Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

İstanbul Boğazı’nda İki Gemi

Son günlerde 104 emekli amiralin ortak yaptıkları açıklama üzerinde tartışıp duruyoruz.

Herkes bir şeyler söyleyip duruyor.

Darbe, muhtıra, ültimatom, 28 Şubat, E- Muhtıra, Darbe iması, 15 Temmuz lafları havada uçuşuyor.

Eskiden görevdeki askerlerin her dediği olay olurdu.

Şimdi ise yaşı 70’i geçmiş emekli subayların ülke sorunları ile ilgili açıklamaları eskinin muhtıralarından daha etkili oluyor.

Tartışa tartışa bitiremedik.

Eğer siyasi irade bu olaydan yeni bir Ergenekon çıkarmaya kalkarsa bu konuyu milletçe uzun zaman tartışacağız demektir.

Biz var gücümüzle amirallerin açıklamasını kendi aramızda tartışıp dururken, ABD’ye ait iki savaş gemisi İstanbul Boğazı’ndan geçerek Karadeniz’e yelken açtılar.

“N’oluyor?, Bu gemiler durduk yerde nereye böyle gidiyorlar?” sorularını sorunca Rusya – Ukrayna sorununu hatırladık.

Küresel hegemonya mücadelesinde Karadeniz’in stratejik konumu, Montrö, Amiraller, Karadeniz’in kuzeyinde savaş rüzgarları konularını tartışırken benim gözlerim; İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e geçen Amerikan gemilerinin arkalarında bıraktıkları beyaz köpüklere takıldı kaldı.

Boğaz’ın mavi suları içinde oluşan girdaplardan, çarpışan küçük dalgaların kırılıp yok oluşlarından gözümü bir türlü alamadım.

Köpüklü, azgın sular; beni 107 yıl öncesine aldı, götürdü.

Can Çekişen Osmanlı

1914 yılında, Konstantinopolis’teyiz.

İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası gizli bir anlaşma yapıp “Avrupa’nın Hasta Adamı” olan Osmanlı Devleti’ni kendi aralarında paylaşmışlar.

Dünya Savaşı’nın eli kulağında…

Güçlü devletler savaş için son hazırlıklarını yapıyorlar.

Osmanlı’da ise; “Hangi blokta yer alırsak kazançlı çıkarız?” sorusunun yanıtı aranmakta…

2. Abdülhamit Osmanlı’nın rotasını İngilizlerden Almanlara doğru kırınca, Almanlar devletin kurumlarına egemen olmaya başlamışlardı.

İttihat ve Terakki liderlerinin görüşleri de Almanlardan yana ağır basıyordu.

“Akdeniz’de Almanlara ait iki savaş gemisinin İngiliz savaş gemileri tarafından sıkıştırılmaları üzerine Alman gemileri Çanakkale önlerine gelerek Osmanlı’dan sığınma talebinde bulunmaları ve bu istekleri yerinde bulunan gemiler, Çanakkale Boğazı’nı geçerek Tuzla önlerinde demir atmalarının ardından geçen günlerde Karadeniz’e açılarak Ruslar’a saldırmaları” Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na katılmasının nedeni olarak gösterilir.

Bu bilgi doğru bir bilgi olmadığı gibi gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.

3 Ağustos 1914’te Almanya Fransa’ya savaş ilan etmişti.

Aynı günde İstanbul’da Almanlarla İttihat ve Terakki hükümeti arasında sürdürülen ittifak görüşmeleri anlaşmayla sonuçlanmıştı.

O günlerde İtalya’nın Sicilya açıklarında bulunan Goben ve Breslau’ya Alman karargahından “İstanbul’a gidin.” talimatı verilir.

İngiliz savaş gemileri tarafından Alman gemilerine yapılan bir takip, taciz etme olayı olmadığı halde neden gemilere “İstanbul’a gidin.” talimatı verilmişti?

Avrupa kıtasında Fransızlarla, Ruslarla daha sonradan İngilizlerle savaşan Almanlar, düşman güçlerini bölmek, dağıtmak için Osmanlı’yı da işin içine sokmak istiyordu. Avrupa’nın güneydoğusunda açılacak bir cephenin, karşı tarafın güçlerini böleceği düşünülerek bir an önce Osmanlı’nın savaşa katılması gerekiyordu.

Osmanlı’nın savaşa girmesi için de bir saldırının mutlaka olması gerekiyordu.

İşte bu amacı gerçekleştirmek için Alman gemileri yönünü İstanbul’a çevirmişlerdi.

Osmanlı Devleti ile Almanların ittifakından bir gün sonra Enver Paşa, ilgili komutanlığa şöyle bir emir gönderir:

Bahri Sefid Boğazı Kumandanlığına

22 Temmuz 1330 (4 Ağustos 1914) Gayet mahrem (gizli) ve müstaceldir (ivedidir) Alman ve Avusturya merakıb-i Harbiyelerinin (savaş gemilerinin) boğazdan duhulüne (girişine) müsaade edilecektir ve buraya malumat verilecektir.

Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver (1)

Almanya’nın Belçika’yı işgal etmesi üzerine 4 Ağustosta da İngiltere, Almanya’ya savaş ilan etmişti.

Akdeniz’de Almanya’nın iki gemisi ile İngilizlerin gemileri arasında kovalamaca başlamıştı. Alman savaş gemileri aldıkları emir gereği İstanbul’a gelmişlerdi.

27 Ekim 1914’te Wilhelm Souchon komutasındaki Goben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin adlarını Enver Paşa’dan aldıkları yazılı izinle Yavuz ve Midilli olarak değiştiren Almanlar, bu gemilere Osmanlı bayrağı çekip, gemideki Alman askerlerine de fes giydirerek Osmanlı askeri süsü vermişlerdi.

Alman savaş gemisi Goben’e Yavuz Sultan Selim adıyla ve Breslau’ya Midilli adıyla Osmanlı bayrağı çeken Almanlar, Karadeniz’deki Rus gemilerini batırıp Odesa, Sivastopol, Novrossiyk ve Teodosya limanlarını bombalamışlardı. (2)

Bu olay üzerine de Rusya, Osmanlı’ya karşı savaş ilan etmişti.

Goben ve Breslau gemilerinin İstanbul’a getirilmesi ve kabineye danışmadan gerekli izini almadan Alman gemilerinin Karadeniz’e çıkmaları emrini veren Enver Paşa’dır.

Enver Paşa, Almanlarla bir olup onların istekleri doğrultusunda Osmanlı’yı savaşa sokan komutandır.

Onun Almanlarla olan ilişkilerinin ilk yıllarına bakıldığında bize önemli tarihi dersler verir. Amiral Afif Büyükertuğrul, “Tek Başına Tarih Yaratan Yavuz” adlı eserinde şöyle bir saptamada bulunur:

“…Enver Paşa yarbay rütbesinde iken, Berlin Büyükelçiliğimiz nezdinde kara ateşesi atanmıştı. Onun İttihat ve Terakki ile yaptığı özel gayretler de imparatorun bilgisi içinde idi. İkinci Dünya Savaşı arifesinde Hitler’in Mussolini’ye yaptığı gibi Birinci Dünya Savaşı arifesinde imparator da Enver’in gururunu okşayacak bir hareket hazırlamıştı: Berlin’de bulunan bütün elçiliklere mensup kara ve deniz ateşelerine bir yemek vermiş ve bu ziyafette baş misafir yerini Yarbay Enver’e ayırmıştı. Diğer ateşelere: Sizin rütbeleriniz Enver’in rütbesinden daha büyük; fakat yakında büyük bir imparatorluğun başına geçeceği için Enver’e baş yeri verdim diyecekti…Bu da yetmeyecek, yemekten sonra koluna girerek Enver’i özel bir odaya götürecekti. Burada ‘Enver diyordu; sen başa geçtiğin zaman her istediğin yardımı yapacağım. İşte sana bir askeri müşavir de buldum: General Makenzen…’

Korgeneral Makenzen’in gelip Yarbay Enver’in karşısında topuk çakması Osmanlı devletinin gelecek harbiye nazırını büsbütün gururlandırmıştı. Diğer taraftan imparator da Osmanlı devletinin adını değiştirmiş “Enverland” yapmıştı.

Birinci Dünya Savaşını çocuk çağında yaşamış olan bizim kuşak, savaş içinde memlekete gelen Alman savaş malzeme sandıkları üzerinde Enverland kelimesinin yazılı olduğunu hatırlayacaklardır…” (3)

Almanlar, yetenekli gördükleri ve kendileriyle işbirliği yapabilecek insanlarla özel olarak ilgilenip onların gururlarını okşayarak, zaaflarını kullanarak devlet kademelerinde üst makamlara taşımışlardı. Başta Enver Paşa olmak üzere Osmanlı’da kendilerine yakın buldukları yöneticilerle Osmanlı ordusunu yönettiler.

Sonuç ortada…

Dört yıl süren savaşta Osmanlı ordusu Almanların çıkarları doğrultusunda yanlış ve gereksiz harekatlarda milyonlarca insanımızı yitirdik.

Savaş içinde birçok acı olaya tanık olan M. Kemal, yeni kurulan devlette emperyalist ülkelerin tavsiyelerinden çok, ülke çıkarlarını ön plana aldığından düşman oklarını her zaman üstüne çekmiştir. Her türlü tavsiye ve yönlendirmelere karşı emperyalist ülkeler arasında taraf olmama politikasını başarıyla uygulamıştır. Fakat ne yazık ki 1938’den sonra Atatürk’ün bu politikası bir kenara atılıp hemen İngiliz himayesine girilmiş ve arkası gelmiştir.

Tıpkı Almanların bir zamanlar yaptığı gibi Amerikalılar da kendi ülkelerine çağırdıkları devlet görevlilerinin bir çoğunu devşirerek istediklerini bu devşirmelere yaptırmışlardır. Bu dediklerimizin binlerce örneği geçmiş tarihimizde durmakta… Politikacı, bürokrat, sendikacı, asker, polis, iş adamı, din görevlisi olan ve yabancı istihbarat örgütlerinin çıkarları doğrultusunda çalışanların kim olduklarını biraz siyasi tarihe meraklı okuyucu kişiler çok yakından bilir ve tanırlar.

Bugün de devlet yönetimlerinin üst kademelerinde yer alan kişilerin özgeçmişlerine bakıldığında bu kişilerin – hepsi dersek bile abartmış sayılmayız – çoğu İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri okullarından mezundur.

İngiltere’de bulunan Exeter Üniversitesi’nden mezun olan ve ülkelerini yöneten 50’den fazla devlet adamı vardır.

Bu kişiler; başbakan ve cumhurbaşkanı düzeyinde ülkelerini İngiliz terbiyesi anlayışıyla yönetmiş veya yönetmektedirler.

Türkiye’den aynı devrede gidip o üniversitede okuyanlar arasında Abdullah Gül ve Hulusi Akar’da bulunmaktadır.

Boğazlar ve Karadeniz

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesini işlemez hale getirmek için yollara şu anda mayınlar döşemekle uğraşırlarken diğer yandan da Rusya’yı Kafkasya’da, Doğu Avrupa’da sıkıştırıyorlar.

Bu amaçlarını gerçekleştirebilmenin yolu Karadeniz’i tümüyle kontrol etmekten geçiyor.

ABD, Karadeniz’e yerleşmek istiyor.

İşte bu noktada Boğazlar ve Montrö önem kazanıyor.

ABD, hiçbir engelle karşılaşmadan Karadeniz’e girip çıkmak, istediği savaş gemisini Karadeniz’de bulundurmak istiyor.

Bir Kuşak Bir Yol üzerinde ve ABD – Rusya kapışmasının tam ortasında bulunan Türkiye’nin işi çok zor.

Stratejik bir noktada ve zenginliklerin üstünde yaşayan ulusların başı her zaman belaya girmiştir.

Irak, Libya gibi zenginliklerin üstünde yaşayan halkların içler acısı durumu bize bu gerçeği hatırlatıyor.

Yaşadığımız coğrafyada doğru bir politika uygulanmadığında, emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda tavır alındığında bizleri kötü, karanlık günler bekliyor demektir.

Boğazlar, Karadeniz’in kilitidir.

Kilidin anahtarı da Montrö’dür.

Elimizdeki anahtarı düşmanın eline verirsek evimizi de kaptırırız.

Montrö’den vazgeçmek demek, Marmara Bölgesi’nden vazgeçmek demektir.

Yazının başında belirmeye çalıştığım yüz yıl önce yaşanmış acı deneyimler ortada duruyor. Yirminci yüzyılın başlarında kaderini emperyalist Alman emperyalizmiyle birleştirmiş Enver Paşa gibi yöneticilerin ihtiraslarının bedelini milyonlarca insanımız ödemişti.

Enver Paşa, Osmanlı’nın tartışılmaz tek adamıydı.

Onun yanlış kararları devletin yıkılmasını hızlandırmıştı.

Aradan yüz yıl geçti.

Bugün nasıl olduysa oldu yine, Yeni Osmanlı hayalleri kuruyoruz.

Aldığı kararlarla, yaptığı uygulamalarla “Yüz Yılın Lideri” diye tanımlanan, tartışılmaz bir lider tarafından yönetiliyoruz.

Liderimiz aldığı bir kararla İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’yi çıkardı.

“İstanbul Sözleşmesi gibi Montrö Sözleşmesi’nden çıkılabilir.” sözleri edilmeye başlandı.

Bu sözleri duydukça uykularım kaçıyor.

Sanki yüz yıl önce yaşamış Osmanlı Devlet erkanının ruhları, zaman yolculuğu yaparak gelip bizim yeni Osmanlıcı bürokratların bedenlerine girmiş.

Televizyon ekranlarında konuşanları dinlerken karşımda; Enver Paşalar, Cemal Paşalar konuşuyor sanıyorum.

İktidar cephesindekiler böyle de muhalefet cephesi onlardan farklı mı?

Dikkat ederseniz Amiraller Duyurusu gündeme bomba gibi düşünce muhalefet, ilk gün arazi oldu.

Ara ki bulasın…

Herkes saklandı.

İkinci gün durum öyle sanıldığı gibi korkulacak bir şey olmadığı anlaşılınca çeneler açıldı.

Medyada bir hafta; “zevzeklik, bildirinin saati, zamanı, hedefi, şekli, “Türk Milletine” denmesi tartışıldı, duruldu.

Bildiriye imza atan amiraller tutuklanmayıp serbest bırakılınca da konu gündemden düştü.

Bugün başka şeyler tartışıp duruyoruz.

Eğitim hayatlarında İngiliz ve Amerikan terbiyesi almış bürokratların Enver Paşa rollerini oynamaya kalkışmalarını ülke açısından çok tehlikeli bir durum olarak görüyorum.

Bu zorlu durumdan çıkış yolu olarak da Atatürk’ün uyguladığı dış politikaya dönülmesi gerektiğine inanıyorum.

Önümüzde gideceğimiz iki yol var.

Biri Atatürk’ün gösterdiği, gittiği yol.

Bu yol bizi çağdaş uygarlığa, kurtuluşa götürür.

İkinci yol ise Enver Paşaların maceracı, hayalci, emperyalizmin gösterdiği bataklık yol.

Ulusça hangi yoldan gideceğimizi, önümüzdeki günlerdeki siyasal gelişmeler belirleyecek.


Kaynakça:

1- Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATESE)

Arş. Dolap: 204 Gö:3 Kls: 6611 Ds: 10

Kaynak: Türkiye’nin Siyasi İntiharı – Sayfa: 213

2- Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı – (Sayfa: 208)

Cengiz Özakıncı – Otopsi Yayınları

3- Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA

Şevket Süreyya Aydemir – Cilt: 2 Sayfa: 542-543

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :