Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Resim – Heykel Sorunu

CHP Bolu Belediyesi Başkanı Tanju Özcan, başkanı olduğu kentin kimliğini en iyi şekilde temsil edecek neyimiz var diye kendi kendine sordu. Aklına ilk gelenler içinde olan Köroğlu, olamazdı. Köroğlu, bundan önceki Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz tarafından düşünülüp heykeli Anadolu Otoyolu ve D – 100 Karayolundan geçenlerin görebileceği bir alana yerleştirilmişti. Üstelik heykel Kazakistan’da yapılıp parçalar halinde getirilerek montajı yapılmıştı.

Boyu 70 metre olan dev gibi bir heykeldi.

Heykel büyük olmasına büyüktü ama boyutlarda apaçık görülen bir uyumsuzluk vardı. Yuvarlak hatlarla yapılan bir kulenin üstüne bir süvari oturtulmuştu.

Atıyla gökyüzünde astral gezi yapan Köroğlu, kulenin tepesine takılmış kalmış gibiydi.

Fotoğrafa baktığımda rüzgar gülüne de benzetiyorum. Bolu’nun sert esen rüzgarlarında horozun yerini almış olan Köroğlu ve atı, durmadan dönecek sanki.

Nereden bakarsanız bakın iyi düşünülmemiş acayip bir heykel.

Biz, eski Başkanı geçmişte bırakıp yeni Başkana dönelim.

Tanju Bey, eski belediye başkanının gerisinde kalmamalıydı.

Farklı bir şey yapmalıydı.

Düşündü düşündü, sonunda buldu.

Bolu’nun her tarafı ormandı.

Ormanda ne olur?

El cevap, Ayı.

Evet olabilirdi.

Rusya’nın, bazı ülkelerin sembolü ayı olabildiğine göre, Bolu için de ayı, neden olmasın?

Yetkili kurullarda konuşuldu, tartışıldı ve yapılmasına karar verildi.

Proje oluşturuldu ve maket anıt, kamuoyu ile paylaşıldı.

Ayı heykelinin boyu 10 metre olacaktı.

Heykelin taslağını görenler, ayı ismini duyanlar yerlerinden fırladılar.

“Bula bula bize Ayıyı mı layık gördünüz?” diye kükrediler.

Ayının, kaba saba bir hayvan olarak argoda kötü bir şöhreti vardı.

Kimisi de kaba olmakla birlikte ayıyı sevimli buluyorlardı.

Kamuoyu, Bolu halkı kabak gibi ikiye ayrılmıştı.

Günlerce tartışıldı. Sonunda Başkan, Ayı karşıtlarının giderek çoğalması üzerine geri adım atarak projeden vazgeçti.

Böylece Bolu halkı, Ayı ile temsil edilmekten kurtuldu.

Bundan sonra Tanju Özcan’ın heykel konusunda ne gibi hamleleri olacağını bize zaman gösterecek.

Zaten baştan yanlış düşünülmüş bir projeydi.

Yanı başlarında ilçeleri olan Mengen, 10,5 metre boyunda bir aşçı heykelini dikmişti.

Mengen, yetiştirdiği aşçılarla dünyaca ünlüydü.

Ayı heykeli ise 50 cm. boy farkı ile ikinciliğe düşerek aşçı heykelinden geride kalıyordu.

Heykele bakınca aklıma bir şey takıldı.

Heykeltraş, aşçının sol eline niye küreyi tutuşturmuş.

Adam coğrafyacı, kaşif filan biri değil, mutfakta yemek yapıyor.

Yaptığı işle ilgili kepçe, kevgir, bıçak filan değil de niye küre?

Aklım almadı.

Diğer illerde yapılan heykelleri görünce heykel sanatında ne kadar ileri gittiğimizi görerek sevindim.

İllerimizin birbirlerinden farklı özellikleri var.

Örneğin; Afyon’un kaymağı, Niğde’nin patatesi, Diyarbakır’ın karpuzu, Adana’nın kebabı gibi…

Her ilimiz sanatını konuşturmuş.

İnegöl’ün Köftesi:

Yeşil Bursa’nın Timsahı:

Beypazarı’nın Havucu ve Maden Suyu:

Gaziantep’in Fıstığı:

Manisa’nın Üzümü ve Kavunu:

Yozgat’ın Testisi:

İllerimizin, ilçelerimizin meydanlarını; güğümler, çaydanlıklar, ibrikler, domatesler, biberler, çay bardakları, turplar ve daha aklınıza gelebilecek bir sürü kullanım eşyası, zerzevat süslüyor.

Bazlama heykeli bile var.

