Sanat

“Gavur Mahallesi” Sergisi – Bölüm 2

Ahmet Güneştekin, küreselcilerin sanatçısıdır.

Ressam Ahmet Güneştekin, “2012’de başlayanHafıza ve Yüzleşme” sergilerinin en kapsamlı ve en görkemlisi” olan “Gavur Mahallesi” sergisini, bazı kişilerin “Gavur İzmir” diye nitelediği İzmir’de açtı.

Serginin açılış törenine kimler katılmadı ki…

Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve sevgili eşleri, Uğur Mumcu’yu anma töreninde Ali Kemal’i basın şehidi ilan eden Kadıköy Belediyesinin Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, ABD, İngiltere ve Türkiye olmak üzere üç ülkenin vatandaşı olan eski AKP Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, politikacılar, sanatçılar, gazeteciler ve iş çevreleri toplantıyı onurlandırdılar.

Serginin küratörü ise ressam, şair olan ve son zamanlarda sadece Kürtçe eserler vermeye özen gösteren, siyasal kimliğini “Yapısalcılık ve marksizim arasında bir yerdeyim.” diye açıklayan Şener Özmen’di.

Altta yer alan fotoğraf çalışması Şener Özmen’e aittir. Fotoğraf karesine giren kişiler Bayrak Törenini gerçekleştiriyorlar. Boyunlarına taktıkları veya takılan boyunluklarıyla bayrağa bakmaya mahkum edilmişler. Kürt yönetmenlerin çektikleri filmlerde bayrak törenlerini ti ye alma tavrı, bir çizgi haline gelmiş. Fotoğraftaki sahneye benzer görüntüleri sık sık Kürt filmlerinde görüyoruz. Şener Özmen’in “Bayrak” adlı çalışması, sanat anlayışını yansıtması açısından önemli bir örnektir.

Ahmet Güneştekin, Şerdil Dara Odabaşı, Mehmet Şimşek ve Şener Özmen gibi Kürt kimlikli kişilerin siyasal, kültürel düşünceleri serginin temasına da yansımış. Kürt yazar Şeyhmus Diken, bianet’te sergi ile ilgili izlenimlerini “ Tabuttan bavula ‘karayazı’ “ başlıklı yazıda açıklamış. Ahmet Güneştekin, bildiğiniz gibi Diyarbakır’da açtığı sergide yerleştirme çalışmasında değişik renklerde boyadığı tabutları kullanmıştı. İzmir’de açılan sergide ise bu kez çok sayıda bavul karşınıza çıkıyor. Şeyhmus Diken yazısında “Bu anlamda Kürt coğrafyasının kadim şehrinde sanatçının Hafıza ve Yüzleşme Sergisinde Halepçe’den Otuz Üç Kurşun’a varıncaya kadar ‘tabut’ simgesi ne idiyse, Ege coğrafyası için de bir anlamda ‘Bavul’ aynı simgeselliği işaret etmiş oluyor.” diyor. Kürt ve Ermeni asıllı yazarlar ve politikacılar – bunlara Kılıçdaroğlu’nun yönetime gelmesinden sonra bazı CHP’liler de eklendi- “coğrafya” kelimesini kullanmayı çok seviyorlar. Onlar bu sözcüğü, coğrafya bilimini çok sevmelerinden ziyade kendi siyasi düşüncelerini ifade ettiğinden dolayı tercih ediyorlar. Bildiğiniz gibi Kürtler ve Ermeniler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine ve varlığına karşı olduklarından dolayı, Atatürk’e ve Cumhuriyete yönelik ağır suçlamalarda bulunurlar. Bu yüzden Mondros ve Sevr’in yanında yer alarak Lozan’a karşı çıkarlar. Lozan’da belirlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tanımadıklarından dolayı da “coğrafya” sözcüğünü kullanmayı tercih ederler. Ahmet Güneştekin de serginin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Bu serginin açılması iki yıl önce gündeme geldi. Yer aramaya başladık çünkü bu coğrafya Türkiye tarihinin en önemli coğrafyalarından biri ve bir mübadele coğrafyasıdır…”diyor.

Kafa aynı kafa, bakış aynı bakış…

Daha önce Diyarbakır’da açılan “Yüzleşme” sergisine İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le birlikte İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da katılmıştı. İki Belediye Başkanı da sergiyi öve öve bitirememişlerdi. Tunç Soyer’in, “Yüzleşme” sergisinin İzmir’de de açılma isteği ile Güneştekin’in hedefleri çakışınca “Gavur Mahallesi” sergisi İzmir’de açıldı.

Şu ana kadar sergiyi yüz binlerce insan ziyaret etti. Sergiye gösterilen ilgiden dolayı serginin süresi 7 Mayıs’a kadar uzatıldı.

Sergide 28 tırın taşıdığı 750 ton mermer kullanıldı.

750 ton mermerin ve üstüne üstlük tüm medyanın övgüsü altında ezilen ve ortaya konulan eserlerin devasa boyutları karşısında dili tutulan sergi sever vatandaşların serginin içeriğine yönelik olarak bir eleştiride bulunduklarını görmedim, duymadım. İnternet ortamında da onlarca sayıda sanat, politika sitelerinden, politik çevrelerden farklı bir değerlendirme görmedim, göremedim. Özellikle Atatürkçü çevreler sergiye hayranlıklarını belirtmişler. Ahmet Güneştekin’in kullandığı 750 ton mermer kütlesinin yarattığı baskının çok daha fazlasını uygulayan medya marifetiyle Atatürkçü çevrelerin bilinci ezildi, yok edildi.

Onlar şimdi çalıştıkları mekana, evlerine Atatürk resimleri asarak, Nutuk’tan alıntılar yaparak düşmanlarına hizmet edip kendilerini de yok ediyorlar.

Koca Türkiye’de “Yüzleşme” sergilerini eleştiren bir tek ressam, sanatçı, politikacı, aydın, Kemalist, solcu çıkmaz mı?

Çıkmıyor.

Tümü, izledikleri televizyondaki Babacanların, Davutoğullarının, Garo Paylanların, Kılıçdaroğlu’nun bir benzerine dönüşmüşler.

Adam, Atatürk’e küfür ediyor, Cumhuriyeti aşağılıyor, bizim saftirik Atatürkçümüz de onu elleri patlarcasına alkışlıyor, ona övgüler düzüyor.

İzmir’in 9 eylul.com sitesi – adı da çok anlamlı- Ahmet Güneştekin ile bir söyleşi yapmış. Ressama başka sorularının yanında “Yüzleşme” serisi devam edecek mi?” diye bir soru sormuş. Karşı taraf da sorulan soruya şöyle bir yanıt vermiş:

Ben tarihi, ona tanık olup, ona iştirak edip de görünmez kalanların hikayeleriyle anlatmayı seçiyorum. İnsanlığa karşı işlenen suçlar söz konusuysa , geçmiş günahlarıyla yüzleşmesi toplumları küçültmüyor. Aksine olgunlaştırıyor ve iyileştiriyor.

Emperyalizmin diliyle konuşan etnik milliyetçi kafa, Freudvari bir edayla bizi hasta yatağına yatırıp “Söyle, anlat, itiraf et! Hangi cinayetleri, hangi insanlık dışı suçları işledin ise bir bir ortaya dök ve rahatla. Bu itiraflar, bu kendinle yüzleşmen seni rahatlatacaktır. Haydi başla!” diyor.

Bu çakma Freudların genellikle Ermeni ve Kürt çevrelerinden çıkmasının nedeni, bir türlü aşamadıkları, takıntı haline getirdikleri Cumhuriyetle hesaplaşma düşüncesidir.

Yazımın 1. bölümünde belirttiğim gibi İzmir, Osmanlı’da çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir kentti. Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler kentin ana unsuruydular. Osmanlı’nın yıkılışıyla birlikte özellikle İngilizlerin kışkırtmasıyla Yunanlar İzmir’i işgal ettiler. Ege Bölgesi’ni ve İstanbul’u alarak “Büyük Yunanistan’ı kurma” düşüncesi, Osmanlı’nın Rumlarını da girdabına almıştı. İzmir’in işgal günü, İzmir’li Rumlar evlerine, iş yerlerlerine Yunan bayrakları asarak şenlikler düzenlemişlerdi. Dört yıl süren işgal döneminde Rumlar,işgalci Yunan ordusuyla birlikte Türk halkına zulüm uygulamışlardı. Büyük Taarruz’la birlikte “Büyük Yunanistan” hayalleri de yerle bir olmuştu.

Büyük çatışmaların ardından gelen barış döneminde, yaşadığı topraklara ihanet eden Rumlarla birlikte yaşama koşulları ortadan kalkmıştı.

Avrupa genelinde ise 1. Dünya Savaşı sonunda birçok ülkenin sınırları yeniden çizilmişti. Yeni devletlerin sınırları içinde çok farklı azınlıklar kalmıştı. Kurulan ulus devletlerin aynı etnik unsurlardan meydana gelmesi için karşılıklı göç anlaşmaları yapıldı. Türkiye- Yunanistan, Türkiye-Bulgaristan, Bulgaristan-Yunanistan, Bulgaristan-Romanya göç anlaşmaları düzenlendi.

2. Dünya Savaşı sonrasında da Ukrayna, Polonya, Almanya, Çekoslovakya, Macaristan, Yogoslavya ülkeleri arasında nüfus kaydırmaları yapıldı.

1924 Mübadele Anlaşması ile Türkiye’den 1.200.00 Ortodoks Rum Yunanistan’a gönderilirken Yunanistan’dan da 500. 000 Müslüman Türk Türkiye’ye göç ettirildi.

İnsanların isteği dışı bir yerden başka bir yere gönderilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanlar mal varlıklarının yanında anılarını, sevdiklerini, kişisel tarihlerini de bırakıp gittiler. Koşullar onlara istemedikleri bir yaşamı dayattı ve mutsuz oldular. Göçün acılarını her iki halk da çekti.

Yazımızın konusuna dönecek olursak Güneştekin’in sanat etkinliğinde Rumlar yer alırken Türk göçmenlere hiç yer verilmemiş. Dünya sanatçısı olduğunu iddia eden ressamımız, Türklerin çektiği acılara karşı neden bu kadar duyarsız? İçinde biriken Türk düşmanlığının zehiri gözlerini de kör etmiş. Aşağıda yer alan fotoğrafta Yunanistan sınırları içinde yer alan Kavala’da çekilmiş. Türkler yatak yorganı denk edip istiflemişler. Torbaların arasında sandıklar da var. Zavallı Türklerin Rumlar gibi bavulları da yok!

750 ton mermerin arasına sıkışmış bavullar, giden Rumların umutları, hayalleri, yaşanmışlıklarıdır. Mermer, Rumları istemedikleri bir yola zorla sokan otoriteyi temsil ediyor. O da bildiğiniz gibi Türk yönetimi… Bizim ressamımız aynı sergiyi tersten Yunanistan’da açabilir mi acaba? Mermer blokları arasında ezilen, yok olan Türk göçmenlerin acıları fikrini Yunan makamları nasıl karşılarlar? Bizde olduğu gibi sergiye politikacılar, iş adamları, belediye başkanları katılırlar mı? Yoksa sizi hemen sınır dışı ederler mi? Yunanistan’da yüz binlerce insan, Türklere yapılan Yunan zulmünü görmek için sergiye koştura koştura giderler mi?

Ben gitmezler diyorum.

Bizde siyasetin de kültürün de şirazesi kaymış ve yozlaşmış.

İkiyüzlü, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, böyle bir yozluğa çanak tutup ortam hazırlıyor. Bir yanda işine geldiği yerlerden alıntılar yapıp Atatürkçülük taslarken diğer yandan da Cumhuriyeti ve Kemalizmi yok edecek eylemlerin içinde yer alıyor.

Ege Bölgesi’ndeki ve Trakya’daki CHP belediyelerinde olan Yunan sevgisi üstünde durup düşünmeye değer. İzmir’in Kurtuluşu ile ilgili Büyükşehir’in açıklamalarında ve Tunç Soyer’in konuşmasında İzmir’in kimin işgalinden kurtulduğunu bir türlü öğrenemedik. Basının bu konu üstüne gitmesine rağmen Tunç Soyer inatla, “İzmir, Yunan işgalinden kurtuldu.” demedi.

Ahmet Davutoğlu’nun ideolojik çizgisinde yayın yapan “KARAR.” adlı bir günlük gazete var. Karar’ın köşe yazarı Yıldıray Oğur, “Gavur Mahallesi’nde bir akşam…” başlıklı yazısında sergiye ait düşüncelerini anlatmış. Türkiye’de sağın siyasal çizgisini anlamak için bizlere önemli ip uçları veriyor. Bildiğiniz gibi Kemal Kılıçdaroğlu bir konuşmasında, “Ahmet Daavutoğlu ile görüşlerimiz yüzde 99 örtüşüyor.” demişti. Bu saptama üstünden Yıldıray Oğur’un yazısını okuduğunuzda doğru sonuçlara varacağımıza inanıyorum.

Köşe yazarı, yazının başında sergi ile bilgi verdikten sonra konuya şöyle giriyor:

Bir zamanlar HDP konvoylarına genç kızların taş attığı, balkonlardan yılın bütün günleri Atatürklü Türk bayrakları sallanan ulusalcılığın başkenti İzmir’de İzmirlilerin sergide yer alan faili meçhullerin adlarını taşıyan tabela duvarının önünden geçerken, Kürtçe dil yasaklarını anlatan esere bakarken, Sur’daki çatışmalardan kalan enkazı izlerken ne düşüneceğini göreceğiz. Ama serginin ev sahibinin CHPli İzmir Belediyesi olması artık bir liman şehrinde sakil duran, onu dünyadan koparan ideolojik duvarda delikler açıldığını söylüyor.

Ardından sözü mübadillere getiriyor ve “İzmir hâla bu ‘gavur’ geçmişle barışamamış bir şehir” diyor. Yunanların İzmir’i terk ederken çıkan yangında yanan Ermeni mahallelerinin adlarını saydıktan sonra yangını “faili meçhul” ilan ediyor. Oysa bu yangınla ilgili o döneme tanıklık edenlerin yazıları ortada dururken ima yoluyla Türkleri suçlamak Karar gazetesi yazarına çok yakışıyor.

“Gavur Mahallesi” sergisinin gala yemeğine Türkiye’nin kalbur üstü kişileri katılmıştı. Ertuğrul Özkök, katıldığı bu yemeği destansı bir havada uzun uzun yazmıştı. Yıldıray Uğur’da sözü yemeğe ve İzmir Belediyesi’nin kurduğu Mübadele Korosundan dinledikleri Türkçe ve Rumca şarkılara getiriyor ve bize yaşanan ortamı şöyle anlatıyor:

…Koroyu alkışlayanlar arasında kısa bir zaman önce Türkiye’nin maliyesini yöneten Güneştekin’in hemşerisi, Türkçeyi ilkokulda öğrenmiş Batmanlı Kürt Mehmet Şimşek oturuyordu. Yanına yaklaşan İzmirli CHPlilerin bile sizin zamanınızda ekonomi çok iyiydi diyerek iltifat ettikleri ülkenin en parlak ekonomistlerinden biri artık Londra’daki bir fonda yönetici ve ıskartada. Şarkıları dinlerken İzmir Belediyesi’nin yetkililerinden biri kulağıma eğilip ‘Bir gün Kürtçe de şarkılar da dinler miyiz İzmir’de’ diye sordu. Buna biraz daha var ama Türkiye’nin her kesiminde yavaş da olsa bir değişme, kendini sorgulama olduğu açık…

Güneştekin’in hemşerisi ve aynı zamanda serginin şeref konuğu olan Mehmet Şimşek’i Davutoğlu’nun gazetesinde köşe yazarlığı yapan Yıldıray Oğur’un övmesinde yadırganacak bir yön yok. Çünkü aynı hükümette yer alarak Türkiye’yi uluslararası sermayeye talan ettirdiler. Babacan ve Davutoğlu katıldıkları televizyon programlarında içinde yer aldıkları ve görev yaptıkları dönemi ısrarlı bir biçimde savunuyorlar.

Tuhaf olan şey, bu koroya CHPlilerin de katılmış olması…

Oğur’un demesine göre, İzmirli CHP’liler, Mehmet Şimşek’e, “Sizin zamanınızda ekonomi çok iyiydi.” demişler.

Evet iyiydi.

İki binlerin başında dünyada ucuz ve bol olan para, Türkiye’ye getirildi. Faizle alınan borçlar beton ekonomisine yatırıldı. Vatandaşlara kredi açılarak tüketime yönlendirildi. Alınan borçla yaşanan lüks hayatın da bir sonu vardır. Borç ekonomisi 2020lere gelindiğinde iflas etti. Bugün yaşadığımız yoklukların, ekonomik iflasın sorumlularından biri de Mehmet Şimşek’tir.

Bizim CHPliler ona övgüler düzüyorlar.

Şimdi Davutoğlu ve Babacan’la el ele tutuşarak Türkiye’yi düze çıkaracaklarmış.

Mehmet Şimşek, İngiltere’deki Exeter Üniversitesi mezunudur.

Aynı okulda Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Hulisi Akar da eğitim gördüler.

Bu okulun en önemli özelliği, devlet adamı yetiştirmesidir. Değişik ülkelerde görev yapan cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve devlet yönetiminde görev alan bürokratlar bu okulda İngiliz terbiyesi alırlar ve yaşamları boyunca da İngiliz kraliyetinin çıkarlarıyla uyumlu bir görev yaparlar.

Kılıçdaroğlu, iki ay sonra Cumhurbaşkanı olunca İzmirli CHPlilerin çok sevdiği Mehmet Şimşek’i Maliye Bakanı olarak atayarak onları çok sevindirir inşallah!

Haberi alan CHP’liler Alsancak Meydanı’nda toplanarak Kürtçe şarkılar söyleyerek, zılgıt çekerler, halaya dururlar. Böylece “ulusalcı kimliği ile çağın dışına düşen İzmir” çağı yakalayarak Yıldıray Uğurların, Babacanların, Ahmet Güneştekinlerin, Mehmet Şimşeklerin kentine dönüşür.

Ve böylece ülkeye, o çok özlenen, beklenen demokrasi gelmiş olur.

Yazar hakkında

Ferit Gültekin

Yorum bırak

6  ×    =  18

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.