Meclis’te “Kürt Sorununu Tartışma Komisyonu” kurma kararı alındıktan sonra yapılan tartışmalar bir türlü bitmek bilmiyor.
Körlerin, dokundukları fili tarif etmelerine benzer şekilde her çevre “Kürt Sorununu” kendi meşrebine göre anlatmaya kalkınca kurdukları komisyona bir türlü ad da koyamadılar.
Herkes kendine göre bir ad önerince, çok önemsedikleri bir konuda bile uzlaşma sağlanamadı.
Herhalde bu gidişle yapacakları ilk toplantıda, kurdukları komisyonun adını çöp çekerek belirleyecekler.
“Kürt Açılımı” filmini daha önce seyretmiştik.
Aradan yaklaşık olarak 10 yıl geçince de hemen unutuverdik.
Bugün siyasi kişilerden dinlediğimiz; “Barış, demokrasi, özgürlük, kardeşlik, analar ağlamasın, güvenlikçi politikalar son bulsun, silahlar sussun, barış rüzgarları essin, 1000 yıllık kardeşlik, etle-tırnak” laflarını o dönemde de bol bol dinlemiştik.
Dolmabahçe’de verilen görüntüler ve İngiltere’nin garantörlüğünde yürütülen gizli görüşmeler sonunda Güney Doğu’da çıkan çatışmalarda 8 bin kişiyi kaybettik.
Bugün 2025 yılında yine İngiltere’nin garantörlüğünde filmi başa sarıp yeniden izlemeye başladık.
Ama bu kez, bazıları saf değiştirdi.
Cumhuriyeti kuran Atatürkçü parti CHP ve Milliyetçi MHP, Kürt Açılımcısı kesildiler.
Mikrofonu her eline alan, Kürt Sorunu üstüne nutuk atarken nedense bu sorundan ne anladığını kitlelere anlatmadığı gibi kimse de böyle konuşanlara bir soru sormuyor.
Durum böyle olunca, ortaya körler sağırlar diyaloğundan başka bir şey çıkmıyor.
Bu sorunun ne olduğunu kimse söylemeyince yine iş başa düştü.
Kalemi elime alıp kendi siyasal düşüncelerim doğrultusunda ahkâm kesmeye hiç niyetim yok.
Kendi belgelerinden, kendi dillerinden ne istediklerini bir bir anlatacağım.
Bundan 12 yıl önce AKP yönetimi, 4 Nisan 2013 tarihinde “Kürt meselesi”ni demokratik açılım ve çözüm süreci kapsamında Akil İnsanlar Heyeti kurmuştu.
Oluşturulan bu heyette 63 kişi görev aldı.

Bu akil insanlar yedi coğrafi bölgeye dağılarak; gittikleri yerlerdeki kitle örgütleri yöneticileriyle, partilerle, sendikalarla, bölge insanlarıyla konuştular, toplantılar yaptılar ve edindikleri izlenimleri rapora dönüştürerek ilgili kurumlara ilettiler.
Önümde o yıllarda resmi belgeye dönüşen “Akil İnsanlar Raporları” duruyor.

Doğu Anadolu Grubunda; Can Paker, Sibel Eraslan, Ayhan Ogan, Mahmut Aslan (Hak-İş), Abdurrahman Dilipak, İzzettin Doğan (Cem Vakfı), Abdurrahman Kurt, Zübeyde Teker ve Mehmet Uçum yer aldı.
Eski komünist ve avukat olan Mehmet Uçum, bu alandaki üstün başarılarıyla sonradan Saraya transfer oldu.
Güneydoğu Anadolu Grubunda ise; Yılmaz Ensaroğlu, Kezban Hatemi, Mehmet Emin Ekmen, Murat Belge, Fazıl Hüsnü Erdem, Yılmaz Erdoğan, Etyen Mahçupyan, Lami Özgen(KESK) ve Ahmet Faruk Ünsal (Mazlum-Der) görev yaptı.
Her iki bölgede oluşturulan raporlarda hemen hemen aynı ifadeler ve talepler yer alıyor.
Raporların başlangıç bölümünde yer alan tarihsel çözümlemelerin genişçe yer aldığını göz önünde bulundurarak, bu raporda maddeler halinde sıralanan talepleri temel alarak değerlendireceğim. İsteyen okur, raporların bütününe verilen linkten ulaşabilir.
“Heyetimize İletilen Talepler” başlığı altında talepler şöyle sıralanmış:
- Anadilde eğitim hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması,
- Anayasal vatandaşlık anlayışının benimsenmesi,
- Eşitlik ilkesine vurgu yapılması ve özgürlüklerin alanının genişletilmesi,
- Kürtlere statü tanınması,
- Kürtlerin kültürel kimlik haklarının güvence altına alınması,
- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, valilerin seçimle işbaşına gelmesi,
- Dini ve inanç hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılması,
- Zorunlu askerliğin kaldırılması, vicdani reddin bir hak olarak tanınması,
“Uluslararası Sözleşmelere İlişkin Talepler” başlığında ise:
- Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılması,
- Kültürel kimlik haklarına ilişkin uluslararası anlaşmaların imzalanması ve onaylanması, istenmiş.
“Yasal Düzenleme gerektiren Talepler” başlığında da şu talepler savunuluyor:
- Anaokulundan üniversiteye kadar her aşamada Kürtçe eğitimin yapılması,
- Kürtçenin kamu hizmetlerinde kullanılması,
- Kürtçede kullanılan ve yasak olan harflerin kullanımının serbest bırakılması,
- Yerleşim yerlerinin eski adlarının iadesi,
- Çözüm sürecinin yasal güvencelerle ve şeffaf bir biçimde yürütülmesi,
- Genel bir siyasi af çıkarılması,
- Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüşebilmesinin sağlanması, cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve serbest bırakılması,
- Eğitim sisteminin tekçi ve ideolojik unsurlardan arındırılması ve reformdan geçirilmesi,
- Kalkınma Ajanslarının demokratikleştirilmesi ve atanmışların hakimiyetine son verilmesi,
- Andımız metninin kaldırılması,
- ‘Ne Mutlu Türküm diyene’ ve benzeri yazıların silinmesi,
- Silahların susması için PKK’nın, Kürt sorununun nihai çözümü için ise bütün Kürtlerin muhatap alınması,
- Süryanilerin anadilde eğitim yapmalarının ve din adamı yetiştirmelerinin önündeki engellerin kaldırılması,
- Ezidilerin işgal edilen topraklarının kendilerine iadelerinin sağlanması,
- Özellikle gençlerin dini ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla medrese eğitimine olanak sağlanması ve bölgedeki medrese eğitiminin yeniden canlandırılması,
- Resmi tarihin bir tarafa bırakılması ve tarihin doğru bir biçimde yeniden yazılması, resmi tarihte karalanan şahsiyetlerin itibarlarının iadesi,
- CHP ve MHP’nin de sürece katılımı için çaba sarf edilmesi,
- Siirt ve Mardin Üniversitelerinde Arapça eğitim verilmesi isteniyor.
“Anayasal Öneriler” bölümünde ise; Anayasada herhangi bir etnik, dini ya da ideolojik referansa ve tanımlamaya yer verilmemesi savunularak Anayasanın başlangıç kısmının kaldırılması isteniyor.
Yönetim modeli olarak Adem-i merkeziyetçi model esas alınarak bölgesel yönetimler siyasi özerklikle donatılması istendiği gibi Anayasada ve yasalarda yer alan Türklük ve Türkçe ile ilgili bütün atıfların kaldırılması talep ediliyor.
Yukarıda yer alan taleplerin gerçekleşmesi halinde bir ulus devletten söz edilmesi olanaksızdır. ABD Ankara Büyükleçisi’nin dile getirdiği düşüncelerle PKK’nın öne sürdüğü talepler çakışmaktadır.
Batı dünyası ve İsrail’in sözcüleri, Orta Doğu’da ulus devletlere yer olmadığını defalarca öne sürdüler.
Emperyalizm ve siyonizm, Türkiye’de Kemalizmin kökünü kazıyarak Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da olanların tümünü, halkımıza da yaşatmak istiyor. “Özgürlük, demokrasi, barış” soslarına batırılmış etnik milliyetçiliğin ve mezhepçiliğin solculukla, devrimcilikle ve aydınlanma ile bir ilgisi yoktur.
PKK ve onun izdüşümünde hareket eden siyasal hareketler, tarihin en büyük gericileridirler.
“Kürt Açılımının” Türkiye’ye demokrasi ve barış getireceği ise koca bir yalandır.
Televizyondan her akşam Merdan Yanardağ gibi PKK yalakası kişilerin üfürmesiyle açılım sonucunda Türkiye’ye bahar geleceği ise bir kandırmacadır. Kürt Baharıyla gelse gelse ancak diktatörlük ve kör bir karanlık gelir.
Yukarıda gördüğümüz taleplerdeki gibi her etnik gruba anaokulundan üniversiteye kadar anadilinde eğitim hakkı verildiğinde ortada bir devlet de kalmaz.
Dünyanın hiçbir yerinde, aklı başında bir kimsenin savunamayacağı bu saçmalıkları savunmak, bizim İsrail kuklalarına ait bir özelliktir.
Doğu’da Güney Doğu’da medrese eğitimini savunmayı, bizim sosyalistlerimiz sosyalizmin neresine soktuklarını bir söyleseler de biz de biraz aydınlansak.
Adem-i Merkeziyetçilik yani federalizm, Türkiye’yi bu coğrafyada paramparça eder. Avrupa Özerklik Şartı’na konan çekinceler, federal devletin ordusu ve polisi, mahkemesi, bayrağı gibi maddeleri içerir.
Kılıçdaroğlu, bir zamanlar bu sözleşmeye Türkiye’nin koyduğu çekincelerin kaldırılması gerektiğini savunuyordu. Buna benzer talepler gerçekleştiğinde aynı Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de Kürt Federe Devleti ortaya çıkar.
Kuzey Irak Federe Devleti’nin bağımsızlığın dışında her şeyi var.
Türkiye’deki Kürt Açılımının amacı da böyle bir sonuca varmaktır.
Oluşturulan komisyona balıklama atlayarak gerçekleri ters yüz eden Özgür Özel, halktan bir şeyleri kaçırmak istiyor.
CHP yöneticileri, Akil İnsanlar Heyeti’nin kaleme aldığı taleplerin hangilerini savunduğunu kamuoyuna net olarak açıklamalıdır.
Anayasal ve yasal değişiklikler peşinde koşan AKP+MHP+DEM İttifakının Cumhuriyete son verme hamlesinin bir ürünü olan ve ilk olarak Öcalan tarafından önerilen komisyonda yer almanın onu meşrulaştırmanın dışında halka ne faydası olacaktır?
Önümüzdeki günler içinde bu konuda herkesin niyeti net olarak ortaya çıkacaktır. Kimin Cumhuriyetten, özgürlüklerden, bağımsızlıktan yana, kimin de Yeni Osmanlı’dan yana olduğunu göreceğiz.
Şeyh Sait’in, Seyit Rıza’nın peşine takılarak Cumhuriyetçilerden özür bekleyenler, daha çok beklerler. Yazılı ve yaşanmış olan tarihi ters yüz ederek karşı devrimden güzellik çıkarmaya çalışanlar aynı savundukları kahramanları gibi tarih karşısında birer gerici olmaktan asla kurtulamayacaklardır.
Bugün de yüz yıl önce olduğu gibi, kavga Sevr Anlaşması’nı savunanlarla Lozan’ı savunanlar arasındaki bir kavgadır.
Herkes bu bilinçle hareket ederek safını seçmelidir.



