Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Menzil’e Giden Yol

Sağlığımız kimlere emanet?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın son günlerde başı iyice dertte… Salgınla ilgili turkuaz tabloda yazılan rakamların birbirini tutmamasını mantıklı olarak bir türlü açıklayamıyor. Türkiye’de bir günde ölen hasta sayısının yalnızca İstanbul’da ölenlerin sayısından geride kalınca inandırıcılığını da yitirdi. Ama gerçekler ne olursa olsun dediğinden geri adım atmayıp aynı iddiaları tekrar edip duruyor.

Sayın Koca’nın söylediklerine yeniden dönmek üzere şunları belirtmeliyim. Geçen gün haber sitelerinde gezinirken bir haber dikkatimi çekti. Sabancılıların övgüsüne mahzar olmuş, Avrupalı efendiler için çok yararlı işler yapan; Mülteci Dayanışma Ağından Mesut Aslan’ın açıklamasına göre, Van’dan yılda ortalama olarak 500 bin mülteci Türkiye’ye giriyormuş. Öne sürülen bu rakam çok büyük geldi bana. Ülkem adına kaygıya kapıldım. Gelişmiş ülkeler alacakları 3-5 bin mülteciyi almak için aylarca tartışıp dururlarken bizde haber konusu bile olmuyor. Son araştırma sonuçlarına göre nüfusu 500 bine yakın illerimiz şöyle sıralanmış:

  • Giresun = 448.400
  • Isparta =  444.914
  • Yozgat  = 421.200
  • Aksaray =416.367
  • Edirne   = 413.903
  • Muş        =408.809

Her yıl yurdumuza bir daha geri dönmemek üzere Edirnelilerden, Giresunlulardan daha fazla Afganlar geliyor. Bu açık kapı uygulamasıyla yakın bir gelecekte 5-10 milyon Afgan Türkiye’ye yerleşmiş olacak. Ondan sonra ne olacak? Sonra ne olacağını Batılı istihbarat servislerine sorun size söylesinler. Türkiye’nin varlığını ortadan kaldıracak olan bu konuyu gündeme getiren Milliyetçi, Atatürkçü, Solcu, Müslüman bir çevre gördünüz mü, ya da duydunuz mu?Göremezsiniz, duyamazsınız… Türkiye’de bütün taşlar bağlanmıştır. Bu gibi sorunlar ne yazık ki bir tek Horozlu Ayna’da yer bulabiliyor.

İşin diğer bir yanı da Afganlarla gelen sağlık sorunları… Bu konuyu mutlaka Sağlık Bakanı’na sormalıyım diye düşündüm. Günlük sonuçların açıklandığı toplantıda Sayın Fahrettin Koca’ya sorumu şöyle sordum:

-Sayın Koca, Mültecilerle ilgilenen kurumların açıklamalarına göre Van ilimizden yurdumuza her yıl 500 bin mülteci giriyor. Bu insanlar taşıdıkları hastalıklarıyla birlikte geliyorlar. Geldikleri Afganistan, Pakistan ve İran’ın durumu Türkiye’den de kötü. Yurdumuza giren yüz binlerce insanın sağlığı ve bizim sağlığımız için ne gibi önlemler aldınız veya alıyorsunuz?

Sayın Bakan beklemediği yerden soruyla karşılaşan öğrenci gibi uzun uzun düşünüp yutkunduktan sonra şöyle bir cevap verdi:

-Bildiğiniz gibi biz dünyada en çok mülteci barındıran bir ülkeyiz. Dara düşen, kapımızı çalan herkese kapımızı açarız, lokmamızı paylaşırız. Bizim bu konuda diğerlerinden farkımız da bu. Başka ülkeler, örneğin Yunanistan mültecileri kurşunlayıp öldürürken biz herkese “Darda mısın, hasta mısın, yasta mısın? Gel! Gel kardeşim gel!” diyoruz. Mevlana da böyle söylemiyor mu?

Bakan Bey konuşmasına ara verip gazetecilerin yüzlerini gözleriyle taradıktan sonra konuşmasına devam etti:

Her konuda olduğu gibi bu konuda da gereken tedbirleri aldık. Van’dan yurdumuza giren göçmen statüsündeki bu misafirlerimizi Sağlık Bakanlığına mensup ekipler, insan tacirlerinden teslim alıp hiç kimseyle temas ettirmeden yine Sağlık Bakanlığına ait otobüslerle bu insanları Adıyaman’a intikal ettiriyorlar. Oradan da Menzil Köyündeki Seyda Abdulbaki Erol’un oğlu Şeyh Muhammed Saki Erol’un huzuruna tevdi ediyorlar.

 Gavs Hazretlerinin dualarını alan göçmenlerimize o mübarek çorbadan ikram ediliyor. O çorba ki her türlü dertli içerek derdine derman bulmuştur. Alkolikler içkiyi bırakmış, uyuşturucu bağımlıları şifa bulmuştur. Hatta ateistler hidayete erip Müslüman olmuşlardır. Allah tarafından hiç eksilmeyip sürekli artan bu mübarek çorbanın Covid 19’a da faydalı olduğunu müşahede ettik. Bu çorbayı içen hasta iyileştiği gibi bir daha hastalanmıyor.

Bu noktadan hareketle bir gece misafir edilen bu misafirlerimize sabah yeniden çorba içirip cep harçlığı, yolluk verip Türkiye’nin dört bir yanına dağıtıyoruz. Bu göçmenler hastalanmadığından ve de mikrop taşımadıklarından dolayı maskeden de sosyal mesafeden de muaftırlar.” Yolda yolakta polis bizi çevirip maske sorup çenesine indirenlere ceza yazarken maske takmayan mültecilere neden ceza yazılmıyor?” diye soru soranlara cevabım budur. Kardeşim; hasta olmayan, mikrop taşımayan, hastalığı bulaştırmayan misafirlerimizi sıkboğaz etmenin kimseye faydası yok!

Sayın Bakan, “yok!” sözcüğünü yüksek perdeden “nokta” der gibi söyleyince kimse başka bir soru sormaya cesaret edemedi ve toplantı sona erdi.

83 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

  54. Pingback:

  55. Pingback:

  56. Pingback:

  57. Pingback:

  58. Pingback:

  59. Pingback:

  60. Pingback:

  61. Pingback:

  62. Pingback:

  63. Pingback:

  64. Pingback:

  65. Pingback:

  66. Pingback:

  67. Pingback:

  68. Pingback:

  69. Pingback:

  70. Pingback:

  71. Pingback:

  72. Pingback:

  73. Pingback:

  74. Pingback:

  75. Pingback:

  76. Pingback:

  77. Pingback:

  78. Pingback:

  79. Pingback:

  80. Pingback:

  81. Pingback:

  82. Pingback:

  83. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :