Türk Donanması 24 Ağustos Pazar günü, İstanbul Boğazı’ndan geçerek Dolmabahçe kıyısında bekleyen Recep Tayyip Erdoğan- Emine Erdoğan çiftini selamlayarak
Mavi Vatan
temalı gösterisini
tamamladı.

Hazırlanan bu gösteriye çok sayıda savaş gemisi katıldı.

Boğaz’dan geçerken gemilerde görevli olan subay ve erler, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere kıyıda toplanan vatandaşları selamladılar.

Aynı subay ve askerler, birkaç yıl önce Vahdettin Sarayı’nda bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ı selamlamışlardı.
Bazı yorumcular, o dönemde donanmanın Vahdettin Köşkü’nü selamlama eylemini, şeriatçıların Cumhuriyetle bir hesaplaşması olarak yorumlamışlardı.
Vahdettin Sarayı’nı selamlama eylemini unutan CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, iktidara “Bu gösteriyi neden 30 Ağustos’ta değil de 24 Ağustos gibi anlamsız bir günde yaptın?” diye safça sorular sordu.
CHP sözcüsünün böyle sakil soruları sormasında, Tarsus Amerikan Lisesi’nde okumasının ve NATO Harekat Komutanlığı’nda çalışmasının mutlaka bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
Yoksa bir-iki yıl önce gerçekleşmiş olan bir siyasi olayı unutup, Yeni Osmanlıcı bir yönetimden 30 Ağustos’ta milli bir tavır beklemeyi başka nasıl yorumlamak gerekir?
Bizim Anadolu Ajansı, çok iyi bir iş yaparak törene ait fotoğraflar çekmiş ve yayımlamış, ben de onların sitesinden bazı fotoğrafları alıp yazımda kullandım.
Bize sırtları dönük olarak halkı selamlayan Bahriyeli askerlerin kıyafetlerine daldım gittim.
Hayatımın birçok kesitinde, asker olmuş bazı yakınlarımın evlerinde bahriyeli elbisesi giymiş asker fotoğrafları çıktı karşıma.
Aynı elbiseyi giymiş askerlerin resmi geçitlerini yıllarca izledik.
Bu üniformaya gözlerimiz çok aşina…
Dayımız, amcamız, komşumuzun oğlu, köylümüz kısacası Mehmetçik bu üniformayı giyiyor.
Akrabamız ve tanıdıklarımızla birlikte bu üniformayı da sevdik.
Tarih ve geçmişte olan olaylar çok dikkatimi çeker. Bu yüzden tarih içerikli kitaplara, resimlere, ve objelere ilgi duyuyorum. Arada sırada eski İstanbul’u anlatan fotoğraflara bakarım.
Geçenlerde böyle sosyal medyada sörf yaparken önüme bazı fotoğraflar çıktı.
Fotoğraf, o dönemin bir belgesidir bize kalan.
Bir bakış, bir duruş, çevrenin sefaleti ya da ihtişam, bizlere geçmiş dönemden bir mesaj verir.
Bazı fotoğraflar çıktı karşıma demiştim. İşte onlardan biri:

Zaman; İstanbul’un İşgal Yılları…
Düşman askerleri Galata Kulesi önünde poz vermişler.
Önde dört katır, yükü çekmek üzere hazır bekliyor.
Aşağıdaki fotoğrafta aynı işgalci düşman askerleri Galata Kulesi içinden dürbünle çevreyi gözetliyorlar. Biri de kayıt tutuyor.

Bir zamanlar Almanlardan alınan toplar, hurda gibi üst üste yığılmış. Kasımpaşa kıyısında düşman askerleri, topların üstüne ayaklarını koyarak poz vermişler.

Aşağıdaki fotoğraf da Büyükada’da çekilmiş. Çarşı- pazarı işgalci askerler doldurmuş.
Herkes hayatından memnun, herkes mutlu…
Her tarafa Rumlar, Yunan bayraklarını asmışlar.

Dikkat ettiniz mi?
İşgalci düşman askerlerin sırtlarında bahriyeli elbisesi var.
Bizim askerlerimizin giydiği üniformaya ne kadar benziyor değil mi?
İşgalci düşman askerlerinin üniformasını, Mehmetçiğin sırtına kim giydirdi?
Kim?
O üniformayı giyen askerler, bugün güvertede halkı selamlıyorlar.

Soru sormaya devam edelim.
Cumhuriyet tarihinin hangi döneminde bu elbise askere üniforma olarak giydirildi?
Aklıma gelen soruların peşine düştüğümde araştırmam beni 1942-1950 yıllarına götürdü.
2. Dünya Savaşı öncesinde Atatürk’ten kurtulmayı hedefine koyan Batılı emperyalist güçler, yerli işbirlikçileriyle çeşitli komplolara giriştiler ve sonunda amaçlarına ulaştılar.
Atatürk’ü çevresinden yalıtarak ve zehirleyerek 1938 yılında iktidar değişikliğini gerçekleştirdiler.
Bir uzlaşma sonucu iktidara taşınan İnönü, üç ay içinde İngilizlerle, Fransızlarla dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladı. Bürokrasi ve CHP içindeki Atatürkçüler, ya makas değiştirdiler ya da tasfiye edildiler. Devlet, üç-dört yıl içinde İnönü tarafından teslim alındı.
Şimdi sizlere -konumuzla ilgili olarak- devlet yönetiminde yer almış birini tanıtacağım.
Bu ünlü kişimiz Mehmet Ali Ülgen’dir.
Mehmet Ali Ülgen, Deniz Kuvvetleri Komutanı’dır.
1938 yılında tümamiral, 1945 yılında koramiral, 1949 yılında da oramiral ve Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu.
Mehmet Ali Ülgen, İnönü döneminin tipik bir bürokratıydı.
Aşağıdaki fotoğrafta Mehmet Ali Ülgen yer alıyor.

Sayın Amiralin başındaki şapkaya dikkat ettiniz mi?
Ona, uluslararası literatürde Bicorne Merasim Şapkası deniyor.
Aynı Şapkayı İngiliz Sir Edward H. Seymour’da giymiş.

Eee… Devir İngiliz devri…
Bizim, İngilizci generallerimizin de giymesi gerek.
Aynı amiralimiz, İstanbul’a gelen Amerikan savaş gemisinde Amerikan askerlerini selamlıyor.

Sayın generalimizin izini sürmeye devam edelim.
Generalimiz bu kez Hatay’da ordu birliklerini teftiş ediyor.

Sırtlarını bize dönmüş olan Türk askerleri, 1920’lerde İstanbul’u işgal eden düşman askerlerinin üniformalarını giymişler.
Devir İnönü devri…
Daha Menderes, Demokrat Parti, NATO filan yok ortada…
2. Adam, Kurtuluş Savaşı Kahramanı, CHP Genel Başkanı olan İsmet İnönü; İngilizlere, Amerikalılara teslim etmiş vatanı.
Bizim sol, Atatürkçü çevrelerde gericiliğin başlangıcını Demokrat Parti ile ilişkilendirenler çoğunluktadır.
Ne derseniz deyin, saplantılarından bir türlü çıkmak istemiyorlar.
Ezberlerinden vaz geçmiyorlar.
Aslında bizim CHP, 1938’den beri İsmet İnönücüdür.
Asla Atatürkçü değillerdir.
Onlar aynı İsmet İnönü gibi Amerikancıdırlar, Avrupa işbirlikçisidirler, Natocudurlar.
Atatürkçü düşünceden nefret edip onu yok etmeye çalışırken kendilerini Atatürkçü olarak tanıtmayı çok saverler.
Elbise deyip geçmeyin.
Sırtımıza geçirdiğimiz giysi, bizim kimliğimizi, kültürümüzü, geleceğe nasıl baktığımızı da gösterir.
Emperyalizm, girdiği ülkede önce kabuğu değiştirerek işe başlar.
Önce dışı değiştirir sonra içini…
Daha sonra her şeyini…

Özgürlük Anıtı’nın karşısında dizilen Amerikan askerlerini görüyorsunuz. Alttaki fotoğrafta da çekik gözlü Uzak Doğulu askerler, ABD askerlerine ait üniformayı giymişler.
Onlar; Güney Koreli, Japon ya da Tayvanlı olabilir.

Hiç fark etmez.
Hepsi de Amerika’nın uydusu ülke askeridirler.
Bir bakıma Amerikalı bile sayılabilirler.
En son fotoğraf da Türkiye’den.

‘Canım, bir elbiseden ne çıkar?’ sakın demeyin. Bir üniformayı giyince insan, o üniformanın düşüncesi doğrultusunda düşünüp ona göre davranır. 1950’lerde bizden on binlerce kilometre uzaktaki bir savaşa katılarak 5000 kişiyi kaybedebilirsin.
Kore’de öyle olmadı mı?
Mehmetçik Afganistan’a, Bosna’ya, Somali’ye gitmedi mi?
Şimdi Amerikan- Avrupa projesi olarak Ukrayna’ya gönderilmeyecek mi?
Mavi Vatan gösterisindeki askerlerin fotoğraflarını gördüğümde hep bunlar aklıma geldi.
Fotoğraftan bizlere yansıyanları gördükçe hem şaşırdım, hem de üzüldüm.



