Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Posted in:

Algı Operasyonu

Selahattin Demirtaş, T24’te “İğneyi kendimize” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazı, önümüzdeki günler içinde yapılacak seçim ve ittifaklar açısından içinde önemli saptamaları barındırıyor.

Bildiğiniz gibi Türkiye iki cepheye bölünmüş bir durumda olarak seçime gidiyor. Her ne kadar yapılan son kamuoyu yoklamalarında Millet İttifakı önde görünüyor olsa da kazanması pamuk ipliğine bağlı. İki cephenin aralarında belirgin bir sayısal fark yok.

Siyasetin önemli aktörü HDP, var olan ittifakların dışında durmak zorunda kalıyor. Türkiye’ye karşı silahlı mücadele içine giren bir siyasi hareket, Türk halkının ancak nefretini kazanıyor. Millet İttifakı’nın bileşenleri olan partiler, çok istemelerine rağmen Türk halkının tepkisinden korktukları için HDP’yle aralarına mesafe koymak zorunda kalıyorlar.

Millet İttifakı ile HDP’nin bir araya getirilip halkın ikna edilmesi için ilgili çevreler operasyona başladılar.

Selahattin Demirtaş’ın yazısını okuduğumuzda bunun ip uçlarını görebiliyoruz.

Demirtaş, AKP’nin algılara dayalı bir mücadele yürüttüğünü söyleyerek bu algıları kıramadan muhalefetin ileriye gidemeyeceğini söylüyor ve muhalefet cephesi ile HDP’nin birliğinin seçimleri “80’e 20” alacağını öne sürüyor. Bildiğiniz gibi CHP ve İYİ Parti tabanı seçimlerde HDP ile yapılacak bir ittifakta çok fire verir ve diğer cephe seçimleri kanırta kanırta alır.

Bu durumda şimdiye kadar denenmemiş yöntemler geliştirilerek Cumhuriyetçilerin mutlaka ikna edilmesi gerekir. İşte Demirtaş, bu işin nasıl başarılacağını yazısında bir bir anlatıyor.

Eline çuvaldızı alan Selo, ‘Biz çok çile, kahırlar çektik ama artık yeni bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Eski politikalarla bir yere varılacağı yok. Önce, şu elimde gördüğünüz çuvaldızı kaba etime batırarak haykırıyorum. HDP bir Türkiye partisi olmak zorundadır. HDP, Türkiye’nin tümünü kucaklamak zorundadır. Bu amaca yönelik olarak Türkiye açılımı yapmalıyız. Bu açılımla ilgili HDP Kongresi’nde önemli kararlar alındı. Eğer Türkiye açılımı yaparsak ve HDP’liler çuvaldızı kalçalarına batırırlarsa ittifakın ekonomi, dış politika, eğitim, sağlık, adalet gibi konularında ne yapacağını rahatlıkla emekçi halkımıza anlatabiliriz. İlkelerimizden değil, alışkanlıklarımızdan vazgeçelim.’ diyor.

HDP, içine çakma solcuları alarak ve onları birer silik kopyaları olarak kullanarak Türkiye partisi olunamayacağını gördü anlaşılan.

Demirtaş, “Değişelim arkadaşlar! Bundan korkmayalım. Cesaretli olalım” diyerek kitlesine dönük nutuk atarak, saftirik Cumhuriyetçileri kandıracağını sanıyor.

Yazısındaki, “İlkelerimizden değil, alışkanlıklarımızdan vazgeçelim.” önermesi, bunun bir danışıklı dövüş olduğu ve CHP, İYİ Parti kitlesine, Atatürkçülere yönelik bir algı operasyonu olduğunu bizlere gösteriyor.

HDP kongresini daha yeni yaptı.

Eş Genel Başkan Pervin Buldan, “Tarih de rüzgar da bizden yanadır.” diyerek şöyle konuştu:

…Herkes bu salondaki halkların renklerine iyi baksın. Buradaki irade, Kürdün de, Türkün de, Alevi’nin de, Ermeni’nin de, Arap’ın da, Çerkes’in de, Süryani’nin, Ezidî’nin, Rum’un, Laz’ın Hristiyan’ın, Musevinin, Roman’ın, Pomak’ın da eşitçe birlikte yaşam sözleşmesidir.

Bu cümleleri kuran birisinin devrimcilikle, solculukla uzaktan yakından bir ilişkisinin olmadığı açıktır. Bu anlayışa sahip birisi bir topluma baktığında etnik milliyetlerden ve dini yapılardan, cemaatlerden başka bir şey görmez. İnsanları etnik kafesler ve cemaatler içine tıktığında mutlu olur. Siyasi mücadelesinin merkezine de bu yapıların özgürleşmesini(!) koyar. Böyle hastalıklı bakış açısını 60’lı yıllarda sol hareket içine gizli servisler yerleştirdiler. Dünyaya, toplumlara sınıf bakış açısından bakmayan, emek-sermaye ekseninde bir görüşe sahip olmayan siyaset tarzını ABD ve AB çevreleri çok severler. Onun için AB fonları, Türkiye’de etnik milliyetçilik ve dincilik yapan çevrelere akıtılıyor.

Buldan, HDP Kongresindeki etnik milliyet ve dini yapıların eşit olarak temsil edildiğini öne sürerek aynı bileşimi Türkiye’ye yayarak TBMM’nin önüne yeni görevler koyuyor.

…Buradan diyoruz ki çözümün yolu ‘demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk’ temelinde diyalog ve demokratik müzakeredir. Çözümün adımları eşit yurttaşlıktır, anadilde eğitimdir, güçlü yerel demokrasidir ve yargı sisteminin yarattığı tüm tahribatların giderilmesidir. Çözüm yeri diyalog ve siyasal mutabakat zemini olan parlamentodur…

Buldan, yeni bir şey söylemiyor. Yıllardır her zeminde dile getirilen etnik milliyetçilerin savlarını bir kez daha söylüyor. İşin acı yanı bu tezlere son yıllarda CHP yönetimi de sahip çıkıyor. Her iki parti de çözüm yeri olarak Parlamentoyu adres olarak gösteriyorlar. Yani ülkenin bölünme işini Meclis’e havale ediyorlar. Her zaman söyledik, etnik ve mezhep temelinde bölünmenin yasalaştığı, anadilde eğitimin uygulandığı ve güçlü yerel demokrasi dedikleri federal bir yapıdan demokrasi yerine ancak çatışma ve bölünme çıkar. HDP yöneticileri de Millet İttifakı’na dönerek “Bu istediğimiz üç ilkeyi kabul ettiğinizi kamuoyuna duyurun ve gereğini yapın, biz de sizin Cumhurbaşkanı adayınızı destekleyelim.” diyorlar.

Aslında “Garp cephesinde değişen bir şey yok.” Öne sürülen “Türkiye partisi olmak, Türkiye açılımları” lafları kitleleri kandırmaya yönelik laflardır. HDP’nin talepleri, 100 yıldır öne sürülen taleplerdir. Bu savlarından asla vazgeçmez. Vazgeçtiği anda kendisi olmaktan çıkar. “Türkiye partisi” olma girişimine Batılı çok sevdikleri dostları asla izin vermezler.

HDP Kongresi’nde oluşturulan Danışma Kuruluna Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Mehmet Altan, Rıza Türmen’in seçilmesi liboş, etnik milliyetçi çevrelerde büyük bir sevinçle karşılandı. Amerika’dan daha yeni dönen Ertuğrul Özkök, haberi duyar duymaz hemen duygularını kağıda döktü. Bu adı anılan kişilerin, HDP organlarında yer almasına çok sevindi ve bu kişileri HDP’ye kimlerin kazandırdığının peşine düştü. Liboşların, Ermeni milliyetçilerinin, FETÖ taraftarlarının HDP’ye katılmalarına biz de çok sevindik. Cumhuriyet düşmanlarının bir arada olmaları bizleri de sevindirir. Yalnız gözler Kılıçdaroğlu’nun kadim dostu Ahmet Altan’ı, Nazlı Ilıcak’ı aradı. Dileğimiz tez zamanda bu adı anılan kişileri de ekibe katarak kadroyu iyice sağlamlaştırsınlar. Her konuda bir fikri olan Ertuğrul Özkök de akil kişi olarak “Kürt sorununun çözümü” odaklı konuşmalarıyla HDP’nin eş başkanlarına yeni fikirler verebilir.

Nitekim, bazı çevrelerin adları geçen kişilere itiraz etmesi üzerine HDP Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, oluşturulan Danışma Kurulu’nun sembolik olmayacağını ve kritik dönemeçlerde partinin bu değerli (!) kişilere akıl danışacağını söyledi ve ‘bu insanların HDP’yle dayanışmasından bazı çevreler rahatsız oldu’ dedi.

TELE1’de Merdan Yanardağ, programında konuyu değerlendirirken “Bazı çevreler derken kimleri kastediyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim ben rahatsız oldum. Bu anlayışla, bu kişilerle HDP bir yere gidemez. Ben bu kişilerin olduğu bir platforma girmem” dedi.

Merdan Yanardağ, Mehmet Altanların, Hasan Cemallerin görüşlerinin Pervin Buldan’ın, Mithat Sancar’ın görüşlerinden ne gibi farkları olduğunu açıklamalıdır.

Bence aralarında esas olarak bir fark yoktur. Bu yüzden HDP Sözcüsü, “Bu insanların hem dayanışmasına hem de stratejik aklına ihtiyaç duyduk” diyor.

Mehmet Altanlar, Hasan Cemaller bir zamanlar Cumhuriyet’in enkazını ortadan kaldırmak için AKP’ye yardım etmişlerdi. Cumhuriyetin son kurumları büyük bir kumpasla ortadan kaldırıldı. Şimdi ise yeni kurulacak devletin eskisi gibi bazı Kemalist ögeleri olmasın diye HDP’ye yardım edecekler.

Merdan Yanardağ gibi bir ayağı Cumhuriyet devriminde, diğer ayağı gerici etnik milliyetçi HDP’de olan aydınların açmazı buradadır. Hem Cumhuriyetçi, Atatürkçü hem de HDP’ci olunamaz. Eski siyasi ezberler üzerinden gidenler kafalarını her zaman gerçeğin duvarına vururlar ve hayal kırıklığına uğrarlar. Kürt siyasal hareketinin emperyalizmin bir siyasal projesi olduğu gerçeğine gözlerini kapatıp onlarla iş tutanların varacağı yer, emperyalizmin bölge operasyon aparatı almaktır.

Ertuğrul Özkök’ün bu ara başı Sedat Peker’den yana dertli. Adamcağız Türkiye ve Türklerle ilgili detoks yapıp beynini boşalttığı bu günlerde Peker’in açıklamalarıyla yeniden politika çamuruna bulandı. Peker, Ertuğrul Özkök’ün kendisinden 100 bin dolar prim(!) aldığını açıkladı. Söz konusu alış veriş işlerinde “Bu milletin … koyacağız” diyen iş adamı Cengiz ile birlikte Mesut Yılmaz ve Aydın Doğan‘nın da adları geçiyor. Kumar, kaset, şantaj, prim, ihale, bol para üzerinden siyaset şekilleniyor. Köşelerinde “Temiz eller” palavraları atanların boğazlarına kadar boka battıklarını şimdiki zamanda görüyoruz.

Ertuğrul Özkök, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Mehmet Altan, Rıza Türmen gibi Türkiye’nin tanıdığı bu kişilerin işledikleri günahları anlatmaya kalksak ortaya Kırgız’ların Manas Destanı gibi uzun bir yazı ortaya çıkardı. Bu kişileri bilen biliyor. O kadar söze hiç gerek yok. Batı kapitalizminin şebekleri olan bu kişiler HDP’ye hayırlı olsun.

Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Mehmet Altan ve Rıza Türmen savundukları siyasal görüşleriyle ve pratikleriyle iyi bir HDP’li olduklarını zaten biliyorduk.

Şimdi görev aldıkları Danışma Kurulu’ndaki demokrasi, özgürlük, adalet, eşit yurttaşlık, güçlü yerel demokrasi kavramlı konuşmaları aynı Ertuğrul Özkök’ün “Temiz eller”li yazılarına benzer.

İnanan inanır…

İnanmayan da burnunu tutarak o çevreden hemen uzaklaşır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Enter Captcha Here :