile din eksenli çatışmanın taraftarı yapılmaya çalışılıyor. İsrail’i kınama mitinglerinde, şeriat, hilafet istekleri dile getiriliyor.

Diğer yandan Hamas- İsrail çatışması olarak başlayan savaşın bölgeye yayılacağı yapılan açıklamalarla kesinleşti. Batı ittifakı; Hamas’ı, Hizbullah’ı, İran’ı hedefe koyduklarını açıkça söylüyorlar. Savaşın seyri içinde Irak ve Suriye’de de operasyon yapıp bölünmeyi kesinleştirmek istiyorlar. Ayrıca Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerini güneyden Akdeniz’e bağlayacak Davut Koridoru çalışmaları da yürütülüyor.

Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın parçalanmasını hedefleyen çatışmaların, Türkiye’yi de içine çekeceğinden hiç kimsenin şüphesi yoktur. Bir NATO üyesi olarak Türkiye, güneyde iki tane Kürt devletinin oluşumuna hizmet etti. Yine aynı şekilde davranarak kendi topraklarından da önemli bir bölümünü yeni kurulacak Kürt devletine verip vermeyeceğini yakın bir gelecekte yaşayarak göreceğiz. İleri yaşlarda olan ABD Başkanı Biden’in, Barzani’ye, “İkimizin de ömürleri, yeni kurulacak bağımsız Kürt devletini görmeye yetecektir.” demesini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Önümüzdeki günler içinde çalkantılı, sarsıcı ve çok kanlı bir döneme giriyoruz.

AKP’den, süreci doğru okuyup olumlu adımlar atmasını beklemek ham bir hayaldir. Onlar fırsatı yakaladıklarında devlet şekli olarak teokrasiyi dayatacakları gibi Orta Doğu’da da din eksenli bir mevzilenme içine gireceklerdir. Erdoğan’ın, “Hamas, bir kurtuluş örgütü, mücahit örgütüdür.” açıklaması, Libya’da olduğu gibi geriye çarkla sonuçlanmazsa Batı ile ilişkilerde sorun yaratacak gibi görünüyor. Türkiye’nin Batı karşıtı bir ittifakta yer alması, Türkiye’ye büyük sıkıntılar yaratacaktır. Türkiye İran gibi hedef bir ülke olacaktır.

Büyük alt üstlerin yaşanacağı günlerin arifesinde CHP içindeki klikler, dünya gerçeklerinden kopuk olarak post kavgasını sürdürüyorlar. CHP içindeki gurupların veya kişilerin siyasal donanımları ve mevzilenmeleri, önümüzdeki süreci doğru okumaya yeterli değildir. Onlar edindikleri, ilkel milliyetçi duygular ve küresel kavramlarla bir ilçeyi bile yönetemez durumdadırlar. Kurultayı kim kazanırsa kazansın kaybeden yine 100 yıllık Cumhuriyetin birikimi olacaktır.

Hamas- İsrail Çatışması, Türkiye’de siyasal düşüncelerin turnusol kağıdı olma işlevini de gördü.

Sol hareket, genel olarak 60’lı yıllarda ne dediyse yine aynı şeyleri söylüyor.. Anlaşılan aradan geçen bunca zaman, kapitalist sistemdeki değişmeler, sosyalizmin yıkılması, yeni oluşan güç dengeleri bizim teorisyenleri hiç etkilememiş.

Yalnız bu arada sol ile Kürt milliyetçiliği, Filistin konusunda birbirlerinden ayrı düştüler.

Bilindiği gibi Kürt hareketi, var olduğundan bu yana önce sömürgecilerin daha sonra da emperyalizmin işbirlikçisi olmuştu. Daha önceki yıllarda Irak’ta, Suriye’de emperyalistlerle ve Siyonist İsrail’le yapılan askeri, ekonomik, siyasi işbirlikleri, son dönemlerde açık açık yapılır hale geldi. PKK ve PYD örgüt militanları ile Amerikalı generallerin ortak resimleri bizim sol çevrelerde ısrarlı bir biçimde görmezden geliniyordu. Son günlerde ortalık karıştı ve her yer toz duman oldu. Şimdi emperyalizm ve Siyonizm, beslemelerinden iş bekliyor. Önümüzdeki günler içinde bu saydığımız örgütlerin Orta Doğu’da Amerikan ve İsrail askerleriyle birlikte aynı cephede savaştıklarına tanık olacağız. Bu kanlı ittifakın haberini Kandil’den Cemil Bayık verince HEDEP çevresinde İsrail- Filistin sorunları tartışılmaya başlandı. Kürtçü hareket, solun 60 yıllık Filistin’i destekleme tutumundan kopmasına rağmen aynı seçmen kitlesine hitap ettikleri HÜDA-PAR’dan çekindikleri için bunu açıkça dile getiremiyorlar.