Ama bunların içinde biri var ki asla atlayıp geçemem.

Amasya’da ki heykeller…

Elma heykelinin diğer illerdekilerden bir farkı yok.

Ama şehzade heykeli, diğerlerine fark atıyor.

Şimdi Yeni Osmanlı döneminde yaşıyoruz.

Heykeltraşımız, eskinin kavramlarıyla yeninin kavramlarını eserinde buluşturmuş.

Şehzadenin eline akıllı bir telefon tutuşturmuş.

Şehzademiz, özçekim yapıyor.

İstanbul Belediye Başkanı bu heykeli gördü mü bilmem?

Fatih’in resmine kucaklar dolusu para vereceğine Sultanahmet Meydanı’na bu heykelin bir benzerini dikseydi hem İstanbul halkından hem de turistlerden beklediği desteği alabilirdi.

Parasının büyük bir bölümü de cebinde kalırdı.

Aynı zamanda dünya kenti İstanbul’da, Doğunun kavramlarıyla Batının teknolojisini birleştirdiğimiz sanat eserlerini tüm dünyaya göstermiş olurduk.

Batıda ve ülkemiz sanat dünyasında bu tür eserlere kitsch (kiç) deyip küçümseyenler olsa da biz aldırmazdık.

Yıllar önce Ankara’da Melih Gökçek de, meydanları dinozor, robot heykelleriyle doldurup sanat kültürümüzün gelişimine büyük katkılarda bulunmuştu.

Başkan Erdoğan, Ankapark’taki heykellerin açılışını Rabia işareti yaparak açmıştı.

Belediye Başkanları yurdumuzun meydanlarını; ibrik, testi, domates, biber, patlıcan, bazlama heykelleri ile doldururlarken bazı belediye başkanları sevemedikleri heykelleri gereksiz buluyorlardı.

Cumhuriyetin kurucusu, düşmanı yurttan kovan insanın heykelleri sakıncalı bulunarak ortadan kaldırılıyordu.

Rize’de Atatürk heykeli yerinden söküldü.

Çaydanlık ve çay bardağı heykeli dikildi.

Yerinden sökülen heykeller ıssız yerlere atılıyor.

Yerinden sökülemeyenler ise bazı meczupların saldırısına uğruyor.

Türkiye’de dinci kesimlerin resim ve heykelle sorunları var.

Semavi dinler olarak sayılan Yahudilik, Hrıstiyanlık ve Müslümanlıkta resim, heykel yapmak ve yaşam alanlarında bulundurmak yasaktı. Yahudilik ve Hrıstiyanlıkta bu yasak sonradan gevşetilip kaldırılmakla birlikte Müslümanlıkta devam etmiştir. İslam’da ancak soyut figürler ve çiçek resimlerinin yapılmasına izin verilmiştir. Özellikle insan tasvirleri yapmak, heykel yapıp bulundurmak kesinlikle yasaklanmıştır.

Müslüman ülkelerde bu yasak yüzünden hat sanatı gelişirken resim sanatı geride kalmıştır.

Resim ve Heykelin Günahı

Sakarya Büyükşehir Belediyesi, kentin Gar Meydanı’na dev gibi bir kabak heykeli kondurunca konu sosyal medyada tartışılmıştı. Belediyenin bu girişimini Akit gazetesi de desteklemişti. Heykel yapımına her zaman karşı çıkan Akit’in bu tutarsızlığı medyada eleştiri konusu edilince Akit,

“Hadis-i Şerif kaynaklarına göre, canlılara ait olan her türlü gölgeli heykel ile gölgesiz suretler İslam’da haram kılınmıştır.” diyerek kendini savundu. İslam tarihinden yaşanmış bir olayı kanıt olarak gösterdi.

… Hazreti Aişe bir gün resimli bir yastık (kanatlı at resmi) satın aldı. Peygamber (sav) dışarıdan yastığı görünce içeri girmedi. Kapının önünde ayakta kaldı. Hazreti Aişe (ra) da onun yüzündeki memnuniyetsizliği anladı ve şöyle söyledi:

– Ya Resulullah Allah ve O’nun Resulüne tövbe ediyorum, günahım nedir?

Peygamber(sav) ona cevaben buyurdu ki:

– Yastıktır!..

Hazreti Aişe:

– Üzerine oturup yaslanasın diye senin için satın aldım.

Peygamber(sav) buyurdu ki:

– Resim yapanlara azap verilecek, yaptığınızı canlandırınız denilecektir. İçinde resim bulunan eve melekler girmez… Ancak bu hüküm cansız varlıklar için geçerli değildir…

Yeniakit.com.tr -13 Şubat 2021

Cansız varlıkların resminin, heykelinin yapılacağını ve bu gerekçeden yola çıkarak Adapazarı’ndaki Kabak Heykeline sahip çıktı.

Medyada konuşmalarıyla, vaazlarıyla dikkati çeken ve eleştirilen İslamcı Nureddin Yıldız, konuyla ilgili bir soruya şöyle karşılık veriyor:

* … İslam’ın resme bakış açısını biliyorum ancak minyatüre bakış açısı nedir? O da resim gibi midir yoksa farklı bir hükmü var mıdır?
* Selamünaleyküm. Adı ne olursa olsun, resim sakıncalıdır. Heykel türü işler ise yasaktır…

Yeni Osmanlı’da resim ve heykel konusunda bunlar söyleniyor. Peki, Eski Osmanlı’da bu tür konulara nasıl bakılıyordu?

Sorunun yanıtını, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden alalım. Çelebi, İranlı Şair Firdevsi’nin Şehname adlı eserin başına gelenleri anlatıyor. Kadızade’nin(17. Yüzyılda Din kitaplarını bağnazca yorumlayanlara verilen ad) biri açık artırmada Şehname’yi satın alır ve parasını da vermez. Kitaba ne yaptığını Evliya Çelebi’den öğrenelim.

…Anlayışsız herif çadırına varıp ‘Resim haramdır!’ diyerek, bütün resimleri berbat edip gözlerini çıkarır. O resimlerin nergis gibi gözlerini bıçakla oyarken, her sayfayı delik deşik etmiş. Kimi resimleri, boğazladım sanarak bıçakla boğazlarında çizmiş. Hele o güzel yüzleri, kibar elbiseleri, ağzındaki pis tükürüğü ile kirletmiş. Böyle değeri sonsuz bir kitabın her sayfasını üstat ancak bir ayda tamamlamış iken, böyle bir edepsiz bir anda ağız salyasıyla kirletiyor…”

Konu, o yörenin Paşasına iletilir.

“… Herifin çevresindekiler onu çeke çeke sürüyerek, döverek paşanın karşısına getirdiler.

Paşa:

– Bre adam, bu kitabı niçin böyle ettin? deyince, herif dedi ki:

-Ya o kitap mıdır?… Papaz yazısıdır, iyi ettim. Şeriata aykırı olduğu için bozdum.

Paşa:

– Sen şeriata aykırı olanı bozmaya memur değilsin. Ama ben, açık arttırmada iki bin kuruşa çıkmış kitabı bozmayı sana göstereyim. Alın aşağı şunu! Dedi.

Herif, her ne kadar:

– Ben, kapıkulu yeniçerisiyim, dedi ise de, cellatlar aman zaman vermeyip bin değnek vurarak…

Seyahatname – Seçmeler – Evliya Çelebi – Altın Kitaplar – Sayfa: 198 – 199

Kitabın içindeki minyatürleri bozan Kadızadeye 1000 değnek vurulduğunu Evliya Çelebi’den öğreniyoruz.

Nureddin Yıldız, Osmanlı’da 17. yüzyılda yaşamış olsaydı “minyatür sakıncalıdır” dediği için en azından 100 değnek vurulmakla cezalandırılırdı.

Yeni Akit, Nureddin Yıldız gibi çevreler yukarıda sunulduğu biçimde yasakları savunurlarken Diyanet İşleri Başkanlığı gibileri eski metinlerde yer alan hükümleri ayıklamakla meşguller.

Hadislerden on binlercesi zamana uymadığından “uyduruk”gerekçesiyle metinlerden çıkarıldı.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bırakalım hadisleri, Kur’an’da geçen ayetleri bile savunamıyor. Kadına dayak konusunu açıklarken akla hayale gelmeyen gerekçeler öne sürüyor.

Yahudilerle, Hrıstiyanlarla dost olmayın, alışveriş etmeyin” ayetini savunamıyor, lafını bile edemiyor.

Evrende değişmeyen şey, değişimin kendisi.

Bu gerçekten hiçbir kurum veya kişi kaçamıyor.

İnsanın resmini, heykelini yapmayı yasaklayan Yeni Akit dönüp kendine, “Ben bu yasağın neresindeyim?” sorusunu sormalıdır.

Hepsinin ellerinde akıllı cep telefonları var.

Bu cep telefonlarında “resimler, heykeller, her türlü şeytani tuzaklar” ne ararsanız var.

Üstelik bütün bunlar parmakla bir dokunuş uzaklığında…

Resim bulunan eve melekler girmez.” diyen Akit, resim, görüntü yayını yapan Akit TV binalarının içine meleklerin girdiğine gerçekten inanıyor mu?

Heykeli putla özdeşleştirip ülkemizde heykel düşmanlığı yapılıyor.

Anlatılan İbrahim öykülerinden etkilenen cahil insanlar da kendilerini İbrahim peygamber yerine koyup heykellere saldırıyor.

Bugünün dünyasında bir gram aklı olan hiç kimse; bir resmi, bir heykeli put yerine koyup, tapmaz.

Bugünün insanı dolar, bitcoin, auro, Facebook, Twitter, TikTok, YouTube, Netflix gibi putlara tapıyor.

Milyarlarca insan, özelde Müslüman, bu saydığım zamane putlarının kulu olmuş.

Bu ortamlarda “şeytana” uyuyorlar.

Müslüman önderlerin böyle bir derdi, kaygısı yok!

Bu gerçeği görmek istemiyorlar.

Bu platformlar hakkında olumsuz cümle kurmaktan özellikle kaçınıyorlar.

Böyle bir şey yaptıklarında seslendikleri insanların onları dinlemeyeceklerini kesinlikle biliyorlar.

Üstelik kendileri de bu sistemlerin bağımlısı olmuşlar.

Teknolojideki buluşlar ve uygulamalar; inançları, yerleşik düşünceleri yerle bir ediyor.

Eskinin kurallarını savunanlar oyun dışı kalıyor.

Oyundan çıkmak istemeyenler ise kendilerini değiştirmek zorunda kalıyorlar.

İslam dini de bu gelişmelerden çok etkileniyor.

Her gün insanların din algısı hızla değişirken, bu değişim içinde dini çevrelerin söylemi de değişiyor.

Bazı konularda ise değişime ısrarla karşı çıkıyorlar.

Kur’an’da yasaklayan açık bir hüküm olmadığı halde ısrarla resim, heykel konusunda yasakçı tavırlarını sürdürüyorlar.

Resim heykeli bir yana koyalım. İnsanlık ve teknoloji baş döndüren bir hızla ilerliyor.

Üç boyutlu yazıcılar artık evlere kadar girdi. İnsanlar evde her türlü nesneyi üretecek ve heykelini yapabilecek duruma geldiler. Erkek, kadın biçiminde üretilmiş robotlara kimlik verilmeye başlandı. Konuşan, espri yapan, insanın birçok ihtiyacına cevap veren robotlarla insanlar birlikte yaşayacaklar. Çok yakın zamanda evlerde istenilen özellikte üretilmiş robotların varlığına tanık olacağız. Önümüzdeki yıllarda bu kaçınılmaz değişim ve yıkımın sancılarına hep birlikte tanık olacağız.

Taştan, mermerden, alçıdan yapılmış olan heykeli kırıp, yıkanlar bu gelişme karşısında ne yapacaklar?

Bugünün Türkiye’sinde insanlara, “Resim yapmayın, heykel yapmayın, bulundurmayın yoksa günaha girersiniz.” deniliyor.

Atatürk, “Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki, ona ilgi göstermeyenleri yakar kavurur.” diyor.

Ya Atatürk’ün dediği gibi medeniyet ışığını takip ederek çağdaş toplumlar içinde yerimizi alacağız ya da karanlığa doğru yürüyeceğiz.

Ulusça başka da bir seçeneğimiz yok!

53 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

  3. Pingback:

  4. Pingback:

  5. Pingback:

  6. Pingback:

  7. Pingback:

  8. Pingback:

  9. Pingback:

  10. Pingback:

  11. Pingback:

  12. Pingback:

  13. Pingback:

  14. Pingback:

  15. Pingback:

  16. Pingback:

  17. Pingback:

  18. Pingback:

  19. Pingback:

  20. Pingback:

  21. Pingback:

  22. Pingback:

  23. Pingback:

  24. Pingback:

  25. Pingback:

  26. Pingback:

  27. Pingback:

  28. Pingback:

  29. Pingback:

  30. Pingback:

  31. Pingback:

  32. Pingback:

  33. Pingback:

  34. Pingback:

  35. Pingback:

  36. Pingback:

  37. Pingback:

  38. Pingback:

  39. Pingback:

  40. Pingback:

  41. Pingback:

  42. Pingback:

  43. Pingback:

  44. Pingback:

  45. Pingback:

  46. Pingback:

  47. Pingback:

  48. Pingback:

  49. Pingback:

  50. Pingback:

  51. Pingback:

  52. Pingback:

  53. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :