Genel

Kediye, Köpeğe Anne Olmak

Reklam filmi, “oğlu-kızı” olmayı çocukların elinden alıp köpeklere verirken, kadını da köpeklere annelik yapmakla yükümlü kılıyordu.

Bosch firmasının Anneler Günü ile ilgili olarak hazırlattığı reklam filmi, yayımlanınca bilinen tartışma konusu yeniden alevlendi.

Reklam filminde konuşan iki kadın, besledikleri köpeklerinden “oğulları” olarak söz ederek köpeklere “annelik” yaptıklarını ifade etmeleri, dikkat çekiciydi.

Hemen tartışmalar başladı.

Öyle ya, “oğulluk”, “kızlık” aile içinde çocuklara ait olan bir kavramdı, annelik de kadının çocuklarına karşı bir sorumluluğuydu.

Reklam filmi, “oğlu- kızı” olmayı çocukların elinden alıp köpeklere verirken, kadını da köpeklere annelik yapmakla yükümlü kılıyordu.

Reklam filmini çekenler, ev ortamında beslenen köpeklere olan sevgiyi, biraz abartarak anlatmak mı istemişlerdi?

Ya da yerleşik kavramlarla oynayarak, içeriğini değiştirerek yeni bir “aile” modelinden mi söz ediyorlardı?

Neydi olan?

Konuyla yakından ilgilenenler bilirler; Türkiye’deki ailelerin %5’inde köpek, %14’ünde de kedi besleniyor. Bu oran Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça düşük bir sayıdır. Avrupa’da içinde en az bir kedi olan evlerin oranı %26, bir köpek olan evlerin oranı ise %24’tür. Romanya, Polonya gibi ülkelerde ise neredeyse ailelerin yarısında evcil hayvan beslenmektedir. İnsanlar bir yıl içinde evde besledikleri hayvanlarına, dünya ölçeğinde yaklaşık olarak 300 milyar dolar para harcıyorlar.

Evcil hayvanların gereksinimlerini karşılamak üzere oluşan sektöre Pet Sektörü denir.

Bu ekonomik alanın Türkiye’deki pazar payının 2-3 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Son yıllarda insanlar, artan bir oranda -ev ortamında- kedi- köpekle birlikte yaşamaya başladılar.

Aile ile birlikte aynı ortamı paylaşan hayvan, ev ortamında bir yer ve kimlik edinmeye başladı.

Anneler, babalar; köpeklerinden, kedilerinden söz ederlerken “oğlum, kızım” diye söz etmeye başladılar. Otobüs duraklarına yapıştırılan kayıp ilanlarında kaybolan hayvanın resminin altına yazılan açıklamanın mutlaka “biricik kızımız, biricik oğlumuz” gibi ifadelerle başladığına sanırım sizler de tanık olmuşsunuzdur.

Evin köpeği ya da kedisi, ailedeki çocukların tahtına ortak olup statü atlamıştır.

Dünya çapında faaliyette bulunan Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) Türkiye Şubesi, yılbaşında ayı, kaplan, panda gibi bazı hayvanların “evlat” edinilmesi için bir kampanya düzenlemişti.

Hayvan sahiplenme eylemi, bir hokus pokusla “evlat edinmeye” dönüştürüldü.

Bu konu, salt Türkiye’yi ilgilendiren bir konu değildir.

Dünyayı ekonomik olarak sömüren, yağmalayan küresel burjuvazi; kültürü de, siyaseti de, toplumun en küçük temel birimi olan aileyi de değiştirip, dönüştürüyor. Aile içinde erkeğin, kadının, çocuğun konumunu yeniden tanımlarken ev ortamında yaşayan hayvanı, insanla eşitliyor.

İzlenen filmlerde, reklamlarda, dizilerde, televizyonlarda verilen haberlerde, kültür, magazin programlarında evli kadına köpek için “çocuğum” dedirtiyor. Sonuçta ebeveynler aile içindeki bireyleri sayarlarken ev ortamında besledikleri hayvanları da eklemeyi unutmuyorlar.

“Aile içinde köpeğin çocuklarla eşit görmesinden kim ne zarar görebilir ki? Sonuçta verilen bu karar, sadece onları ilgilendirir.” gibi bir düşünce öne sürülebilir. Aile içinde rollerin değişimi ve yeni tanımlamalar tüm toplumu yakından ilgilendiren bir konudur.

Türkiye’de faaliyette bulunan Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) yayımladıkları manifestoda bakın ne diyor:


HAYTAP, insanı bu gezegende diğer canlılarla beraber yaşayan bir tür olarak tanımlayarak, insanı diğer türlerden üstün olduğu gibi bir düşünceyi kabul etmez. İnsanların sahip olduğu tüm ahlaki ve hukuki haklardan hayvanların ve diğer canlıların da yararlanmasını olağan görür ve bunun bir hak değil gereklilik olduğunu düşünür.

Demek ki neymiş? Aile içinde köpek, çocukla eşitlenmekle de kalmıyor, kadın ve erkekle de eşitleniyor. Aile dışında yaşayan böcekler, tavşanlar, timsahlar, geyikler, sırtlanlar, domuzlar, yılanlar da insanla eşitlenmiş oluyorlar.

HAYTAP, bu dünyada yaşayan tüm canlılar için aynı hukuku istiyor.

Hayvanların, insanların beraber içinde yer aldıkları bir hukuksal bir düzen!

Bu tezi ütopik, ultra saçma bularak HAYTAP’ı küçümseyenler fena halde yanılırlar.

Bu tez, küresel burjuvazinin tüm insanlığa dayattığı bir düşüncedir.

Küresel burjuvazi insana ‘Seni ben, bir sinek, bir böcek, bir çıyan gibi görüyorum. Seni ikna ederek sana böcek gibi davranacağım.” diyor.

Türkiye’de HAYTAP’ı destekleyen kurumlara baktığımızda bu işin şakaya gelir tarafının olmadığı görülecektir.

BMW, Eti, BORUSAN, Pegasus, Enza Home, Google Türkiye, Akbank, Alianz Türkiye, Tiktok, GAİN, Migros, Trendyol, Amazon Türkiye, Türkiye Futbol Federasyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Barosu, Boyner, Hürriyet, CCN Turk, Carrefour, Leman Kültür, Fazıl Say, Yonca Evcimik, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Demet Akbağ, Nasuh Mahruki, Bedri Baykam ve daha niceleri…

Küresel burjuvazinin bu operasyonuna; İstanbul Barosu’nun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Fazıl Say’ın, Demet Akbağ’ın, Nasuh Mahruki’nin, Bedri Baykam’ın da katıldıklarını görüyoruz.

İnsanın, yaşadığımız gezegende diğer canlılardan hiçbir farkının olmadığını savunan düşünce ilk kez 1972 yılında Norveçli profesör Arne Nӕss tarafından ortaya atıldı. Derin Ekoloji olarak adlandırılan bu düşünce kısa zamanda küresel elitler tarafından desteklendi.

Derin Ekoloji düşüncesini savunanlar; merkezi devlet yapısına karşı çıkarak iktidarın yerel unsurlara verilmesini, küçük ölçekli üretim yapılmasını savunuyorlar.

Doğayı kontrol altına alan ve diğer canlıları işine geldiği gibi yöneten insan; ördekle, tavşanla diğer bir canlıyla eşitlendiğinde elde ettiği tüm imtiyazlarını da yitirir. Kırmızı et, beyaz et üretimi ve tüketimi kendiliğinden sona erer. Bu yüzden Derin Ekoloji düşüncesini savunanlar vegan olmak zorundadırlar.

Küresel burjuvazi insanlığın önüne; insanla tüm canlıların eşitlendiği hukuksal bir düzen ve LGBT anlayışı, bununla bağlantılı olan erkek düşmanı azgın feminizmi bir paket program olarak dayatıyor.

Feminist kadın gösterilerinde aile karşıtlığı, erkek düşmanlığı, LGBT destekçiliği, sözde hayvan hakları savunuculuğu mutlaka vardır.

Son günlerde Bosch’un reklam filmi çok tartışıldı.

Aile Bakanı, reklam filmi hakkında dava açtı.

RTÜK, inceleme başlattı.

TRT, Anneler Gününde “Bir patiliye annelik yapıyorum.” diyen sunucuyu ekrandan çekti.

Köşe yazarları, oturdular bu konu üstüne yazı yazdılar.

Youtube’da kanalı olan gazeteciler, televizyon yorumcuları bu konu hakkında konuştular.

Konuştular ama hiçbiri konunun özüne değinmediği gibi karşı tarafla yüzeysiz bir tartışmanın içine girdiler.

Küresel burjuvazinin getirdiği tez, semavi dinlerin insanı merkeze alan ve “insanı her türlü mahlukattan üstün kıldık” ayetiyle de çelişki halindedir.

Oda TV yazarı Soner Yalçın, “Bir reklamın açtığı tartışma: Kıtmir unutuldu…Kutsalın yanlış okunuşu” yazısında düpedüz saçmalamış. Bir Hristiyan masalı olan “Yedi Uyurlar” hikayesinde mağara önünde, uyuyanları bekleyen Kıtmir adlı köpeğin cennete gittiği kabul edilen bir görüştür.

Buradan hareketle Türkiye’deki İslamcılara dini vaaz veren Soner Yalçın, İslamcıları patili dostu yapmaya çalışmış.

LGBT haklarını da savunan Yılmaz Özdil’in kendi Youtube hesabında yaptığı konuşması, ibretlik bir konuşma olmuş. 10-15 dakika hayvanlarla ilgili atasözlerini saymakla geçiren Özdil, reklamda verilen mesajları içselleştirerek savunuyor.

Halk TV’deki İsmail Saymaz’dan Medyascope’de ki Ruşen Çakır’a kadar tüm liberal ve solcular reklamın arkasında sımsıkı durmuşlar.

Evrensel gazetesinin köşe yazarı Nuray Sancar, iktidarı sertçe eleştirdikten sonra baklayı ağzından şöyle çıkarmış:


Tam da bu yüzden annelik de iktidarın sıkıştırdığı anlam alanından ve iğreti statüden çıkarılarak genişletilmiştir. Tabii ki bu da ‘derin ve kurucu’ bir değerdir ve politiktir.

Vay be ne anlamlı sözler…

Anneliğin, iktidarın sıkıştırdığı alandan, iğreti statüden çıkarılarak genişletilmesi…

Nasıl olacak bu?

Reklam filminin mesajları içinde düşünerek ailenin, kedi köpekle genişletilmesi mi?

Alın size Derin Ekoloji…

Emperyalizm, kendi ideolojisini sosyalist bir gazetede böyle savundurur işte.

İşte bu yüzden Türkiye’de tüm dincilerin, liberallerin, solcuların, milliyetçilerin ipleri Batılı merkezlerin ellerindedir diyoruz.

Milliyetçilere gelince onların dünyasında emperyalizm gibi bir kavram yok.

Yazıyı toparlayacak olursak; aile içinde anne, baba ve çocuklarla ilgili kavramların kedi-köpekte de kullanılması, aile kurumuna yönelik bilinçli bir saldırıdır.

Derin Ekoloji düşüncesi, tüm insanlığa yönelik bir tehdittir.

Yapay et, vegan beslenme, LGBT, feminizm, aileye yönelik saldırıları içeren bir paket programdır. Bunlardan birini savunan diğerlerini de savunmak zorundadır.

Patili dostlar bize dost olarak kalmalıdırlar, kızımız-oğlumuz olmak zorunda değiller.

Yazar hakkında

Candan Yılmaz

Yorum bırak

  −  8  =  1

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.