Emek Partisi’nin yayın organı olan Evrensel’de Orta Doğu üstüne yazılar yazan Yusuf Karadaş, “Kürtlerle Filistinlileri karşı karşıya getirmek!” adlı yazısında, “…Öte yandan dar milliyetçi Kürt çevreleri de ‘Filistin’i savunmak çıkarlarımıza hizmet etmez. Biz sadece yapacağımız pazarlıklarda elimizi güçlendirmeye ve kendi çıkarlarımıza bakalım’ diyorlar.”diyerek 60 yıllık yol arkadaşlarının ihanetini eleştiriyor. Oysa o, “dar milliyetçi Kürt çevreleri hiçbir zaman devrimci, anti -emperyalist ve demokrasi yanlısı olmamışlardı.

Kürt milliyetçiliğinin tarihi, emperyalizmin işbirlikçisi olma tarihidir. Onlar her zaman o dar akıllarıyla kendi çıkarlarına bakıp, pazarlıklarda el güçlendirmeye çalışmışlardır. Emperyalizmle pazarlık olmaz. Ya ona karşı olur mücadele edersin ya da onun bölge aparatı olup uşaklık yaparsın. Bu işin ortası yoktur!

Basında, siyaset alanında Levent Gültekin adlı gazeteci var.

Kendisi Kürt asıllı olup bir dönem Apo’ya, Fetö’ye methiyeler düzüyordu. 15 Temmuz’dan bu yana liberal takılıyor. You Tube hesabında şunları da söyledi:

Büyük Kürdistan kurulacak hayali var bazılarında, onların ki hayal hiç kusura bakmasınlar. Kürtler sadece büyük Kürdistan hayali kurarak Amerika’nın ve İsrail’in soytarısı olacaklar Orta Doğu’da. Çünkü Amerika ve İsrail o toprakları onlara yedirmez öyle zannediyorlar. Senin hayatın cehenneme dönecek eğer bu plan devam ederse seni Orta Doğu mezarlığına gömecekler. Seni İsrail’in Amerika’nın soytarısı yapacaklar. Sana toprak veriyoruz vaadiyle götürüp TIR kamyonunun arkasına yükleyip sizi Kürdistan’a götürüyoruz deyip sizi İsrail’in soytarısı yapacaklar o bölgede…

Muhafazakar ve Kürt olan birinin bu gerçeği dile getirmesi, o çevrelerde tartışma yarattı. Kendilerine “Kürt aydını” diyen 43 kişi, Levent Gültekin’i protesto ederek özür dilemeye çağırdılar.

43 kişi açıklamalarında “Biz; Amerika’nın, İsrail’in soytarılığını yapmıyoruz. Bu bize yapılmış bir hakarettir.” diyemeyerek yaptıkları soytarılıklara haklılık kazandıracak gerekçeler ortaya attılar.

Cemil Bayık, Filistin hakkındaki açıklamasında İsrail ve Filistin’e “ulus devlette ısrar etmemeleri” çağrısında bulunarak “Ulus devlet hiçbir zaman sorunlara çare olmayacaktır. Hatta gün geçtikçe sorunların daha da büyümesine neden oluyor. Bazıları Filistin için çözümün ulus devlet olduğunu söylüyorlar. Bu doğru değil. Bölgede ulus devlete sahip olanlar da hala sorun yaşıyor, topraklarından göç ediyor. Demek ki bu çözüm değil.” diyerek ulus devleti topa tutmuştu.

HEDEP yöneticileri de zaman zaman yaptıkları tüm açıklamalarda Türkiye’nin bir ulus devlet olarak yanlış kurulduğunu belirtiyorlar.

Ulus devlet düşmanlığını, sola ve milliyetçi Kürtçülere öğreten emperyalizm ve siyonizmdir. Onlar, bu merkezlerden aldıkları tezleri, durmadan tekrar ederek kitlelere benimsetmeye çalışıyorlar. Ulus devletin karşıtı, etnik ve dini temelde kurulan birliktir. Bu birliktelik üstünde yükselen devletlerin sonunun ne olduğunu Orta Doğu’daki örneklerinden görüyoruz. Türkiye’deki dinci gericilik de PKK’nın ulus devlet düşmanlığını benimseyerek ona uygun adımlar atıyor. AKP sözcüleri, sık sık Türkiye’nin üniter devlet yapısına son vereceklerini açıklıyorlar.

Aslında, TBMM’de grubu olan partilerin hiçbiri ulus devleti savunmuyor. Bu partilerin tümü Ulus devleti aşındıracak girişimlerde bulunuyorlar.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına milyonlarca yurttaş katıldı. İnsanlar sokaklarda sel olup aktılar. Çocukların, gençlerin, kadınların eylemler katılarak, Atatürk’e sahip çıkıp, 10. Yıl Marşı’nı söylemeleri dikkat çekiciydi. Alanlarda en çok 10. yıl Marşı söylendi. AKP’nin 100. Yıl’ı unutturma ve muhalefetin umursamama tutumuna rağmen halk bayramına sahip çıktı. AKP sözcüleri ve Erdoğan, hayatlarında en çok “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” adını bu 29 Ekim’de söylediler. Devletin resmi törenlerinde 10. Yıl Marşı’nın yer alması, yandaş kanallarda şimdiye kadar görülmemiş ölçüde Atatürk övgülerinin yapılması bize dinci gericiliğin, Mustafa Kemal’in karşısında bozguna uğradığını gösteriyor.

Erdoğan, 2. Atatürk’tür.” söylemi, yenilginin bir ifadesidir. Bir siyasi hareket, yerden yere vurduğu bir kişinin devamı olduğunu öne süremez. Sürdüğü anda kendisini inkar etmiş olur. Türkiye’de olan da budur.

Siyasal iktidarın Anayasadan ilk dört maddeyi, Atatürk’e dair atıfları ve Türklükle ilgili maddelerin çıkarma girişimlerine karşı halkın liderine ve onun ortaya koyduğu çağdaş değerlere sahip çıktığını gördük.

Emperyalizm ve Siyonizm, Orta Doğu’da Türk ulusunun ulus devlet temelinde örgütlenerek laik, demokratik çağdaş bir düzende yaşamasını istemiyor. Onlar bizi aynı Müslüman ülkelerde olduğu gibi çağ dışı koşullarda yaşayan, bir sultanın kulu olan, dinsel ön yargılardan dolayı bir adım ötesini göremeyen sığır sürüsü olmamızı istiyorlar. Emperyalizmin ulus devletleri tasfiye etme girişimlerine karşı Türk ulusunun ulus devletine sahip çıkmak günün en devrimci görevidir.

Ulus devlet yoksa laiklik de yoktur.

Ümmet ve etnik temelde bölünmenin gerçekleştiği ülkelerin hiçbirinde laiklik yoktur.

20. yüzyılın başında Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden devrimciler, ulus devlet kurarak onu laiklikle taçlandırmışlardı.

Türk ulusunun kazanımlarına, ulus devlete, Kemalist devrime sahip çıkmadan laiklik mücadelesi verilemez.

Emperyalizmin ve Siyonizmin ajanı olan Kürt milliyetçiliğinin telkinleri ile dengesini yitirmiş ve somut durumu kavrayamaz hale gelmiş solcularımızın kavrayamadığı şey de budur. Onlar bir kere bile olsun “Türk, Türk ulusu, üniter devlet” kavramlarını ağızlarına almadan laiklik mücadelesi verdiklerini sanıyorlar.

Onların yanıldıklarını milyonlarca insan 10. Yıl Marşı’ndaki “Türklüğe, Atatürk’e sahip çıkarak dinci gericiliğe karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğini gösterdi.

Yüz yıllık sosyalizm mücadelesinin deneyimlerinden çıkarılan sonuçlardan biri de, birey bile olamamış, kafası çağ dışı hurafelerle doldurulmuş kitlelerin ne kadar yoksul olursa olsun sosyalizmin mücadelesine kazanılamayacağı gerçeğidir.

Orta Doğu’nun çağ dışı koşullarında “laik bir yaşamın,bilimsel, demokratik (aynı zamanda evrim teorisi temelli) eğitimin” 1923- 1938 yılları arasında uygulanabildiğini Türk devrimi bizlere gösterdi. Batı dünyası Müslüman ülkelerde, 1923- 1938 yılları arası gibi bir yol kazası istemiyor. Bu yüzden var gücüyle Türk insanının belleğinden bu dönemi silmek istiyor. Ne kadar para harcasa da, bütün devlet olanaklarını kullansa da, medya ile beyinleri yıkamaya çalışsa da sonuçta milyonların kalbinden, belleğinden 1923-1938 dönemini atamıyor. Türk ulusu karanlığa, bataklığa iteklendiği her dönemde Ata’sına ve onun ortaya koyduğu çağdaş değerlere sahip çıkıyor.

Türk ulusu, İktidarın ve muhalefetin kurduğu gerici koalisyona karşı direnmeye çalışıyor.

Türkiye’nin iktidardan önce, çözmesi gereken bir muhalefet sorunu vardır.

Türkiye’de kitlelere doğruyu gösterecek satılmamış önderliğe ihtiyaç vardır.

Türkiye’de kitlelerin yolunu aydınlatacak, devrimci, Kemalist düşünceyi kitlelere taşıyacak kurumlara ihtiyaç vardır.

Medya imparatorluğundan bize doğru gelen fikirlerin çoğu tuzaklarla doludur.

Türkiye’nin sahte kurtarıcılara ihtiyacı yoktur.

Bölgemizde çıkartılan savaş yangınına elinde benzin bidonuyla koşanları iyi tanıyalım.

Etnik ve dini bölünme bizi kanlı savaşların içine sokar.

Orta Doğu’da Cemil Bayık ve onun efendilerine inat, ulus devlete ve onun kazanımlarına sahip çıkalım.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

  ×  5  =  5

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.