Eğitim

Dilinizi Eşek Arısı Soksun!

Dilimiz kimliğimizdir.

Haber sitelerinde dolaşırken, “MEB, müfredata adabımuaşeret dersi ekledi: Dersler Kuran ve sünnetten örneklerle işlenecek” haberi dikkatimi çekti.

Haberi okudum.

MEB, gönderdiği yıllık plana göre ortaokullarda “Görgü kuralları ve nezaket ile liselerde ‘Adabımuaşeret’ derslerinin müfredata alındığını duyurmuş.

Liselerde yedi ünitede verilecek dersin ana başlıkları; Kültürden Kavrama Adabımuaşeret, Kişisel Tutum ve Adabımuaşeret, Ailede Adabımuaşeret, Toplumda Adabımuaşeret, İletişim, Teknoloji ve Sosyal Medya Kullanımında Adabımuaşeret, Doğal Kaynakların Kullanımı ve Çevrenin Korunmasında Adabımuaşeret ile İş ve Meslek Hayatında Adabımuaşeret olarak belirlenmiş.

Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenlerden ‘Adabımuaşeret’ dersini işlerken, konuyla ilgili olan ayetlerinden, sünnetlerden ve hadislerden de yararlanmasını istemiş.

Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilere kazandırılacak görgü kurallarının İslam hukukuna göre olmasını istiyor.

Dini kuralların esas alındığı bir eğitim, teokratik eğitimdir.

Yani, lafın kısası MEB, “Laik eğitimin ruhuna el Fatiha” diyor.

Çocuklarımız şeriatçı kafalara emanet!

Görgü kuralları ve nezaket, söyledikleriyle yaptıkları arasında uyum olan ve olmazları olan bir kişilikle bütünleşirse bir anlamı olur. Aksi halde sokakta, trafikte, iş yerinde, haberlerde bolca görmeye alıştığımız tipler karşımıza çıkar. Görgü kuralları, nezaket, ahlak, tutarlılık konusunda bunca eksiğimiz ortadayken 20 yıldır iktidardaki yönetim, olumlu olan her şeyi, kendine ve kurumlara olan güveni de yerle bir etti.

Halk, tarikatlara, cemaatlere güvenmiyor.

Halk, bazı meslek gruplarına güvenmiyor.

Halk, politikacıya hiç güvenmiyor.

Halk, bir derdi olduğunda başvurduğu mahkemeye de güvenmiyor.

Hırsızlık, rüşvet, vurgun ve talanın her yerde geçerli olduğu ve meşrulaştığı koşullarda kibar olmanın, nezaketli olmanın hiçbir işe yaramayıp aksine insanın ayaklarında pranga olduğunun farkında insanlarımız.

Liselerde; uyuşturucu kullanımının giderek yaygınlaştığı ve çeteleşmenin, akran zorbalığının arttığı ve mafya liderlerine özenmenin tavan yaptığı koşullarda öğretmenin, “Çocuklar! Ahlaklı ve terbiyeli olalım, yüce dinimiz de bunu emreder, kibar konuşalım, rica edelim.” demesinin öğrencilerin davranışlarında olumlu anlamda hiçbir katkısının olmayacağını herkes bilir ama Milli Eğitim bilmez.

Görgü kurallarının dini kuralara göre belirlenmesi o toplumu ahlaklı kılmaz.

Böyle olsaydı Müslüman ülkeler; en ahlaklı, en dürüst, en adaletli ülkeler olurlardı ama gördüğümüz gerçekler tam aksini söylüyor.

Milyonlarca Müslüman, ülkelerini terk ederek bu uğurda ölümü göze alarak “Gavur, Hristiyan, Dinsiz” ülkelere kapağı atmaya çalışıyor.

Görgü kuralları, nezaket, adabımuaşeret derken laf ta buralara kadar geldi. Oysa yazıya başlarken amacım, bu konuları esas alarak yazı yazmak değildi ama işin içine din karıştırılınca bunları belirtmek zorunda kaldım.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi internet sitesini açtım ve ilgili konuyu buldum. Yazıda dersin amacını sıralarlarken, “ ‘Adabımuaşeret’ dersi öğretim programı, Türk kültürü ve toplumsal gelişmeler göz önünde bulundurularak görgü ve nezaket kurallarının geniş bir bakış açısıyla ele alınmasını sağlayacak biçimde uygulamaya dönük hazırlandı.” deniliyor.

