Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

A. Gül’ü Vazgeçilmez Kılan Nedir?

İktidar partisi her ne kadar yalanlayıp, “Seçimler zamanında yapılacak.” diye konuşsa da görünen o ki, seçim sürecine girdik. Sarayda oturan kişi, asgari ücrete her zamankinden daha fazla zam yapacağını açıkladı. Memur ve memur emeklilerine yüksek oranda zam yapılacağı müjdeli haber olarak verildi.

İktidar, kesenin ağzını açma hareketleri yaptığına göre ufukta seçim var demektir.

Bu yapılacak seçimin diğer seçimlerden çok önemli bir farkı var. Sandığa gidildiğinde ya AKP politikalarına “evet” denilecek ya da 20 yıldır uygulanan yönetim anlayışına “hayır” denilerek yeni arayışlar içine girilecek.

2023 seçimleri, bir referandum özelliği taşıyor.

Seçimde, bizi yönetecek olan kişileri seçerken aynı zamanda Türkiye’nin rejiminin nasıl olacağına da karar vereceğiz.

Seçimin bu özelliğini gören politik çevreler, bu alana yönelik çalışmalarına hız verdiler.

Siyasal düşünceler genelde siyasi liderler tarafından halka sunulur. Halk, liderlerin konuşmalarından, parti faaliyetlerinden, medyada estirilen havadan etkilenerek bir yargıya vararak tutum belirler.

Cumhur Cephesi’nin tartışılmaz adayı R. Tayyip Erdoğan…

Millet Cephesi’ne gelince aday olarak resmen ortaya çıkan biri yok.

Kamuoyunda bazı kişilerin adları ortaya atılıp tartışmalar yürütülüyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş adları üzerinde tartışmalar yürütülürken birden Millet Cephesi’nin adayı olarak Abdullah Gül’ün adı ortaya atıldı ve şiddetli tartışmalar da başladı.

Abdullah Gül, AKP kurucusu olarak Cumhurbaşkanlığı dönemindeki uygulamalarıyla iyi bir Cumhuriyet yıkıcısı olduğunu kanıtladı. Buradan hareketle bazıları “kesinlikle olmaz” diye yüksek perdeden itiraz ettiler. Kamuoyunda yapılan Gül tartışmalarının fitilini Halk TV ateşledi.

Halk TV’de haftada iki gün “iki yorum” adlı programda ülkedeki gelişmeleri değerlendiren Levent Gültekin ve Murat Sabuncu adlı iki gazeteci var.

Biz bu gazetecileri yakından tanıyoruz.

Murat Sabuncu, FETÖ’nün Abant Toplantı’larının katılımcısı… Bir zamanlar Cumhuriyet’te köşe yazarlığı yapıyordu.

Levent Gültekin ise Kürt asllı, PKK destekçisi aynı zamanda FETÖ’cü olan bir gazeteci…

Geçmiş dönemdeki sosyal medya paylaşımlarından nasıl biri olduğuna dair bir fikre sahip olabilirsiniz.

Atatürkçüler bu fikir adamlarının yorumlarını dinleyerek siyasal düşüncelerini geliştiriyorlar. HalkTV gibi kanalların kapıları; liberallere, etnik milliyetçilere,Davutoğlu’nun, Babacan’ın destekçileri ne ardına kadar açılıyor.

Levent Gültekin, Abdullah Gül’le ilgili düşüncesini programında şöyle dile getirdi:

Levent Gültekin Halk TV’de öne sürdüğü düşüncelerine “Diken” adlı internet sitesindeki köşesinde “Abdullah Gül meselesi…”adlı yazısında açıklık getirdi. Gül’e Atatürk düşmanı demenin büyük haksızlık olduğunu öne süren yazar, “…Önüne gelene Atatürk düşmanı yaftası vurmak, Atatürk ve onun değerlerini savunmak değil, tam tersine Atatürk’e, dahası bu ülkeye kötülük yapmaktır…” diye yazdı. En geniş cephenin kurulabilmesi için ittifaka gelecek olan herkese kapıları açık tutmayı savunarak, A. Gül gibi muhafazakar kesimleri eleştirmenin ittifakın yapısına zarar verdiğini belirtti.

Gül’ü savunanlar, Gül’ün her kesimden oy alabileceği varsayımının arkasına sığınarak onun niteliğini hiç tartışmıyorlar.

Gül’ün Erdoğan’dan ne farkı var?

Abdullah Gül, Millet İttifakı’na herhangi bir vatandaş olarak değil, İttifakın Cumhurbaşkanı adayı olarak gelmek istiyor. İkide bir onun adını ortaya atanlar Gül’den, Türkiye’yi aydınlık yarınlara çıkarmasını bekliyorlar. Demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukuk, Cumhuriyet. Kurucu değerler kavramlarını dillerinden düşürmeyenler “Tayyip’ten ülkeyi kurtarma” misyonunu Gül’e yüklüyorlar.

Gül de aynı Batılı efendileri gibi bu kavramlara düşman olan birisidir. Tüm siyasal yaşamında Cumhuriyetin değerlerini yıkmak için elinden ne geliyorsa tümünü yapmıştır.

The Guardian adlı İngiliz gazetesine verdiği demeçte “Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi.” dediği için A. Gül’ün içinde olduğu ekip iktidara taşındı. İktidara gelenler 20 yıl içinde eski rejimi tasfiye ederek yeni bir devlet kurdular. Ülkede uygulanan politikalarla tam bir iflas dönemini yaşıyoruz. 28 Kasım 1995 tarihli Posta gazetesi Abdullah Gül’ün bu demecini başlığa taşımıştı.

Abdullah Gül, Atatürk’e ve onun kurduğu Cumhuriyete ve değerlerine düşman birisidir. Uygulamalarıyla da bunu kanıtlamıştır. İşin ilginç yönü Levent Gültekin gibi birçok yazarın, gazetecinin Atatürkçü olduğunu söyleyen HalkTV’de kendilerine yer bulabilmiş olmalarıdır.

Bu kanalın programlarında her şey var ama Atatürk yok. Liberal, etnik milliyetçi, Fetöcü kişilerin tezleriyle samimi Atatürkçülerin akılları karıştırılarak birtakım projelerin destekçileri olmaları sağlanıyor. Bu konuda oldukça başarılı olduklarını ifade etmeliyim. İnsanlar göğüslerinde Atatürk rozetleriyle Fetöcülerin ardından giderek o merkezlerin düşüncelerini savunuyorlar.

Bu çakma Atatürkçü kanalın sahibi kim?

Kanalın ilk sahibi Deniz Baykal’dı.

Deniz Baykal kanalı Sivas doğumlu İngiltere’ye dil öğrenmeye gidip orada büyük işadamı olan Cafer Mahiroğlu’na sattı.

İngiltere’nin en zengin 100 kişilik listesine giren ve servetinin 3 milyar 700 milyon dolar olduğu söylenen Mahiroğlu, 2 milyon dolar artı 3,5 milyon TL borcu üstlenerek Türkiye’de medya sektörüne neden girdi acaba? Ticari anlamda düşünüldüğünde kâr getirmeyip üstüne üstlük zarar eden bir işe yatırım yapmak pek akıllıca olmasa gerek.

Bu yatırımdan, parasal bir beklentiden ziyade siyasal bir yarar umulduğu gün gibi ortada.

Televizyonun sahibi kağıt üstünde eniştesi Süleyman Özen ve yönetimde baldızı Safiye Küçük görünüyor.

Cafer Mahiroğlu da aynı Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu gibi soyadını değiştirenlerden…

Soyadından ve soy bağından neden rahatsız olunuyor acaba?

Gazeteci, yazar Nihat Genç, Halk TV’nin gerçek sahibinin Abdullah Gül olduğunu iddia etmişti. Bu bilgi haber olunca hemen Cafer Mahiroğlu tarafında yalanlandı.

Gazeteci Can Ataklı da Halk TV’nin Gül’ün CHP ortak adayı olarak benimsenmesi için Gül adına satın alındığını iddia etmişti.

Abdullah Gül’ü ve İngiltere’yi eleştirdiği için gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun Halk TV’deki Ceviz Kabuğu programı yayından kaldırılmıştı.

Yine gazeteci Sabahattin Önkibar kendine ait You Tube kanalında Cafer Mahiroğlu’nun kaçak Fetöcü işadamı Akın İpek’le birlikte toplantı yaptığını ve bu toplantıya İngiliz MI6 ajanlarının yanı sıra Chatham House temsilcileri, gazeteci Fehmi Koru’nun kardeşi Naci Koru’nun da katıldığını açıkladı.

Bu açıklama üzerine Cafer Mahiroğlu, Önkibar’ı telefonla arayarak ölümle tehdit ettiği basına yansıdı.

Gül’ün sadık dostu Fehmi Koru kendi köşesinden, “CHP’den ve yakın çevresinden yükselen Abdullah Gül karşıtı sesler akıldan yoksun.” diye yazarak merkez sağdan da oy alacak olan birisinin Gül olduğunu ima etti.

Yapılan tartışmalara MHP çevresi de katıldı.

Türkgün gazetesinden Yıldıray Çiçek, 06. 12. 2021 tarihli “Abdullah Gül yine menüye konuldu!” başlıklı yazısında önemli bilgiler paylaştı.

2018 yılında Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı yapılması için Meral Akşener’in, HDP’nin de içinde yer aldığı İYİ Parti, CHP ve SP’nin de bir araya gelerek hepimizin Abdullah Gül’ü çatı aday göstermemiz istendi.” dediğini aktarıyor.

Meral Akşener’in Erdoğan karşısında Gül’ün kazanma şansının olmadığını düşündüğünden bu projeye karşı çıktığını belirterek Akşener’in, Bizim partimizi kurarken Sayın Gül ile görüştüm, fikir aldım, tavsiye aldım. Sayın Gül’den ona yakın olan bazı isimleri istedim. Mümkünse partimizin kuruluşunda bulunmalarını istedim. Kendisine karşı kötü hiç fikrim yok.” dediğini açıklıyor.

Abdullah Gül’ü siyaset arenasında vazgeçilmez kılan şeyi bulmak için biraz gerilere ve yine İngiltere’ye gitmek gerekiyor.

Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Kayseri eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe 1976 – 1978 yılları arasında Milli Kültür Vakfı’nın bursuyla İngiltere’nin Exeter kentinde bulunan Exeter Üniversitesi’nde okudular. Kayseri Lisesi’den arkadaşları olan Hulisi Akar, bu üçlüyü yalnız bırakmayarak üstteğmen olduğu dönemde 42 gün izin alıp İngiltere’ye giderek arkadaşlarını bulmuş. Dört kafadar Hyde Park’a giderler ve aşağıdaki tarihi fotoğrafları çektirirler.

İngiltere’ye giden bu dört kişi, yakın dönemin en önemli kişileri oldu. Bu başarının sırrını, kişilerin yeteneklerinden ziyade gittikleri Exeter Üniversitesi’nin bazı özelliklerinde aramak gerekiyor.

İngiliz istihbarat görevlileri ve yurt dışında görev alacaklar bu üniversitede eğitim görürler. İngiltere üniversiteleri içinde Arap, İslam ve Kürt Araştırma Enstitüleri olan tek üniversitedir. Bu konularda uzmanlaşmış hocalar öğrencilere ders verirler. Bu üniversiteden mezun olanların büyük bölümü İslam ülkelerinde önemli görevlere gelirler ya da doğru bir ifadeyle söyleyecek olursak getirilirler.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Fehmi Koru, Şükrü Karatepe, CHP ve MHP’nin ortak Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eski Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri Muammer Türker bu okulda eğitim gördü. Çeşitli bakanlıklardaki genel müdürlerin, kaymakamların, valilerin bir çoğunun yolu Exeter’den geçmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Mardin- Derik doğumlu Prof. Dr. Mehmet Hasan Eken de Exeter’de eğitim görmüş.

Exeter Üniversitesi, Mülkiye Mektebi gibi çalışarak bürokraside ve siyasette görev alacak olanları yetiştirip Türkiye’ye gönderiyor. İngiliz ajanlardan devlet terbiyesi almış olanların Türkiye’yi getirdikleri yer ortada. Ülkedeki partilerin yönetici kesimleri bu tür devşirmelerle doludur. İngiliz ve Amerikan çıkar zincirine bağlanmış bu kesimler ne yapıp edip yine Ekmeleddin olayında olduğu gibi Gül’ü, olmazsa onun bir benzerini seçmemiz için önümüze koyacaklar.

Yapılacak seçimde denize düşenin yaptığını yaparakkurtulmak için yılana sarılacağız.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :