Haberler

İşbirlikçi Liberalden Demokrasi Üstüne Sayıklamalar

Batı beslemesi liberal çevrenin entelektüel seviyesi de ancak bu kadar olur.

Sevgili okurlar, bildiğiniz gibi Türkiye’de bir yıldan beri sabah akşam “Kürt Sorunu” tartışılıyor.

Kaldır “Kürt Sorunu”, kondur “Kürt Sorunu”…

“Ada’ya gidilmelidir.”

“Hayır! Biz gitmeyelim ama, telekonferansla konuşsun, bütün Türkiye dinlesin!”

“Kurucu önder Apo, şöyle buyurdu.”

Bahçeli “umut hakkı” istedi.

Erdoğan “Bu bir devlet projesidir. Bu projeye kim engel olursa ezerim.” dedi.

Şöyle oldu.

Böyle oldu.

Meclis Başkanı “Her şey aziz milletimizin gözü önünde olacak, halktan hiçbir şey saklamayacakdedi.

Ada’dan gelen 62 sayfalık tutanağın 58 sayfasını fareler yedi.

Kalan 4 sayfalık tutanakta anlatılan iseKürt masalı”oldu.

Meclis’te grubu bulunan -İyi Parti hariç- partiler, bu sorun çözüldüğünde “Ülkeye demokrasi gelecek.” dediler.

Tüm bunlar olurken vatandaşlar arasında yapılan bir anketin sonuçları dikkatimi çekti.

Anket firması sokaktaki vatandaşa “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye bir soru sormuş. Vatandaşlardan gelen yanıtlar arasından geçim sıkıntısı”, açık ara birinci olmuş.

İkinci, üçüncü, dördüncü sıralara ise ; adalet, yolsuzluk, eğitim gibi sorunlar yerleşmiş.

Siyasilerin kendi aralarında en çok tartıştıkları “Kürt Sorunu” ise, %1,1 oranıyla en diplerde yer almış.

Bu “yüzde 1,1” oran; Kürt vatandaşın etnik ayrılıkçı taleplerden daha çok, Türkiye’deki sınıfsal sömürüyü, yolsuzlukları, yağmayı, adaletsizliği, çocuğuna güvenli bir gelecek kuramamasını önemsediğini bizlere gösteriyor.

Vatandaşların ezici çoğunluğu, ülkedeki kötü yönetimin yol açtığı sorunlarla cebelleşirken etnik milliyetçiler ise Türkiye’yi Batılı ülkelerin istediği rotaya sokmakla uğraşıyorlar.

Batı işbirlikçisi Fetöcü liberallerin, 2008li yıllarda “Taraf” adlı bir gazeteleri vardı.

Taraf, ordu içinde yer alan ve Türkiye’nin bir şeri devlete dönüşmesine karşı çıkan subayların tasfiyesinde önemli görevler üstlendi.

ABD, AB, AKP, Fetöcüler, etnik milliyetçiler ve liberal solcular el ele verip operasyonun başarıya ulaşması için çok uğraştılar.

Adı anılan bu gazetenin Genel Yayın Yönetmeni ise Ahmet Altan’dı.

Bir kadının göğsü uğruna vatanı satmayı kendisine şiar edinen bu adam, şer cephesine çok hizmet etti.

Görevini başarıyla yerine getiren Taraf, görülen lüzum üzerine kapatıldı.

Bu pislik yuvasından Cumhuriyet’e, Kemalizme en ağır saldırıları yapan gazeteciler, dağılarak çeşitli basın organlarında görev aldılar.

Sosyal medyada “artı gerçek” adlı bir web sitesi, geçmişteki Taraf gazetesinin misyonunu üstlenerek yayım yapıyor. Ermeni – Kürt milliyetçiliğinin siyasal görüşlerinin dillendirildiği bu adrese arada sırada baktığımda cadı kazanında neler kaynatıldığını görüyorum.

Köşe yazarları her zaman yaptıkları gibi yine Cumhuriyete ve onu savunan güçlere yüklenmişler.

Ümit Kardaş, eski bir Taraf gazetesi yazarıdır.

8 Aralık 2025 tarihinde “ Entelektüel üretim kaybı-Rejimin vesayeti- Siyasetin iflası” adlı bir yazı kaleme almış.

Eski Fetöcü yazar, 2000li yıllarda yakaladıkları demokrasi rüzgarına duyduğu özlemi belirterek yazısına başlamış.

Yazar dönemi anlattıkça benimde gözümde de o yıllar canlandı.

“Kemalist Cumhuriyeti” yıkmaya ant içmiş Batılı güçler, vatandaşın gönlünde bir AB aşkı yaratmak için medyada 1500 gazeteciye rüşvet dağıtmışlardı. Batı yalakası basın, o dönemde her Allah’ın günü vatandaşa AB masalları anlatıp duruyordu.

Avrupa Birliği’ne girdiğimizde tüm kapılar açılacaktı, biz de Avrupa’dakiler gibi yüksek ücret alıp 5 yıldızlı otellerde tatil yapacaktık. AB’ye girdiğimizde ülkemize demokrasi gelecek ve 80 yıllık askeri vesayet sona erecekti.

Türkiye çağ atlayacaktı.

İktidardaki partiler ve muhalefet, koro halinde vatandaşa bu masalı anlatıp duruyorlardı.

AB’ye girme uğruna yasalarda ve Anayasada ulus devlete ait kurumlar bir bir yok edildi ve AKP iktidarına uygun ortam oluşturuldu.

Herkes demokrasi türküleri söylüyordu.

Liboşlar, işbirlikçiler, mandacılar, iş çevreleri toplantı üstüne toplantı yaparak “Şunu da kaldırın! Bunu da yok edin!” diyerek hedef gösteriyorlardı.

Eski Taraf gazetesi yazarı Ümit Kardaş, 21. yüzyılın başında AB’ye girmek için çırpınan entelektüellerin çabalarının “devlet zihniyetinin labirenti içinde rejime teslim olmasına” tanık olduğu için çok üzülüyor.

Diğer yandan arkadaşlarıyla yaptıkları etkinlikleri hatırlayarak “Ah! Ne güzeldi o günler!” diye iç geçiriyor.

Ümit Kardaş’ı feryat ettirecek kadar Türkiye’de liberaller, hangi demokrasi boşluğunu doldurmuşlardı?

Ne yapmışlardı?

Sorunun yanıtını Ümit Kardaş veriyor.

11-12 Mayıs 2001’de İstanbul Armada Oteli’nde “AB Yolunda Devlet-Sivil Toplum Diyaloğu” başlıklı bir sempozyum düzenlemişler.

Bu sempozyumda konuları tartıştıkları üç ayrı atölye kurmuşlar.

Kimler katılmış bu sempozyuma kimler…

Sami Selçuk, Burhan Şenatalar, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Mete Tunçay, Tarhan Erdem, Mithat Sancar, Murat Belge, Engin Cinmen, Ayşe Kadıoğlu, Rıza Türmen, Fuat Keyman, Doğu Ergil, Hırant Dink gibi Cumhuriyetle sorunu olan herkes orada toplanmış.

Ümit Kardaş, yaptıkları atölye çalışmalarını anlatırken Ali Bayramoğlu’nun ve Tarhan Erdem’in adlarını anmadan geçemiyor.

Biz Ali Bayramoğlu’nu, Sevr Anlaşması’nın metnini yazıldığı Chatham House’tan tanıyoruz. Bayramoğlu, bu kurumun Danışma Organında görevlidir.

Tarhan Erdem’i ise sıkı bir Sorosçu olarak biliriz.

Soros’un Sivil Toplum Ağına bağlı olarak çalışan TESEV’in kurucu üyesidir.

Ümit Kardaş, Tarhan Erdem’le yan yana oturarak Demokratik Cumhuriyet Programı üstüne çalışmışlar.

Tarafçı Ümit Kardaş, bu arada çok önemli bir ayrıntı da veriyor.

2001 yılında Armada Oteli’nde yapılan toplantıda Tarhan Erdem’in sekreterliğini Kemal Kılıçdaroğlu yapmış.

Kemal Kılıçdaroğlu da TESEV’in 183 nolu kurucu üyesidir.

Kılıçdaroğlu, bu toplantıda hiç konuşmadan sadece katiplik yapmış.

Ümit Kardaş “Benim yanımda oturan kişinin bürokrasiden emekli olmuş Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu daha sonra anladım. Kılıçdaroğlu henüz bilinen bir isim değildi.” diyor.

Kılıçdaroğlu bu yapılan toplantıdan bir yıl sonra İstanbul Milletvekili olarak Meclis’e girdi.

8 yıl sonra CHP Genel Başkanı oldu.

TESEV kurcu üyeliğinden, liboşlarla, mandacılarla, büyük sermaye ile kurulan dostluklardan sonra paraşütle CHP Genel Başkanlığı’na inme…

Türkiye’de siyaset sahnesi işte böyle düzenleniyor.

Kemal Kılıçdroğlu, aynı siyasi çevrelerin eteklerini öpmüş ve onlara biat etmiş Ekrem İmamoğlu’nun elinden tutup İBB’nin başına oturttu.

Hokus pokus yaparak eski bir Fetöcüden Atatürkçülerin hayran olduğu bir kahraman yarattı.

Kemal Kılıçdaroğlu, ağzı laf yapan ve azılı bir Cumhuriyet düşmanını olan Altan sülalesini ise çok sevdi ve Genel Başkanlığı sırasında Ahmet Altan’dan hep övgüyle söz etti.

Deniz Baykal’ı tasfiye edip kendisini CHP Genel Başkanlığa getiren Kaset Operasyonu’nu yapan Fetöcüleri partiye doldurdu.

Ana Muhalefet Partisi Lideri olarak AKP’ye çok hizmet etti.

Tüm bunlara rağmen Ümit Kardaş Kılıçdaroğlu’nu, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde rejimin baskısına boyun eğmekle, tutarsız davranmakla, birikmiş entelektüel birikimi yok etmekle suçluyor.

El insaf!

Sezar’ın hakkını Sezar’a, Kılıçdaroğlu’nun hakkını Kılıçdaroğlu’na vererek adamcağızın hakkını yemeyin!

Bu ara gözden düştü diye adama bir de siz vurmayın!

Hani siz dava arkadaşıydınız, hani yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmezdi?

Cumhuriyet kalesine hep birlikte ateş edip durmuyor muydunuz?

Şimdi ne oldu size?

Geçmişte yapılmış küçük bir hata nedeniyle arkadaşınızı bugün nasıl harcayabiliyorsunuz?

Ayıp denen bir şey var!

Ayıp!

Hiç desteklemediğim ve her zaman karşı tavır aldığım Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkını savunmak bana mı kaldı?

Dün Kılıçdaroğlu ne savunduysa bugün de aynı şeyleri savunuyor.

Dün “ Cumhuriyet’in yaptıklarından dolayı af dileme, yüzleşme” gibi laflar edip duruyordu, bugün de aynı şeyleri söylüyor ve İmralı’ya gidip Apo’nun eteklerini öpmedikleri için CHP yönetimine çok kızıyor.

Dün federasyonu savunuyordu, bugün de savunuyor.

Apo’dan kopya çekerek “İsrail, ABD komplosundan” bile söz ediyor.

Yahu canımı sıkmayın!

Yüce gökler aşkına adam daha ne yapsın?

Daha ne yapıp size yaransın?

Bu tavır karşısında sadece pes diyorum.

Pes!

Demek ki Batı beslemesi liberal Kürtçü çevrenin, entelektüel seviyesi de ancak bu kadar oluyormuş.

Ettikleri “demokrasi, özgürlük, barış” lafları da yalan, bu koroda şarkı söyleyen arkadaşlarına duydukları vefa da yalanmış.

Yazar hakkında

Yonca Fırat

Yorum bırak

12  +    =  19

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.