Bu işin içinde “Türk kültürü” nerede?

Bu düpedüz Arap kültürü… MEB, verdiği Arap kültürünü, “Türk”le maskelemiş

Adabımuaşeret” dersinin yazılışı ile ilgili olarak ikileme girdim ve en kısa yoldan Google Amcaya sordum. Google kelimeyi “Adabı muaşeret” olarak yazmış.

Milli Eğitim farklı, Google farklı yazınca bir de Türk Dil Kurumu’na bakayım dedim. Türk Dil Kurumu, aynı Milli Eğitim Bakanlığı gibi bitişik yazmış ve altına şöyle bir açıklamada bulunmuş:

görgü kuralları: isim, toplum bilimi, çokluk. (a:da:bımua:şeret) Arapça âdâb + mu’ âşeret”

Türk Dil Kurumu’nun açıklaması, atom formülü gibi oldukça karışık. Bu kadar araştırdıktan sonra bir de ‘Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuya ilişkin ne diyor?’ diye meraklanarak Dinayet İşleri’nin İslam Ansiklopedisi’ne baktım. Orada ise şöyle yazıyor:

ÂDÂB-ı MUÂŞERET: Terbiye, nezaket ve görgü kuralları anlamında ahlâk terimi”

Haydaa!

Atila Mayda…

Biz bu kelimeyi nasıl yazacağız?

Bunca laf salatasına ne gerek var?

Milli Eğitim Bakanlığı, dersin adını Türkçe, “Görgü Kuraları” olarak belirlese hiç mesele olmayacak.

O böyle yapmıyor ve Arapçı olduğu için de dersin adının “adabımuaşeret” olmasında ısrar ediyor.

Arapça ve Farsça kelimelerin yazılışı ve söylenişi konusu çok çetrefillidir. Arapça ve Farsça kelimeleri söylerken kelimenin başını, gözünü yaran sunucuların cehaletleri üstlerinden akıyor. Bu konuda da en cahil olanlar ise nedense Halk TV, TELE1 gibi kanalların sunucuları ve konuşmacıları oluyor.

Yukarıda yer alan kurumların açıklamalarındaki şapkalara, kesme işaretlerine, vurgulara dikkat ettiniz mi?

Adabımuaşeret” kelimesini; şapkasız, kesme işaretsiz hangi öğretmen ve öğrenci doğru olarak söyleyecek?

Dersin adının bile doğru söylenemediği bir ortamda konular öğrenciler tarafından nasıl içselleştirilecek?

Arapça yapısı gereği Türkçeye uzak bir dildir. Bu yüzden halkımız, Arapça duaları doğru dürüst okuyamaz, söyleyemez. Osmanlıca denilen dil, Arapça ve Farsça olan kelimelerin bozularak Türkçeye uydurulduğu toplama bir dildir.

Türkçe’yi yabancı dillerin esaretinden kurtaran Atarürk’ün, Dil Devrimindeki ısrarının nedenini görebildik mi?

İşte bu yüzden bu millet, kendisini bok çukurundan çekip kurtaran ve insanlığını, dilini yeniden kazandıran Ata’sını hiç unutmuyor.

İşte bu yüzden Amerikan, İngiliz uşağı Suud’un Atatürk düşmanlığı buralardan geliyor.

Atatürk, bu ulusun kimliğidir, karakteridir.

Bu kimlik ve karakter yok edilmeden bir ulus teslim alınamaz.

İşte bu yüzden Atatürk’e durmadan saldırıyorlar.

Taa 1938’den beri yaptıklarını yıkmaya çalışanlar, ona çarpıp yere seriliyorlar.

Son günlerde milyonlarca futbol taraftarının Atatürk çevresinde kenetlenmesi karşısında AKP şaşırıp ne yapacağını bilemedi ve Atatürk’e övgüler düzmek zorunda kaldı.

Konumuzla ilgili olarak dilimiz Türkçe, yıllardır bilinçli bir plan doğrultusunda yok edilmek isteniyor.

Dilimiz, bizim kimliğimizdir.

Dilimiz yoksa biz de yokuz.

Günlük yaşamımızda, konuşmamızda, yazımızda dilimize özen göstermek, kendimize özen göstermektir.

Kendisine özen göstermeyen bir insanın kendisine de başkasına da faydası yoktur!

Yazar hakkında

Yonca Fırat

Yorum bırak

9  +    =  16

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.