Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Disney’in Kaçış’ı

İstanbul’da arabayla bir yerden bir yere giderken her 50 metrede bir bir reklam panosunda haşin bakışlarıyla karşıma çıkıyor.

Siyah saçları, sakalı ve bıyığı, boynundaki puşisi ve sırtındaki yeleğiyle tipik bir Kürt genci.

Resmin arkasındaki yanan araç görüntüleri, aklımda hemen ‘bir peşmerge veya PKK eylemcisi’ olabilir fikrinin oluşmasına neden oluyor.

Araçla ilerledikçe önüme çıkan afişler de değişiyor. Gözlerimin önünden başları sarıklı, yüzleri kapalı, dinci teröristler, fotoğraf makinesi, Disney imzası bir bir geçince işin içinde bir Amerikan parmağı olduğunu anlıyorum.

Biraz araştırınca karşıma bir Amerikan dizisi çıkıyor.

The Walt Disney Company’in tüm dünyada milyonlarca üyeye sahip olan dijital yayın platformu Disney Plus, Türkiye’de yayın hayatına 14 Haziran’da ilk Türk(!) dizisi olan Kaçış’la başladı.

Dizinin öyküsünü dizi oyuncusu Engin Akyürek yazmış ve yönetmenliğini de Yağız Alp Akaydın yapmış.

Dizinin tanıtım öyküsü bütün haber sitelerinde şöyle verilmiş:

Kaçış; savaş fotoğrafçısı Mehmet ve farklı ülkelerden gelen bir grup gazetecinin araştırma yapmak üzere sınırdan geçerek bir Ezidi köyüne gidişleriyle başlıyor. Dizide sınır ötesine gizlice geçen grubun bir baskın sonucu radikal terör örgütünün eline düşmeleri sonrasında yaşadıkları dramları, değişimleri ve kaçış hikayeleri heyecan dolu bir dille anlatılıyor. Araştırma ekibinin kurtulmak için vereceği zorlu mücadeleyi anlatırken Orta Doğu’da yaşanan insanlık dramına da farklı bir bakış açısı sunacak olan “Kaçış” çok yakında sadece Disney+’ta yayınlanacak.”

Paragrafı okudukça aklımda sorular uçuşup duruyor.

Sınırı geçen gazeteciler, hangi ülkeye ve neden gizlice girmişler?

Neden bir Arap, Kürt veya Türkmen köyü değil de Ezidi köyü seçilmiş?

Gazetecileri kaçıran örgütün adı neden özellikle verilmemiş?

Ve en önemlisi de biz, “Orta Doğu’da yaşanan insanlık dramını” Amerikalılardan mı öğreneceğiz?

Baktım soruların sonu geleceği yok, konu ile ilgili biraz haber topladım. Dizi, Gaziantep’te çekilmiş ve dev bir film platformu oluşturulmuş. Reklam için çekilen, oluşturulan haberlerle sizleri konudan uzaklaştırmamak için atlayarak geçiyorum.

Disney platformunda çekilen bu filmin gerçeğini daha önceki yıllarda Irak’da görüp izlemiştik.

Orta Doğu’da Batılı emperyalist ülkelerin özellikle de ABD’nin dayattığı bir anlayış vardır. “İsrail’in güvenliği her şeyin üzerindedir ve İsrail’den daha güçlü bir ülke Orta Doğu’da olmamalıdır. İsrail’in güvenliğini tehdit eden ülkenin defteri dürülür.” kuralı İsrail’in kurulduğundan bu yana uygulanıyor. Emperyalizmin bu kuralını tanımayan Nasır, Kaddafi, Saddam gibi liderler canlarını vererek öğrendiler. Suriye’de Esad’ın kolu bacağı kırıldı. Dışarıdan yardım alamadan ayakta duramıyor.

Amerika’nın körfez operasyonundan sonra Irak ve Suriye’de milyonlarca insan can verdi.

Amerikan askerleri Iraklı kadınların ırzına geçtiler.

Hapishanelerde tutuklulara aklın almayacağı işkenceler yapıldı.

Sokaklarda bombalar patladı, binlerce kişi öldü.

İnsanlık, adalet, özgürlük gibi kavramlar, din, tarikat, mezhep, etnik grup gibi kavramlara karıştı.

İnsanlar; emperyalizmin ve siyonizmin yarattığı bu cehennemde birbirlerinin kanlarını içtiler ve birbirlerinin boğazlarını sıktılar.

Orta Doğu’da bu trajedi varlığını hâlâ sürdürüyor.

Bizler ise koltuklarımıza kurulup TV kumandasına basarak bu kanlı senaryonun yazarından Yalan Rüzgarları’nı dinliyoruz.

Basında, sosyal medyada, sağda, solda dizi ile ilgili eleştirilere bakıyorum.

Diziyi eleştiren bir kişi bulamadım.

Sağcısı da solcusu da aynı şeyleri söyleyip duruyor.

Övenlerin sayısı belli değil. Diziyi seyredenler büyülenmişler. Eleştirenler de filmi sadece teknik yönden eleştiriyorlar.

Gazete Duvar’da Zehra Çelenk, “Gerçeklik, masal imkânı ve yüzleşme ihtimali: Kaçış” başlıklı uzun bir yazı kaleme almış. Yazar daha yazının başlangıcında, “…Ama dizinin ilk bölümüyle, düştüğü bazı önemli tuzaklara rağmen, malzemesine yaklaşımı bakımından bana göre sınavı geçtiğini peşinen söyleyeyim.” diyerek olumlu görüş belirtmiş. Yeşilçam filmlerinden TV dizilerine uzanan çizgide anlatılanların yaşanan gerçeklikten uzak olmasından yakınan yazarımız, Türkiye’de açılan dijital platformlardaki dizilerle bir kenara itilmiş azınlıkların, ‘öteki’lerin yaşadıklarına ayna tutulmasına seviniyor ve Bir Başkadır, Kulüp, Gibi, Fatma ve Şahsiyet yapımlarını beğendiğini belirtiyor.

Hatırladığınız gibi geçen yıl Netflix’te yayımlanan “Kulüp” dizisi üstünden Türkiye’de yaşayan Yahudi cemaatinin çektiği acıları (!) tartışmıştık. Yaygın söylemle ‘resmi tarihte’ söylenmeyen ve üzeri örtülen Ermeni, Rum ve Yahudilerin çektikleri çilelerle yüzleşmiştik. (!)

Yaşanan tarihi gerçeklerden uzak, belli bir algıyı topluma benimsetmek üstüne kurgulanmış bu dizilerle Türk toplumunda suçluluk duygusu yaratılmaya çalışılıyor. “Yaşanan tarihi gerçeklerle yüzleşme, helalleşme” kampanyalarıyla önümüzdeki dönemde önümüze konacak birçok “soykırımın” altyapısı oluşturuluyor.

Yeniden konuya dönecek olursak, dizi ile ilgili olarak magazin yazarları, Kaçış’a tam not vererek yeni bölümleri iple çektiklerini belirtmişler.

Dizi “Ezidiler” üzerinden şekilleniyor.

Kim bu Ezidiler?

Bizde halk arasında Yezidilik olarak bilinen bu inanç, Kürt çevreleri tarafından “Ezidilik” olarak adlandırılıyor. Bu inanç grubu genellikle Kürtçe konuşmakla birlikte Ermenistan’da yaşayanlar kendilerini Kürt olarak tanımlamıyorlar. Anadili Arapça olan Yezidiler de var. Bazı uzmanlar bu inanç grubunu “Kürtler tarafından asimile edilmiş Asuriler” olduğunu belirtiyorlar. Bu inanca 12. yüzyılda bir Arap olan Şeyh Adî tarafından şekil verildi. Kutsal kitapları Meshaf Reş’dir.

Şeytan”a olumlu baktıklarından ve Muaviye’nin oğlu Yezid’i kutsallaştırdıklarından dolayı diğer dinlere inananların baskılarına uğramışlar ve katledilmişlerdir. Son olarak Irak’da, Amerika’nın, İsrail’in yaratıp finanse ettiği IŞİD’in katliamına uğradılar. 2014 yılında Sincar’da gerçekleşen katliamda yaklaşık 5 bin kişi öldürüldü ve 10 bine yakın kişi esir alındı. Kadınlar cariye yapılıp satıldı. BM, yapılan bu katliamları soykırım olarak kabul etti.

Irak’da Yezidilerin dışında Türkmenler de IŞİD’in katliamına uğradılar. Sayıları 2 milyona yakın olan Türkmenler Şii ve Sünni olarak iki mezhebe bölünmüş durumdalar. Tarihi olarak çevrelerindeki Kürt ve Arap aşiretlerinin baskısına uğradılar. Amerikalılar Körfez harekatından sonra Irak’da Şii, Sünni Araplar ve Kürtler olarak üç grup belirleyerek Türkmenleri yok saydılar. Hatta açıkça, “Irak’da Türkmen sorunu gibi bir sorun kesinlikle istemiyoruz.” diye belirttiler. İktidardaki AKP hükümeti, sürekli olarakTürkmenler içindeki mezhep ayrılıklarını körüklediler. Şii olan Türkmenleri İran’ın kucağına ittiler.

IŞİD tarafından 2014 yılında Türkmenlere yönelik yapılan saldırılar ve katliamlara Ankara sessiz kaldı. Hatta Türkiye’ye sığınmak isteyen Türkmenlere, Amerika’yı kızdırmamak için, “Bağdat’a gidip pasaport çıkartın. O zaman alırız.” denildi. İslamcı terör örgütünün saldırıları sonucu Ninova, Selahaddin, Kerkük ve Diyala vilayetlerinden yarım milyon Türkmen sürgün edildi. Kendilerini savunabilecek gelişmiş silahlardan yoksun olan Türkmenler, IŞİD’in saldırılarında 3500 kişi kayıp verdiler. Kadınlar kaçırılarak pazarlarda köle olarak satıldı.

Dünya kamuoyu Yezidilere gösterdiği duyarlılığı ne yazık ki Türkmenlere göstermedi. Bir iki kenarda köşede kalmış haberin dışında Türkmenlerin acılarıyla ilgilenen olmadı.

Türkiye kamuoyunda “Türk Dizisi” olarak reklamı yapılan Kaçış’ta bakalım Türkmenlerin acıları yer bulabilecek mi?

Ezidilerin acılarına gösterilen ilginin çeyreğini Türkmenlere de gösterilecek mi?

Bu soruların yanıtlarını dizinin ilerleyen bölümlerinde göreceğiz.

Netflix, Disney gibi dijital platformları “özgür yayın alanları” olarak gören Batı budalası aydınlarımız, akıllarına taktıkları at gözlüklerini çıkarıp ülkede ve çevre ülkelerdeki olup bitenleri kendi gözleriyle baktıklarında sınır ötesinde Kürt, Arap, Yezidi köylerinin dışında Türkmen köylerinin de olduğunu göreceklerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :